Sanatçı Her Zaman Halktan Birisidir

Sanatçı Her Zaman Halktan Birisidir

Başarının gizemini yansıtmak ve etrafın “beğenerek izliyoruz “görüşlerini almak oyuncunun mutluluğunu gün yüzüne çıkartan eylemlerdir.

Tiyatro dışında yapılan ek bir işle de, sevilenleri tarafından “halktan biri” sıfatından kopmayan oyuncu olarak nitelendirlmek te buna dahil. “Dram Fakültesinde ne olduysa oldu” diye başlı başına bir tümce kurarak oyunculuk kariyerine başlayan, Türk Tiyatromuzun genç ve başarılı aktörlerinden Osman Ali ile gerçekleştirdiğimiz söyleşiyi bu haftaki sayımıza yer verdik.

Tabiri caizse, oyunculuk kitabının sayfalarını hangi tükenmezle karaladığınıza dair başlangıç hikayeniz nasıl oldu?

Daha küçükken bu işi yaptığımı söyleyemem. Orta okulumu Güzel Sanatlar’ın Heykeltraşçılık bölümünde tamamladığım için hayalim o alanda devam etmekti. Özel bir Üniverstede beklediğim bölüm açılmayınca kendimi Dram Fakültesinde buldum.Eskilere dönersek yaşadığım mahallenin tiyatroya sahip olması beni bu çevrenin içinden kopartmadı. Oradaki hocalarla olsun, çalışanlarla olsun hep irtibattaydım.

Bu sanatın örneğini, kimden ve neyden çikartmaya karar aldınız?

Elyesa Kaso başta olmak üzere tabiki hocalarımı örnek alıyordum. Zaten tiyatroda yavaş yavaş ilerlemenle ve ona ilgi duymakla o alanda iç içe oluyorsun. Bişeyleri anlamaya başladığında zaten işini iyi yapan ustaları tanıyor ve onları örnek alıyorsun. Bir oyuncu nasıl olunur diye kendimize soru sorduğumuzda ise ilkönce akla hocalarımız gelir. Hatta onların bile anlattığı ustaları bizim görmemiş olmamıza rağmen, kafamızda canlandırıp onları bile örnek alabiliyoruz.

İlk oyununuzu hatıralarınızda nasıl canlandırıyorsunuz?

Aklıma ilk sahne geliyor. Sahnedeki her şey yeni başlayanlar için büyülüdür. Belki de oaradki masa, sandalye dekorun her bir parçası yapmacık kaçar. Fakültenin başlarında ilk oyunumuz için bunları düşünmüştüm. Gencinden yaşlısına kadar herkes bu işteydi. Bu ilk başlayanlar için zor birşeydi. Zorlukların iyi yanlarına rağmen insanı tedirgin etmek gibi kötü yanı da var.

“Sanatçı” kelimesi size neyi çağrıştırıyor?

Atılan her bürük adımlar doğrultusunda kazanılan şeyleri bir bavula toplamak, sırası gelince bavula toplanan herşeyi ortaya koymaktır. Sanat ve oyunculuk adına herşeyi yapmaktır. Maddi anlamda ise sanatçı her zaman fakirdir. Çünkü gerçek sanatçı halktan birisidir. Bunun yüzünden ek bir iş yapmak durumundasın. Artık sanat adına da bir yere kadar deniliyor. Çünkü şartlar bunu gerektiriyor.

Size göre zor roller var mı?

Bana göre bütün roller zordur. Bir repliği veya bütün bir teksti ezber yapan oyuncuları o kolaydır bu zordur diye ayırt etmemek te olmaz. Ben, bana verilen rollerde az çok zorluk çektim. Zaten zorluk çekmediğin takdirde istediğin yere ulaşamazsın.

Bir oyuncu rolün hakkından nasıl gelmeli?

Hocalarımız bize rolü iyi yapmak istersen gerçek anlamda insanları iyice gözlemlemelisin. Mesela üniversitede iken otobüslere biner, oradaki insanların hareketlerinin sıkı takipçisi olurduk. Onun yürüyüşünden veya en küçük hareketinden hayat hikayesini kafanda çizmiş olurdun.

Bir ara radyoculuk da yaptınız. Bu deneyimi nasıl açıklayacaksınız?

Radyoculuk çok başka bişeydi. Onun için ben ve gönüllü genç arkadaşlarım fazlasından çok şey kattık. Sesimizi diğer kentlere duyuramamıza rağmen yaptığımız iş çok takdir edildi. Hayatımın en mutlu dönemidir. Düşünsenize kimse sizin yüzünüzü bilmiyor ama yaptığınız iş hakkında herkes konuşuyor. Ama malesef tek özel olan bişeyimizi kaybettik ve nasıl neden kapandığını da bilmiyoruz.

Önümüzdeki dönemlerde yeni projelerinizde seyircilere ne sunulacak?

Kesin bişey söyleyemem ama Tiyatronun 60. Yıldönümü adına yeni oyunlar hazırlanıyor. Özellikle Slobodan Unkoski’yle hazırlanacak olan “Arap Gecesi” bizim için de sürpriz oldu.Çünkü oyuncuya güvenip, bizi imkan veriyor.