Gerçeklerle yüzleşmemiz lazım

Gerçeklerle yüzleşmemiz lazım

UEFA Uluslar C Ligi’nde son maçımızı mağlubiyetle tamamladık. Yenildiğimiz rakip Faroe Adaları, Danimarka’ya bağlı özerk bir ülke.

Avrupa futbolunun averaj ülkelerinden biri olan Faroe Adaları’nın son 40 yılda yendiği 16 ülke arasında artık Türkiye’de yer alıyor. Bizimle birlikte Yunanistan, İzlanda ve Avusturya da listede. Listedeki diğer takımlar ise Faroe Adaları klasmanında yer alıyor. Lüksemburg beraberliği ve Faroe Adaları yenilgisi sonrası eleştiri oklarının yöneldiği teknik direktör Stefan Kuntz’un ‘’Gerçeklerle yüzleşmemiz lazım. Şu an Türk Milli Takımı’nın gerçeği ve kalite anlamında durumu bu.’’ sözlerinin üzerinde durmak gerekiyor.

Sporda rakibe saygı önemli. Rakibi küçümsemek centilmenlik sınırları içinde bulunmaz. Lüksemburg beraberliği ve Faroe Adaları yenilgisi sonrası hemen rakiplerimizin nüfusu üzerinden eleştiriler gelmeye başladı. Başarının nüfusla ilgisi olmadığını anlamamız gerekir. Avrupa’nın en küçük ülkelerinden biri olan 330 bin nüfuslu İzlanda iyi bir yapılanmayla 2014-2018 arasında tarihi başarılara imza attı. 2014 Dünya Kupası yolunda play-off turuna takılan İzlanda, Euro 2016’ya katılıp çeyrek finale kadar geldi. Yine 2018 Dünya Kupası katılımcılarından biri olmayı başardı. Başarı iyi bir yapılanma, altyapı ve futbol kültürü oluşturmaktan geçiyor. Elbette Lüksemburg ve Faroe Adaları’nın büyük hedefleri yok. Mütevazi kadrolarıyla en iyi başarıyı hedefliyorlar. Yenilgi sonrası, balıkçı, kaynakçı, bankacı ve bekçilere yenildik demek rakibe saygısızlıktır.

Yenilginin mazereti elbette olamaz. Ancak Kuntz’a kulak vermek gerekiyor. Bir türlü gerçeği kabul etmiyoruz. Kuntz bir anlamda ‘kral çıplak’ dedi. Kuntz’un gitmesi de sorunu çözmeyecek. Tepeden tırnağa reform gerekiyor. Şenes Erzik gibi futbol adamına ihtiyaç var. Tribünlere oynamayan, saman alevi başarılarla tatmin olmayan, cesur kararlar verecek yöneticilere ihtiyaç var. Sorun sadece federasyonla sınırlı değil. Kulüplerin durumu ortada. Çeyrek asır sonra Şampiyonlar Ligi’nde olmayan bir ülkeyiz. Dört büyükler borç deryasında yüzüyor. Her sezon bir düzineden fazla oyuncuları kadrosuna katan dört büyükler, çoğundan verim alamıyor. Kulüp başkanları tribünlere oynamayı tercih ediyor.

Çözüm üretecek paydaşlar bir masa etrafında buluşmaktan kaçınıyor. Kulüpler ve federasyon birbirine laf yetiştirme derdinde. Sadece aleyhlerine karar olduğunda ses ediyorlar. Spor basını zaten diplerde. Gerçi basın mı kaldı ki, spor medyası düzgün olsun? Keza hakemlerimiz VAR’a rağmen düşük performans göstermeye, maç içinde standart tutturamamaya devam ediyor.

Bir de taşın altına elini koyması gereken futboldan ekmek yemiş eski futbolcular var. Tamamına yakını kolayı seçip, TV’lerde yorumcu oluyor. Oynadığı takımın kontenjanından yorumcu koltuğuna oturan bu isimler, eski takımının taraftarına göz kırpan, formasının rengiyle yorumlar yapıyorlar. Hani yorum denilirse yaptıklarına! İçi boş hamaseti yorum ambalajıyla sunuyorlar. Ülke futbolu adına elini taşın altına koymadan konfor sürüyorlar. İşte Rıdvan Dilmen. En ünlü yorumcu. Katkısı nedir Türk futboluna? Teknik adamlık kariyeri başlamasıyla bitti. Ne yönetici ne de yöneten oldu. Sadece konuşmayı seçti.

Kuntz’un bileti büyük ihtimalle kesilecek. Yerine düşünülen isimlere baktığımızda gelecek adına umutlu olamıyoruz. Sergen Yalçın en öne çıkanı. Şaka gibi. Gittiği hiçbir takımda istikrarlı olmayan Sergen Yalçın mı yerdeki Türk futbolunu kaldıracak. Beşiktaş’ı şampiyon yaptı ama ya sonrası? Şampiyonlar Ligi’nde sıfır çekti. Şampiyon hoca olarak başladığı sezonun sonunu getiremedi. Bir diğer isim Şenol Güneş. Bir yıl önce yerin dibine batırıp gönderdiğimiz isim. Şaka gibi ülkeyiz vesselam.

Futbolun tüm aktörleri bir masa etrafında buluşup, uzun vadeli bir plan yapması gerekir. Bunu Belçika yaptı başarılı oldu. İzlanda yaptı başarılı oldu. Danimarka yaptı başarılı oldu. Kuntz’un dediğine katılıyorum, ‘Gerçeklerle yüzleşmemiz lazım.’’ Yoksa daha çok Faroe Adaları benzeri mağlubiyetler görürüz.