Sait Süleyman: Eskiden Futbolun Tadı Vardı

Ülkemizin geçmişte başarılı Türk futbolcularının izini sürmeye devam ediyoruz.

Sait_Suleyman_88af3.jpgBöylece futbola olan ilgiyi uyararak geleceğin dünyasında spora daha ilgili ve daha başarılı bir jenerasyonun gelmesine katkı sağlamak istiyoruz. Hayatını, çalışmalarını, özeleştirilerini, “keşkeler”ini ve diğer hususları konuşmak için yetmişlerde ve seksenlerde top koşturan ünlü Üsküp’lü futbolculardan Süleyman Sait’le bir söyleşi gerçekleştirdik.
Sait, 1947 yılında Üsküp’te tanınmış bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş. Babası Üsküp’ün meşhur müderrislerinden Hafız İdris Efendi Süleyman.

Futbola nasıl başladınız? Kariyeriniz nasıl gelişti?

1960 yılında Tefeyyüz İlkokulunda 6. sınıf öğrencisiydim. Bir gün beden eğitimi dersi esnasında Vardar futbol takımından bir ekip geldi. Hocamızdan seçmeler için öğrenci talep ettiler. Bunu bütün Üsküp ilkokullarından talep etmişler. Ve gün geldi biz kendimizi bir kalabalığın içinde Vardar stadında bulduk. Bize 15 dakikalık süre tanındı. Top oynadık, çalım yaptık, vuruş gösterdik ve geldiğimiz gibi eve döndük. Çok geçmedi rahmetli beden eğitimi hocamız yanına çağırıp müjdeyi verdi: beni o kalabalık grubun içerisinden seçmişler. Hemen antrenmanlara başladım. Sabahlar okulda, öğleden sonra ise sahadaydım. 1961 ve 1962 Yugoslavya’sının en büyük futbol kampına Brovova’ya katıldım; bu kampta profesyonel havayı teneffüs etmemin yanı sıra yetmişlerde ve seksenlerde Yugoslavya’nın futbol starları olan kişilerle arkadaşlıklar kurdum. Daha yaşlı okurlarınız hatırlayacak; Blagoya Paunoviç, Kole Akimoviç, Dinamo’dan Maryan Novak, Hayduktan Bonaçiç, Olimpiya’dan Danilo Popiva vs. benim uzun seneler arkadaşlığımı sürdürdüğüm kişiler. Vardar takımıyla 4 sene içerisinde sadece geniş katılımlı kamplara değil Yugoslavya’nın dört bir yanına gittik, gezdik, oynadık ve kendimizi gösterdik. Bu süreden sonra Vardar’ın ümitler takımına dahil edildim. 1964’te takımla beraber Almanya’ya bir turnuvaya katılmak üzere gittik. Bayern Münhen’le finalde oynadık. Kalede meşhur Setmayer vardı. Diğer tanınan oyuncular arasında Berti Foks, Bekembauer ve Gert Miller gibi dünyaca meşhur oyuncular vardı. Bütün takımımızın özgüveni yüksekti. Turnuvayı biz kazandık. 89. dakikada kornerden bir gol attım ve maçın oyuncusu seçildim. Karşılığında altından yapılmış bir kol saati verildi. Tabi ki bununla iş bitmedi. Hemencecik Bayern Münhen’de kalmak ve orda oynamak teklifi geldi. Ailevi nedenlerden dolayı kabul edemedim. Bu olay bütün Yugoslavya’da yankı yaptı. 1965’te 18 yaşında Vardar’ın ilk takımına dâhil edildim. Böylece Yugoslavya’nın birinci liginde oynamaya başladım. Fakat bir talihsizlik yaşadım. Kıskançlığın yaptırmayacağı şey yok. Dinamo ile maçımız vardı. Antrenmanda kasten yaralandım. Sokrat, Lazar ve İlija Moysov kardeşler Vardar’da oynuyorlardı. Kardeşlerini yerime oynatabilmek için oynarken beni kasten yaraladılar. 6 ay gibi bir süre sahalardan uzak kalmaya mecbur bırakıldım. Teknik Direktörüm Hugo Ruşevlyanin ve Antrenörüm Duşan Baragiç bu olayı kabullenemeyip istifa ettiler. Beni gerçekten çok seviyorlardı. Altı ay sonra tekrar sahalarda döndüm ama benim için Vardar’da yer yoktu artık. Ovçepole’de oynadım 6 ay gibi bir süre. Ruşevlyanin Prilepe takımı Pobeda’ya geçmiş bu süre zarfında ve hemen beni davet etti. Burda bir sene oynadım. Ruşevlyanin buradan da ayrıldı. Bu dönemde 15 sene Makedonya ikinci liginde top koşturan Sloga Yugomagnat ekibi benim için ilgilenmeye başladı. Teknik direktörü Yovo Nikuşevdi. Kabul ettim ve Üsküb’üme döndüm. Güzel bir takım oluşturduk ve birinci ligde girmeyi başardık. Sloga’dan da bir daha ayrılmadım. Futbol kariyerimi 1977’de Çayır stadında noktaladım. Fakat spordan bir türlü vazgeçemeyip 2000 yılına kadar Sloga’da antrenör olarak görev yaptım.

Dikkatimi çekti. Bayern Münhen’den teklif aldınız. Yurtdışında veyahut Yugoslavya’nın meşhur takımlarında oynamayı düşünmediniz mi?

Düşünmez miyim?

Bu olay hala içimde bir ukde olarak kalmıştır. Fakat biliyorsunuz, biz aileye bağlı bir milletiz. Örnekler vereyim isterseniz?! Pobeda’da oynadıktan sonra bir iki ay halamın yanına İstanbul’a gittim. Orada kaldığım sürece İstanbulspor ve Galatasaray’la görüştük. Galatasaray bir deneme süresi verdi. Edirnespor’a karşı oynama hakkı tanındı ve ilk maçta gol attım. Oyunumu beğenip hemen teklif verdiler. 2 yıllık anlaşma imzalamamı istediler. Karşılığı 45 bin liraydı ki o zaman için büyük bir meblağ idi. Cevabım şöyle oldu:” babamdan izin almam gerekiyor”. Babama sordum ve cevap aynen şöyle oldu: “ Kal ama bir daha dönme”. Mecburen döndük. Başka bir olay daha vardı. Saraybosna meşhur Yugoslavya takımlarından Jelezniçar’dan Üsküp’teki evimize bir heyet geldi. Babamla 5 saat bir ikna çalışması yaptılar. Para teklifleri, Haftada bir uçakla gidiş dönüş bileti ve neler neler sundular. Babam, ta başından hayır demişti ve kararından hiçbir insanoğlu vazgeçiremezdi artık. Aynı şekilde Bayern Münhen teklifinde de oldu. Biz de baba sözü dinlerdik. Hayır dediyse hayırdır ve yaptığımız gibi Sloga Yugomagnat’ta kariyerimi noktaladım.

Eskiden futbol nasıldı şimdi nasıl? Bir kıyaslama yapar mısınız?

Eskiden futbolun tadı vardı. Şimdi futbolda para herşeyin önüne geçmiş. Eskiden milyon avroluk meblağlar konuşulmuyordu. Eski futbol teknik bakımından da daha güzeldi. Heyecan vardı. Sonra, gelişmiş yerel futbol vardı. Yugoslavya ligi çok güçlüydü. Statlar doluydu her zaman. Şimdi ülkemizde baktığımızda futbol nerdeyse yok. Statlar dolmuyor ve lig az takip ediliyor.

Peki, Balkan ligi fikrini nasıl buluyorsunuz?

Doğruyu söylemem gerekirse bunu ilk defa duyuyorum. Balkan ligi çok güzel bir fikir aslında. Futbolun canlanması ve eski heyecanın dönmesi için böyle bir şey yapılması şart.

Gençlere ve futbol dünyasının yetkililerine tavsiyeleriniz nedir?

Gençler mutlaka sporla uğraşsınlar. Çok çalışsınlar ve hedefleri yüksek tutsunlar. Aynı zamanda yetkililere de seslenmek istiyorum. Çocuklarımızın yetişmesi için altyapı sorunlarını çözsünler. Futbol ancak futbol sahasında canlanır, basketbol sahasında değil. Zamanımızda bu şartlar bize sunuldu ve başarılara heyecanla koştuk. Son olarak bir anımı da paylaşmak istiyorum. Eskiden futbolun tadı vardı dedim, antrenmanların da farklı bir tadı vardı. Vardar’da ümitler takımında oynarken kampta bir büfeci vardı. Gol atanlara bedava marmelatlı ekmek veriyordu. Mesela iki gol attın mı o gün iki marmelatlı ekmek yerdin ve inanın bu tat hala damağımda. Çocuklarımızı ihmal etmeyelim, motive edelim ve onlardan en iyisini çıkartalım.