Solucan(!) bu kez Türkiye’de

Aksiyon dergisinin 820. sayısında “Solucan(!) Real Madrid’de” başlıklı bir habere imza atmıştım. Konumuz Mesut Özil’di. Werder Bremen formasıyla gösterdiği performansla dev kulübün transfer listesini girmeyi başarmıştı. İmza attığında ise Real Madrid formasını giyen ilk Türk futbolcu unvanını almıştı. Onun için ‘solucan’ lakabını kullanan ne Almanlar ne de İspanyollardı. Kimlerdi dersiniz?

BEĞENİLMEYEN YETENEK

Türk spor basınında daha önce defalarca Kaka, Hasselbaink, Sami Hyypia, Shevchenko, Eto’o ve İbrahimoviç gibi isimlerin yıldız olmadan önce Türk takımlarına teklif edildikleri, ancak beğenilmedikleri haber olmuştu.

Benzer bir durumun Mesut Özil’de de yaşandığı ortaya çıktı. Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün, Mesut’u Real Madrid’e imza atmadan 5 yıl önce İstanbul’a getirdiğini ama büyüklerin beğenmediğini açıkladı. Mesut’tan, yakın dostu olan ve o dönemde Schalke başkanlığını yürüten Gerhard Rehberg sayesinde haberinin olduğunu belirten Akgün, Galatasaray Başkanı Özhan Canaydın ile görüşüp gurbetçi futbolcuyu idmana götürmüş.

Galatasaraylı yöneticiler, “Bu çocuk çok cılız. Solucan gibi. Bundan futbolcu olmaz. Denemeye bile gerek yok,” demiş. Sonra Beşiktaş’ın kapısını çalmışlar ama onlar da “Futbolcu tipi yok” diyerek benzer bir tavır sergilemiş. Bu yaşananlardan sonra Fenerbahçe’nin yolunu tutmaya cesaret edememişler. Fenerbahçe’nin yolunu tutsalardı muhtemel “Bugün git 10 yıl sonra gel” cevabını alırlardı. Galatasaray ve Beşiktaş’ın dâhi yöneticileri, Mesut’un görünüşünden notunu verip, kulübün parasının boşa gitmesinin önüne geçmişler.

10 SENE SONRA…

Aksiyon’daki yazım şu cümlelerle bitiyordu: “Bu hikâye aslında, daha çok yaşlı yıldızlara para akıtan Türk kulüplerinin içinde bulunduğu durumu çok iyi anlatıyor. Mesut’un yaşı daha çok genç. Belki 10 sene sonra milyon avrolar karşılığında Türkiye’ye gelip Şükrü Saracoğlu, Seyrantepe ya da İnönü Stadı’nda imza şov yapar!” Yazı Aksiyon’da 23 Ağustos 2010’da yayınlanmıştı.

10 yıl tahminim 5 aylık bir sapma ile gerçekleşti. Pandemiden dolayı imza şov olmayacak. Mesut Özil’i getiren uçağın rotasını 200 binden fazla Fenerbahçe taraftarının canlı izlediğini dikkate aldığımızda daha ülkemize ayak basmadan şov başlamış oldu. Türk spor basının hastalığı olan “Biz yazmıştık” klişesinden yola çıkıp, kendimi bu kadar övmem yeter. Gelelim Mesut Özil transferine…

ALMANYA FAKTÖRÜ

Mesut Özil, “damarlarında asil kan taşıyan” Türkler’in içinden çıkan en kariyerli oyuncu. Bunu daha çok Almanlar’a borçluyuz. Tıpkı korona aşısını üreten Uğur Şahin ve Özlem Türeci gibi. Mesut Özil’e beğenmeyip ‘solucan’ diyen Beşiktaş ve Galatasaray yöneticilerini ayrıca tebrik etmek gerekiyor. Ya “Bu çocukta iş var!” deyip, transfer etselerdi? Muhtemelen gençlere forma vermekten korkan teknik adamlar sayesinde Mesut açmadan solan bir çiçek olacaktı. Zira benzer örneğini çok defa yaşadık. Avrupa’da doğup, futbol alt yapısını alan nice gurbetçi genç, Türkiye yolunun sonunda hüsran yaşıyor.

Mesut Özil 2005’te Türkiye’ye gelmiş olsaydı daha 17 yaşına basmamış olacaktı. Futbolu asla gelişmezdi. Elbette Allah vergisi bir futbol yeteneğine sahip ama Arsene Wenger ve Jose Mourinho kalitesinde Süper Lig’de hocalık yapan isim var mı? Wenger gibi bir ustanın sayesinde Mesut futbolunu geliştirdi. Şimdi “Ülkeme dönüyorum” yorumu yapınca kızanlar var. Sebebi, milli tercihini Almanlardan yana kullanması. Türkiye’yi tercih etmiş olsaydı forma giydiği 3 dünya kupasını 80 milyon gibi evinden seyrederdi. Dahası boynuna 2014’te Dünya Kupası altın madalyasını takamaz, kupayı sevinçle havaya kaldıramazdı. Nasıl Galatasaray ve Beşiktaş yöneticileri Mesut’u genç yaşta transfer etmeyerek isabetli karar verdiyse, Mesut da milli tercihinde o denli isabet etti.

YILDIZ YETİŞTİREMİYORUZ

Türk futbolu yıldız oyuncu yetiştiremiyor. Alt yapıdan yetişip de Avrupa’ya gönderdiğimiz oyuncu sayısı son yıllarda biraz arttı ama öncesinden sadece Arda Turan vardı. Şimdilerde Melih Demiral, Çağlar Söyüncü, Ozan Kabak, Cengiz Ünder ve Yusuf Yazıcı var. Temennimiz bu isimlerin Arda Turan’ın yanlışına düşmemesi.

Kaliteli ayakların yokluğu ligimizin de vasat altı kalmasına yol açıyor. Çare? Elbette kaliteli yabancıları getirmek. Kulüplerin ekonomik durumu ortada. Geriye sonbaharını yaşayan ancak kalitesi hâlâ standartların üstünde oyuncuları transfer etmek kalıyor. Kariyerlerinin son demlerinde yolu Türkiye’ye uğrayan Hagi, Popescu, Anelka, Pierre van Hooijdonk, Mario Gomez, Dirk Kuyt, Wesley Sneijder, Milan Baros, Didier Drogba örnekleri gibi. Bu isimlere Radamel Falcao’yu da eklemek mümkün. Ancak Kolombiyalı’nın müzmin sakat çıkması onu liste dışı bırakıyor.

Fenerbahçe Mesut Özil transferiyle yeni bir akım başlatır diye umuyorum. Galatasaray ve Beşiktaş’ın da bütçelerini dikkate alarak benzer yoldan gitmesi lazım. Zira sezon sonunda çok sayıda ünlü ismin sözleşmeleri sona eriyor. Bedavaya getirmek mümkün. Kaliteli ayaklar, kaliteli lig demek. Şu An ne ligimizin ne de oyuncuların kalitesi Edirne dışına çıkabiliyor. Bırakın lig kalitesini saha zeminleri bile patates tarlası olma yolunda ilerliyor!