Türkiye’nin en küçük ‘tutuklusu’ Safiye bebek özgür!

Dünyaya geldikten bir gün sonra annesiyle birlikte tekrar cezaevine gönderilen Safiye bebek ve annesi Hatice Şahnaz tahliye oldu. Buruk bir heyecan yaşayan Şahnaz ailesi mutluluğunu Kronos okuyucuları ile paylaştı. Öte yandan anne Şahnaz'ın cezaevinde yazdığı mektup bugün Euronews portalında yayımlandı.

24 Mayıs 2019’da Antalya’da dünyaya geldikten bir gün sonra annesiyle birlikte tekrar cezaevine gönderilen Safiye bebek ve annesi Hatice Şahnaz tahliye oldu. Kronos‘la duygularını paylaşan Şahnaz ailesi özgürlüklerine kavuşma sürecinde kendilerinin yanında olan ve dayanışma gösteren herkese teşekkür etti.

Baba Hüseyin Şahnaz, eşinin üç haftalık hamile iken cezaevine girdiğini hatırlatarak şunları söyledi:

“Bütün hamilelik sürecini cezaevinde geçirdi. Orada doğum yaptı. Kızım Safiye iki aylık olana kadar cezaevindeydi. Geçen çarşamba itibariyle infaz ertelemesi gerçekleşti ve tahliye oldu. Bu zor zamanlarda yanımızda olan herkese teşekkür ediyorum. İnşallah mağdur aileler de bir an önce sevdiklerine kavuşurlar.”

Hamileliğinin büyük bölümünü hapishanede geçiren ve doğum sonrası Safiye bebekle tekrar cezaevine konulan Hatice Şahnaz ise heyecanlı ama buruk olduğunu belirtti. Anne Hatice Şahnaz duygularını şöyle ifade etti:

“Geç de olsa özgürlüğüme ve eşime kavuştuğum için mutluyum. Ama başta iki tane çocuk olmak üzere diğer arkadaşlarımı orada bıraktığım için heyecanım buruklaşıyor. Dilerim ki bir an önce bütün mağduriyetler son bulur. Safiye bebeğin özgürlüğüne kavuşması için katkıda bulunan herkese teşekkür ediyorum.”

ÖZGÜRLÜK YOLUNDA ZORLU SÜREÇ

4 Eylül 2018’den bu yana Antalya Döşemealtı L Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu olan Hatice Şahnaz (28) 9 aylık hamilelik sürecini hapiste geçirmiş, kızı Safiye’yi 24 Mayıs 2019’da Antalya Muratpaşa Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde dünyaya getirmişti.

Henüz 1,5 aylık evliyken tutuklanan Hatice Şahnaz Gülen Cemaati soruşturmaları kapsamında üyelikten yargılanıyordu.

8 Kasım 2018’de Antalya Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmada 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezasına çarptırılan Hatice Şahnaz’ın dosyası Yargıtay’daydı.

Cezayı onaylayan Yargıtay, 5275 Sayılı Ceza İnfaz Kanunu’na göre 6 ay ceza ertelemesi vererek anne ve bebeği tahliye etti. 6 ayın iki ayını cezaevinde geçiren Hatice Şahnaz şimdilik 4 ay evinde olacak.

ÖNCE ANNESİNİN MEKTUBU ÇIKTI SONRA SAFİYE BEBEK

Öte yandan Euronews Türkçe’nin Cezaevinden Mektuplar yazı dizisi için cezaevinden bir mektup kaleme alan Hatice Şahnaz’ın mektubu tahliye olduktan sonra yayımlandı.

Hamileliğini cezaevinde geçiren ve oradayken doğum yapan iki aylık bir bebek annesi Şahnaz, infazın durdurulması kararı üzerine bundan sonraki dört ay boyunca serbest olacak. Ancak yeniden infazın ertelenmesi yönünde bir karar verilmezse cezaevine dönmesi gerekiyor.

Cezaevlerinde en son açıklanan rakamlara göre Şahnaz’ın kızı Safiye gibi 700’ün üzerinde bebek var. Şahnaz da, tahliye olurken Antalya L Tipi Cezaevindeki koğuşunda 3 çocuğu ve annelerini bırakmanın ağırlığını yaşadığını söylüyor.

İşte, Hatice Şahnaz’ın mektubu:

Bu mektubu dokuz aydır tutuklu bulunduğum cezaevinden bir aylık kızımla beraber yazıyorum.

Kilit üzerine kilit vurulan kapıların arkasında kaldığım ilk günlerimde öğrendim anne olacağımı. Sevinçle hüznü aynı anda yaşadım. En güzel haberi en zor imtihanın içindeyken almıştım. Parmaklıkların arkasında başlamıştı bebeğim bu dünya yolculuğuna. Ümitliydim, bebeğimi bu dört duvarın arasında dünyaya getirmeyeceğime; ümidim de dualarım kadar güçlüydü. Hukuk dilinde de vicdan dilinde de söylenenler; bebeğimi özgür bir dünyada kucağıma alacağım yönündeydi. Hamilelik hem güzel hem de zorlu bir süreçtir. Ben bu zorlu süreci cezaevinde bulunarak daha da zor bir şekilde geçiriyordum. İmkanlarımın da kısıtlı olması, cezaevinin ihtiyaçlarımı temin edememesi, mide bulantılarım, cezaevi ortamı, aile özlemim, hastaneye giderken kelepçeli olmam… Ümitlerim geçen bu zorlu zamanlarda yavaş yavaş azalmaktaydı. Ama kapı her açıldığı zaman ümit gözüyle bakıyorduk. En az benim kadar buradakiler de kızımı özgür bir dünyaya getireceğimi ümit ediyorlardı.

Ayakta bile kendi başıma duramazken, komutan; “neden bu kadar asker var?” diye soran doktora, “sen içeridekinin suçunu biliyor musun? Bilsen böyle sormazdın” diye cevap veriyordu. Ben ve küçük bebeğim nasıl büyük bir suç işlemişsek.

Zorluğun içindeki kolaylıklarla teselli olarak geçip gitti dokuz ay. Bir Ramazan günü, bayrama dokuz gün kalmıştı ki artık zaman tamamdı. Bebeğim için anne karnındaki zaman dolmuş, dünyaya gözlerini açma vakti gelip çatmıştı. Her kontrolde hastaneye gidişimiz gibi yine kızımla baş başa çıkmıştık doğum için hastane yolculuğuna. Yine zorlu bir zamanda ben yine yalnızdım. Annelik heyecanımı paylaşacak, yardımıma koşacak, korkularımda teselli edecek tek yakınım dahi yoktu yanımda. Ailemle burada olmam gerekirken, ben kalabalık asker eşliğinde gelmiştim. Ayakta bile kendi başıma duramazken, komutan; “neden bu kadar asker var?” diye soran doktora, “sen içeridekinin suçunu biliyor musun? Bilsen böyle sormazdın” diye cevap veriyordu. Ben ve küçük bebeğim nasıl büyük bir suç işlemişsek.

Bebeğimi kucağıma alınca ne hissetmeliydim? Rahatlama mı, endişe mi yoksa daha büyük korkular mı? Yine sevinçle korku iç içe girmişti. Tabii ki sağlıklı bir evlat için sonsuz şükür doluydu kalbim. Rahatlamıştım çünkü bebeğim sağlıklı bir şekilde kucağımdaydı. Ama bir yandan da korkuyordum. Çünkü cezaevine geri dönecektim. Çaresizliklerin tam göbeğine. _

Doğumdan sonra kızını azıcık öpüp koklayan babasına da tonlarca ağırlıkta özlem, hasret bırakarak yine parmaklıklar arkasına dönecektik.

Minik kızım, ilk bebeğimin kıyafetlerini kendim seçip alamadığım gibi, ailemin aldığı eşyaların çoğunu içeri vermemişler. Malum burası cezaevi, sistem yasalar. Her şey elimizin altında olmadığı gibi bize ulaşması da bir şekilde engelleniyordu. Kural olması yasa olması yeterliydi. Vicdan çerçevesi mi? Onun bu dünyada esamesi okunmuyordu. Kızım Safiye’nin bugün cezaevindeki kırkıncı günü. Bu geçen günlerde yaşadığımız zorluklar; sabahlara kadar uykusuz geçen günlerim, Safiyemi bekletmemek, onun ihtiyaçlarını karşılayabilmek için koşuşturarak yediğim yemekler, banyo yapmak için kızımla kendi aramda tercih yapmam, bir yanda cereyanda kalmasın diye kapıları kapatırken diğer yandan serin tutabilmek için uğraştığım günler; gün geliyor Safiyem saatlerce ağlıyordu, benim ise sebebini bilmeden kızımı avutmaya çalıştığı zamanlar… Öyle zamanlarım oluyordu ki saatlerim günler kadar uzun geliyordu. Bu çektiğimiz sıkıntıların yanında, bu ortamın bebekler için uygun olmaması, en basitinden bir beşiğin temin edilmemesi ve benim o küçük yatakta kızımla beraber yatıyor olmam, ihtiyaçlarımızın tam karşılanmaması, odanın küçük ve kalabalık olması, kantinden alınacak ihtiyaçlarımızın pahalı olması, eşimin asgari maaşla bize yetişmeye çalışmasını düşündükçe bu sıkıntılar daha da dayanılmaz bir hal alıyor.

Annelik heyecanını yaşadığım şu zamanlarda insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey aile oluyor. Ben bu durumda ailemden mahrum kalıyorum ve bütün bu sıkıntılara tek başıma göğüs germeye çalışıyorum.

Gelenler, gidenler her biri ayrı bir hikaye, hepsinden ayrı açılar, ayrı olaylar var. Ama hepsi gözyaşı garantili. İşinden atılanlar, eşini hiç göremeyenler, çocuklarını başkalarına emanet etmek zorunda kalanlar. Hastalıklarla uğraşanlar. Çocuklarından uzakta olmak zor, çocukların burada olması da zor. Her birimizin imtihanı burada aynıymış gibi görünse de herkesin soru kağıdındaki sorular aynı değil. Aynı çaresizlikler yaşanılan olaylar farklı ama acılar aynı. Özlem, hasret, çaresizlik herkeste ortak. Dua cümleleri ayrı dillerden dökülse de aynı anlamlara gelen cümleler.

Bebeğimin de diyecekleri varmış: “Kim içeride ne kadar kalmış bilmiyorum ama ben var oldum olalı içerideyim. Dünyada ağaçlar, ırmaklar var demişlerdi. Ama ben hâlâ hiçbirini görmüş değilim.”

İmtihan büyük ama bir sahibi var. İftira çok büyük ama her şeyi bilen, her şeye gücü yeten Rabbim var. İşte bizler de Rabbime dayanarak bazen gülerek, bazen ağlayarak sabırla, duayla kaybetmeden imtihanın biteceği günleri bekliyoruz.

Bebeğimin de diyecekleri varmış. Onun cümleleriyle son vereceğim mektubuma: “Kim içeride ne kadar kalmış bilmiyorum ama ben var oldum olalı içerideyim. Dünyada ağaçlar, ırmaklar var demişlerdi. Ama ben hâlâ hiçbirini görmüş değilim.”

Please publish modules in offcanvas position.