Avrupa Süper Ligi ölü doğdu

Avrupa futbolunda bomba etkisi yapan Avrupa Süper Ligi fikrine tepkiler dinmek bilmiyor. UEFA başta olmak üzere ülke federasyonları, ‘imtiyazlı’ lig fikrine toptan karşı çıkıyor. Sadece federasyonlar değil, ligin kurucu takımlarının taraftarları da tepkili.

İngiltere takımları dün ardı ardına Süper Lig projesinden ayrıldığını duyurdu. Önce Manchester City ve Chelsea, ardından Liverpool, Arsenal, Manchester United ve Tottenham… Deprem etkisi bununla da bitmedi, Juventus Başkanı Andrea Agnelli, takımdan istifa edeceğini açıkladı. Manchester United Başkanı Ed Woodward da, yıl sonunda görevini bırakacağını söyledi. Özellikle İngiliz basını ve taraftarları projenin açıklandığı ilk günden bu yana patronlara ateş püskürüyor.

İspanyol takımları Barcelona ve Atletico Madrid projeyi desteklediklerini söylese de, Süper Lig’in başkanlığına seçilen Real Madrid Başkanı Florentino Perez’e de istifa baskısı yoğunlaşmış durumda. Hemen herkes, bu projeyi para babalarının kendilerini kurtarma çabası olarak yorumluyor. Zaten ilk etapta projeye onay veren 12 takımın 7’sinin sahipleri başka ülkelerdeki milyarderler. Geri kalan da bulundukları ülkenin kallavi işadamları.

SÜRPRİZİ ÖLDÜRMEK

Leeds United’ın sahasında Liverpool’La 1-1 berabere kaldığı maç sonrası mikrofonların arkasına geçen teknik patron Marcelo Bielsa şöyle konuştu: “Futbolu ayakta tutan şey zayıfın güçlenme umududur, en güçlünün daha da güçlenmesi değil. Süper Lig’e şaşırmıyorum çünkü dünyada güçlü olanın daha zengin olması ve geri kalanının daha fakir olması gibi bir düşünce var.” Bielsa, yerden göğe kadar haklıydı.

Bir hafta öncesine gidelim. Leeds deplasmanda şampiyonluğa koşan Manchester City’ye konuk oluyor. Maçtan önce genel kanaat, City’nin kazanacağı yönünde. 90 dakika sonunda ne oldu? Maçın büyük bölümünü 10 kişi oynayan Leeds son dakikada bulduğu golle City’yi evinde 2-1 yenip, rakibinin şampiyonluğu ilân edişini geciktirmeyi başardı. Futbolu zevkli kılan sürprizlere açık olmasıydı. Kim derdi ki, plajdan toplanan oyuncularla Danimarka Euro 92’de şampiyon olacak? Euro 2004’te Yunanistan’ın şampiyon olacağına muhtemelen oyuncular bile inanmıyordu.

ZENGİNLERİN OYUNCAĞI

Aslında Avrupa futbolu zaten zenginlerin oyuncağı konumuna dönüşeli çok oldu. Chelsea, 2003’te Rus milyarder Roman Abramovich tarafından satın alınmasa, zirveye oynayan bir takım haline gelebilir miydi? Keza City, Arap sermayesini arkasına alıp milyar Euro’luk transfer yapmasaydı bugünkü durumunda olur muydu? Sahipleri yabancı milyarderler olan takımlar Chelsea ve City ile sınırlı değil. Premier Lig’de sahipleri İngiliz kulüp sayısı bir elin parmaklarına ulaşmıyor.

Aynı durum İtalya için de geçerli. Futbol zengin ailelerin yatırım araçlarından biri. Milan ve İnter’in sahiplerinin ABD’li ve Çinli olduğunu hatırlatmaya gerek yok sanırım. Yakın bir döneme kadar bu iki kulüp yine ülkenin en zenginlerine aitti. Milan, Silvio Berlusconi’nin; İnter ise Moratti ailesinindi.

Şampiyonlar Ligi’nde parsayı toplayan, sponsorluk gelirlerine zengin sahiplerinin katkısını ekleyen kulüpler rekabette birkaç adım öne çıkıyor. Avrupa Kupa 1’de artık sürpriz şampiyonlar dönemi kapanalı çok oldu. 1991’de Kızılyıldız’ın, 1995’te Ajax’ın ve 2004’te FC Porto’nun kupayı kazanması istisnadan sayılıyor. Listede Ajax bile var. 1970’li yıllara damgasını vurup, üç yıl üst üste Kupa 1’i müzesine taşıyan Ajax’tan bahsediyoruz. İki yıl önce final kapısından dönünce Ajax’ın varlığını hatırladık!

SAHİPLER HEP YABANCI

Avrupa Süper Ligi’nin 12 kurucusundan 4’ünün sahibi ABD’li: Arsenal, Manchester United, Milan ve Liverpool. Milyarlarca dolara hükmeden bu sahipler için, futbol bir oyundan ziyade bir yatırım aracı. Chelsea’nin Rus, City’nin Birleşik Arap Emirlikleri ve İnter’in sahipleri Çinli. Juventus’un sahibi ülkenin en zenginlerinden Agnelli ailesi. Mal varlığı 13,5 milyar Euro olan aile için Juventus bir prestij markası. Avrupa Süper Ligi’nin kurucuları arasında yer alan 4 Premier Lig ekibinden sadece Tottenham’ın sahibi İngiliz.

İspanyol kulüplerinde durum biraz farklı. Real Madrid ve Barcelona’nın sahipleri kulübün üyeleri, Atletico Madrid’in ise İspanyol Miguel Angel Gil Marin. Real Madrid’in sahipleri her ne kadar taraftar olsa da kulübün hisselerinin yüzde 12,8’i başkan Florentino Perez’e ait. Perez’in malvarlığı ise 2,2 milyar dolar.

DEV KULÜPLER UEFA’YA KARŞI

UEFA ile bu kulüpler arasında uzun süre devam eden görüş ayrılığı daha doğru ifadeyle parsadan daha büyük pay kavgası Avrupa Süper Ligi’ni doğurdu. Jürgen Klopp, “UEFA ve kulüpler için bu tamamen para ile alakalı. Süper Lig için de böyle, mesele sadece para” diyerek kavganın tam adını koydu. Mircea Lucescu’nun şu tespitini de not düşelim: “Süper Lig’in temelinde ABD’de yaptıklarını Avrupa’da yapmak isteyen Amerikalılar var. Kazanılan para belli ki hissedarlara dağıtılacak. Tüm futbol endüstrisine bu paraların aktarılacağını hiç sanmıyorum. Bunun bir spor olduğunu unutuyorlar.”

Zengin kulüplerin imtiyazlı lig düşüncesi yeni bir şey değil. İlk kez 33 yıl önce 1988’de Silvio Berlusconi dile getirmişti. 1986’da Milan’ı satın alan Berlusconi, kulübünün Şampiyon Kulüpler Kupası’ndan (Şampiyonlar Ligi) erken elenmesini içine sindirememişti. Berlusconi, 1988’de Avrupa’nın en iyi 18 takımının katılacağı bir lig önermişti. Tıpkı bugün olduğu gibi kabul görmemişti. Ancak tamamen de yabana atılmamıştı. Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası’nın format değiştirip 1992’de Şampiyonlar Ligi adını almasının ilham kaynağı olarak Berlusconi’yi gösterenlerin sayısı az değil.