Vefa ve Fedakârlık Filmi Birleşen Gönüller Üsküp'te

Vefa ve Fedakârlık Filmi Birleşen Gönüller Üsküp'te

2003 yılında yayınlanan Niyazi Sanlı’ya ait Aşka Son Bakış kitabının gerçek hikâyesinden uyarlanan Birleşen Gönüller’in senaryosunu Serkan Birlik ve Özge Aras kaleme aldı.

Oldukça yüksek bir bütçeye mal olan yapımın çekimleri Bulgaristan ve İstanbul'da gerçekleşti. İkinci Dünya Savaşı döneminde geçen bir aşk hikayesini konu ediniyor. 1940’lı yıllardan günümüze uzanan bir aşk hikayesine odaklanan yapım, kalplerinde büyük bir sevdayı taşıyan, ne yılların ne de yolların bu sevdayı aşındırmasına izin vermeyen fedakar insanların hikayesini anlatıyor. Filim bu hafta Üsküp'te vizyona giriyor. Birleşen Gönüllerin hikayesi şöyle; Takvimler 1990’lı yılları işaret ettiğinde, günlerden bir gün, Yunus ve Dilek çifti, ellerinde valizleri ve yanlarında iki çocuklarıyla düşerler Kazakistan yollarına. Ama bu gitmek başka bir gitmektir onlar için.

Amaçları bellidir; insanlara yepyeni ilim ufukları açabilmek... Dilek bundan sonra dilini, kültürünü bilmediği bir ülkede yaşayacak olmanın endişesini ve korkusunu taşırken, Yunus öğretmen ise açacakları Kazak-Türk Lisesi’nin heyecanını duyar kalbinde. Bir an bile dinmeyen neşesi, ne olursa olsun kırılmayan şevki ile okulu yetiştirmenin mücadelesini verir. Sabırlı adamdır Yunus, eşi için ise aynı cümleleri kurmak zor. Dilek yokluğun giderek arttığı bu yerde daha fazla kalmak istemez. Tüm bunlar ikisi arasında sorun oluşturur. Ama komşuları Cennet teyzenin anlatacakları Dilek’e güç verir. İşte buradan sonra filmin ana hikâyesi devreye girer.Dünya Savaşı’nın patlak verdiği günlerin Sovyet Rusya’sı, bir yanda Naziler, diğer yanda ise Kızıl Ordu... Haritaların sürekli değiştiği, şehirlerin arka arkaya düştüğü ve silah seslerinin bir an bile susmadığı günlerde, Kuzey Kafkasya’da yaşayan Türkler de birçok acıya maruz bırakılır. Kimi sürülür evlerinden kimi de çalışma kamplarına gönderilir. Genç erkekler cepheye alınır. Cennet ile Niyaz’ı düğünlerinin ertesi günü ayıran da bu olur. Niyaz, Cennet’e duyduğu aşkı yüreğine basıp orduya katılmak zorunda kalır. Nazi işgalinin köylerine kadar geldiğini duyduğu zaman artık onu kimse orduda tutamaz. Cennet ise bir Rus kızını Nazilerden saklayınca tüm köy cezalandırılır ve vagonlara doldurulup esir kamplarına sürülür. Ancak bir söz vardır ortada “Ölene kadar bekleyeceğim...

‘Birleşen Gönüller’ filminin başrollerini Hande Soral ve Serkan Şenalp paylaşıyor, yönetmenliğini ise Hasan Kıraç üstleniyor. Oyuncu kadrosunda ayrıca Sema Çeyrekbaşı ve Atılgan Gümüş gibi isimler de yer alırken, Makedonya Türklerinden Sinema ve Tiyatro Sanatçısı Mustafa Yaşar'da oyuncular arasında. Birleşen Gönüller filminin Makedonya'da gösterime girmesi dolayısıyla Mustafa Yaşar ile özel röportaj gerçekleştirdik.

Kumanova’nın köklü Türk ailelerinden Yaşar Bey’lere mensup olan Mustafa Yaşar da aslında rol aldığı filmdeki kahramanlar gibi bir eğitimci imiş geçmişte. 1965 yılında liseyi bitirdikten sonra Kumonova yakınlarında bulunan 45 hanelik Dılga köyünde, Türkçe sınıfının öğretmensiz kalmaması için gönüllü olarak öğretmenlik yapmış kendisi. Bu köyde tam 5 yıl Türk öğrencilerinin eğitimine katkı sağlamaya çalışmış.. 

43 yılımı Üsküp Türk Tiyatrosu'na Verdim...

Mustafa Yasar 302231971 yılında Üsküp Türk Tiyatrosunun açtığı bir ilana başvurması üzerine tiyatro hayatına başlayan Mustafa Yaşar, şunları anlatıyor; ''Benim her zaman tiyatroya karşı özel bir ilgim vardı. Amatör olarak derneklerde ve okulda oyunculuk yapıyordum. Bundan dolayı açılan bu konkursa katıldım. Ben alaylı olarak tiyatroya girdim. Saygı değer, benden daha büyük tiyatrocu abilerimin yardımlarıyla tiyatroyu profesyonel olarak yapmaya başladım. Türk tiyatrosunda güzel fırsatlar önümüze çıktı, ben de mümkün olduğu kadarıyla gelen fırsatları değerlendirmeye çalıştım. Tiyatro yaptığım dönemler de her zaman bir eksiklik hissediyordum kendimde. Bu yüzden üniversite’yi dışarıdan bitirmeye karar verdim ve azmederek Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü çok geç yaşlarda tamamladım. Yaklaşık 43 yıl boyunca Türk Tiyatrosunda sergilediğim oyunlarla hizmet verdim. Tiyatro yıllarım dolu dolu geçti. 1980’li yıllarda sinema filmlerinde rol almaya başladım. Birçok Makedon yerli dizilerinde diğer Tiyatrocu arkadaşlarımla birlikte yer aldım. Türkiye Film sektörüne ilk olarak Elveda Rumeli dizisi ile girdim. Güzel bir proje oldu Elveda Rumeli, daha sonra farklı dizilerden de teklifler aldım. Hayde Bre sinema filminde yer aldım. Daha sonra Kurtlar Vadisi filminde oynadım."

Küçük Kıyamet dizisinden sonra Birleşen Gönüller filmi için teklif geldi...

Samanyolu’nun çektiği Küçük Kıyamet dizisinde yer aldığını aktaran Mustafa Yaşar, ‘Küçük Kıyamet dizisi her hafta başka konular işlediği için farklı oyuncular oynuyor ama buna rağmen beni beğenip 3 sefer çağırdılar.'' diyor. Mustafa Yaşar; “O sırada filmin senaristi ile tanıştım. Çok samimi olarak yaptığımız bir konuşma sırasında bu projeden bahsetti. Senaryosunun hala tamamlanmadığını fakat bana rol vermek istediğini söyledi. Bende bu nazik teklifi seve seve kabul ettim. Film çekildiği sırada da beni çağırdılar. Çok küçük bir rol olmasına rağmen gerçekten çok etkileyici bir kaç sahne çektik. Niyaz'ın babası rolünde ‘Birleşen Gönüller’ filminde yer aldım.''dedi. 

Mütevazi ve samimi bir set ekibi ile çalıştık...

Keyifli bir ortamda film çekimlerinin yapıldığını aktaran Yaşar, ''Çalışma arkadaşlarımın hoşgürüsü beni çok memnun etti.'' diyor. Yaşar, ''Çok kaliteli bir ekiple çalıştık. Gerçekten çok iyi oyuncular ile genç yetenekler birlikte çok iyi bir iş ortaya koydular. Baş rol oyuncuları ilk filmleri olmasına rağmen verilen tavsiyeleri dinlediler, kendilerine göre yorumladılar. Gerçekten başarılı bir oyunculuk sergilendi.

Filmin kaliteli olmasının bir diğer sebebi de görsel efektlerin etkileyici olmasıdır. Özellikle başarılı bir sanat yönetmeni sayesinde kaliteli görüntüler ortaya çıktı.” Şeklinde konuşuyor.

Film, 2. Dünya Savaşı’nı Kuzey Kafkasya’da yaşayan Türklerin gözüyle anlatıyor

Yaşar, Kırım’lı bir Türk ailesinin 2. Dünya Savaşı sırasında ne tür zorluklar çektiğinin film sayesinde gündeme geldiğini aktarıyor. Mustafa Yaşar, günümüzde de benzeri problemlerin devam ettiğini düşünüyor. “Makedonya’lı kardeşlerimiz soydaşlarımızın yaşadığı zorlukları görecekler ve kendilerinden bir şeyler bulacaklar” diyen Yaşar, Kırım halkının mücadeleci ruhuna hayran kaldığını dile getiriyor.

Umudun ve sabrın filmi...

Eserin bir aşk filmi olmakla birlikte olayların odağında vefa ve fedakârlık kavramlarının olduğunu vurgulayan Yaşar, filmde yurtdışında eğitim hizmetine bayraktarlık yapan gönüllü öğretmenlerin hikayesinin anlatıldığını ifade ediyor. Yaşar, ''Filmde öğretmenin yapmış olduğu fedakarlıkları çok normal görüyorum. Çünkü Türk milletinin ruhunda vefa, sadakat, yardım etme duyguları mevcuttur. Bu açıdan bakıldığında kaybedilmiş değerlerimizin yeniden canlandırılması ve ruhumuza duyurulması adına önemli bir çalışma olduğunu düşünüyorum" diyor. Çektiği sahnelerden çok etkilendiğini aktaran Yaşar, “Orada çocuğunu askere gönderen bir babayı oynuyorum. O esnada ‘çocuğum geri dönebilecek mi’ endişesini yaşarken, hoparlörden Stalin’in sesini duymamla birlikte rejime karşı bir öfke ve nefret hissine bürünüyorum ve iki duygu arasında gelgit yaşıyorum. Bu durum çekim esnasında gözlerimin yaşarmasına yol açtı.'' diyor. Mustafa Yaşar, “Gelinime verdiğim hayat dersi de çok etkili bir sahne oldu. Türklerin inançlarına ve geleneklerine göre eşi askere giden kadın, evinde kocasını bekler, çocuklarını büyütür. Eşi askerde vefat etse bile evlenmez, eşine vefa ve sadakat gösterir. Kendini çocuklarına adar. Umudun ve sabrın en güzel örneğini gösteren Cennet, tipik bir Türk kadını modelini sergiliyor. Millet olarak her zaman geleceğe umutla baktığımızı, bir kısım felaketlere maruz kalsak bile, yine de tekrar derlenip toparlanmayı bildiğimizi bu film de ortaya koyuyor.” şeklinde konuşuyor.