Miraç hediyelerine şükür, sabaha kadar ibadetle olur

Gündemimiz çok yoğun. Birbirinden çekici olaylar peş peşe geliyor. Heyecanla kitleleri meşgul eden sayısız olayın üzerine gelen koronavirüs, tüm dünyanın dikkatlerini kendine çekti. Çünkü can tatlı, yaşamak güzel, kimse ölmek istemiyor.

Bu yüzden herkes hastalığa dair her gün yeni bilgiler öğreniyor, uygulamaya çalışıyor, hijyene dikkat ediyor, bağışıklık sistemini güçlendiriyor, spor yapıyor, evden çıkmıyor, gıda stokluyor ve daha neler neler yapıyor.

Oysa güvenliğini sağlamaya çalıştığımız en fazla 70-80 yıllık bir ömür. Elbette canımızı ve sağlığımızı korumak hem insanî, hem dinî bir görevimiz.

Ancak geçici hayatımıza verdiğimiz önemi ve değeri ebedî hayatımız için de vermeli değil miyiz? Üstelik bu virüs insanın acizliğini, dünyanın faniliğini, sağlığın ne büyük bir nimet olduğunu göstermedi mi?

İşte tam bu düşünceler içindeyken fani hayatı bakî hayata dönüştürecek fırsatlar peş peşe geliyor. Öncelikle çok sevaplı fırsatlar zinciri olan Üç Aylarla şereflendik. Hemen arkasından Regaib Gecesini idrak ettik. Yarın akşam ise Miraç Gecesini ihya edeceğiz inşallah.

HÜZÜN YILINDA SAADETİN ZİRVESİNE ÇIKIYOR

Peygamber Efendimizin (s.a.v.) Mekke’den Medine’ye hicret etmesinden bir buçuk sene önce, Recep ayının 27. gecesinde en büyük mucizelerden biri olan İsra ve Mirâc mucizeleri gerçekleşti. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) eşi Hatice Validemiz (r.a.) ile amcası Ebu Talib vefat ettikten sonra miraç mucizesinin gerçekleşmesi çok manidardı. Rabbimiz âdeta Efendimizi (s.a.v.) huzuruyla şereflendirmiş, onu teselli etmiş, rahmetin en yücesine mazhar etmişti.

Biz de nefsimiz ve müminler olarak peş peşe gelen acı ve ızdıraplarla kıvranırken Rabbimize teveccüh edip yalvarırsak nice rahmet ve inayet tecellilerine mazhar olmaz mıyız?

İşte o gece Cebrail (a.s.) geldi ve Peygamber Efendimizi (s.a.v.) Mescid-i Haram’dan alıp Burak ile Kudüs’te bulunan Mescid-i Aksâ’ya götürdü. Oradan da, gökyüzündeki harika icraat ve Cenâb-ı Hakkın kudretine işaret eden âyet ve delillerin gösterilmesi için göklere çıkarıldı. Sema tabakalarında bulunan bütün peygamberlerle görüştürüldü.

Bundan sonra “imkân ve vücub ortasında Kab-ı Kavseyn ile işaret olunan” makama çıktı. Kendilerine birçok harika ve acayip şeyler gösterildi. Hakikî mahiyetini bilemeyeceğimiz, anlayamayacağımız bir şekilde mekândan münezzeh olan Cenâb-ı Hakkın kelâmını işitti ve nihayetsiz güzellikteki cemâlini müşahede etti. Miraç, bizim zaman kavramımıza göre o kadar kısa sürdü ki, aynı gece hâne-i saadetine teşrif etti.

İşte önümüzdeki Cumartesi Pazara bağlayan gece, Miraç mucizesinin yıl dönümüdür. Bu gece, Rabbimizin Peygamber Efendimiz Hazret-i Muhammed Mustafa’yı (s.a.v.) ruhen ve bedenen huzuruna kabul edip görüştüğü, konuştuğu ve sayısız nimetlere ve müjdelere mazhar ettiği muhteşem bir gecedir.

KUR’AN’DA İSRA VE MÎRAÇ

Miraç mucizesinin ilk basamağı olan Mescid-i Aksâ’ya kadarki bölüm Kur’an’da şöyle anlatılır:

“Ayetlerimizden bir kısmını ona göstermek için kulunu bir gece Mescid-i Haram’dan alıp çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya seyahat ettiren Allah, her türlü kusurdan ve noksandan münezzehtir. Şüphesiz ki O her şeyi hakkıyla işiten, herşeyi hakkıyla görendir.” (İsra sûresi, 17:1)

Miracın ikinci basamağı da Peygamber Efendimizin (s.a.v.) Mescid-i Aksâ’dan başlayarak semanın bütün tabakalarından geçip İlâhî huzurla müşerref olmasıdır. Bu kısım da Necm Sûresinde şöyle ifade edilir:

“O ufkun en yukarısında idi. Sonra indi ve yaklaştı. Nihayet kendisine iki yay kadar, hatta daha da yakın oldu. Sonra da vahyolunacak şeyi Allah kuluna vahyetti. Onun gördüğünü kalbi yalanlamadı. Şimdi onun gördüğü hakkında onunla mücadele mi edeceksiniz? And olsun ki onu bir kere daha hakikî suretinde gördü. Sidre-i Müntehâ’da gördü. Ki, onun yanında Me’vâ Cenneti vardır. O zaman Sidre’yi Allah’ın nuru kaplamıştı. Gözü ne şaştı, ne de başka bir şeye baktı. And olsun ki Rabbinin ayetlerinden en büyüklerini gördü.” (Necm sûresi, 53: 7-18)

İnsanlık tarihinin en muazzam buluşması olan bu gecede Peygamber Efendimize (s.a.v.) üç büyük nimet verilmiştir. Bunlar beş vakit namaz, Âmenerresûlü ismiyle bilinen Bakara Sûresinin son iki ayeti ve ümmetinden Allah’a şirk koşmayanların affedileceği nimetleridir. (Müslim, Îman: 279)

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde, “Namaz mü’minin miracıdır” buyurarak, namazın bir anlamda Cenab-ı Hak ile buluşmak, görüşmek ve konuşmak olduğuna işaret etmiştir.

ÂMENERRASÛLÜ: EŞSİZ DUA AYETLERİ

Miraç Gecesinin hediyelerinden olan ve Âmerrasûlü diye bilinen Bakara Suresinin son iki ayetinin fazileti hakkında bir hadiste şöyle buyrulmuştur:

“Bakara sûresinin sonunda iki ayet vardır. Kim bunları okursa (dünya ve âhiret maksatları için veya o gecede okuyacağı Kur’ân için) ona yeterlidir.” (Buharî, Fedâilu’l-Kur’ân:10)

Bazı âlimlerimiz burada geçen “yeterlidir” ifadesini “geceyi ihya etmek” şeklinde açıklamışlardır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir başka hadiste ise, bu iki ayeti öğrenip öğretmenin önemi üzerinde durmuştur:

“Yüce Allah Bakara sûresine iki âyetle nihayet vermiştir. Onları okuyana mükâfatını Arş-ı Âlâdaki hazinesinden verecektir. Onları öğrenin, hanımlarınıza ve çocuklarınıza öğretiniz.”

Demek ki bunu öğrenip öğretmek Efendimizin (s.a.v.) emridir. Bu hususta ailemiz ve yakın çevremizi uyarmak, öğrenmeye teşvik etmek gerekir.

Yine muhteşem bir hadiste şu müjdeler verilir:

“Cenab-ı Hak yeri ve göğü yaratmazdan bin sene önce bir kitap yazdı. O kitaptan iki âyet indirdi. O âyetlerle Bakara sûresine nihayet verdi. O âyetler bir evde üç gece okunursa, o eve şeytan yaklaşmaz.” (Tirmizî, Sevâbu’l-Kur’ân: 4)

Miraç mucizesi başta Rabbimizin varlığı ve birliği olmak üzere bütün iman esaslarının hak ve hakikat olduğunu ispat eder. Çünkü ömür boyu hak ve hakikat konuşan, şaka da olsa yalan söylemeyen Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Rabbimizi ve ahiret âlemlerini bizzat gördüğünü söylemiştir.

Bütün ömrü boyunca en küçük bir meselede bile en ufak bir yalan söylemeyen Muhbir-i Sadık’ın (s.a.v.), en büyük bir meselede yalan söylemesi mümkün değildir. Evet, o hak ve doğru görmüştür, hakkı ve doğruyu söylemiştir.

HANGİ İBADETLERİ YAPMALIYIZ?

Kandillerin gecesini Kur’an, namaz ve dua ile gündüzünü de oruçla ihya etmeliyiz. Geceyi uykusuz geçirebilmek için bir gün önceden yeterli uyumalı, mümkünse gündüz kaylule yapmalı, iftardan sonra çay kahve gibi uyku kaçıracak içecekler tüketmeli, gece boyu uykumuz geldikçe abdest tazelemeliyiz.

Her ne kadar Miraç Gecesinin gündüzü ertesi gün olan Pazar ise de, öncesi ve sonrasını ihya etmek için Cumartesi ve Pazar olmak üzere iki gün oruç tutmak çok faziletlidir. Bir engeli olan sadece Cumartesi veya sadece Pazar günü oruç tutarak bunun faziletinden mahrum olmamalıdır. Daha fazla tutan, daha çok sevap kazanmış olur.

Cumartesiyi Pazara bağlayan geceyi ise mutlaka Kur’an, salavat, tövbe-istiğfar, namaz ve dua ile ihya etmek gerekir. Bunun için önceden hazırlık ve plân yapmak lâzımdır. Geceyi topluca ihya etmek, teşvik ve program açısından güzel olurdu. Ancak koronavirüs sebebiyle tedbirli olmak zorunda olduğumuz için ailece ihya etmek, imkân nispetinde çocuklarımızı bile teşvik etmek, hatta ödüllendirmek çok önemlidir.

Bediüzzaman Hazretleri talebeleriyle birlikte Afyon Hapishanesinde iken yazdığı bir mektupta bu gecede yapılacak ibadete şöyle dikkat çeker:

“Leyle-i Miraç, ikinci bir Leyle-i Kadir hükmündedir. Bu gece mümkün oldukça çalışmakla kazanç birden bine çıkar. Şirket-i mâneviye sırrıyla, inşallah her biriniz kırk bin dille tesbih eden bazı melekler gibi, kırk bin lisanla bu kıymettar gecede ve sevabı çok bu çilehanede ibadet ve dualar edeceksiniz.” (14. Şua)

Bu muhteşem fırsatları kaçırmamak için geceyi şöyle değerlendirebiliriz:

Farz namazlarımızı ailece cemaatle kılmakla birlikte evvabin, tesbih, hacet, teheccüd namazlarını ihmal etmemek gerekir.

Kur’an’ı cüz paylaşarak hatim okuyabiliriz. Ayrıca Yasin, Fetih, Rahman, Mülk, Nebe gibi sureleri ve Cevşen’in tamamını okumalı veya dinlemeliyiz.

Büyük Cevşen’den ve Kulübüddaria’dan imkân ölçüsünde dua okumalıyız.

Tövbe istiğfar etmeli ve Peygamber Efendimize (s.a.v.) bol bol salavat getirmeliyiz.

Gecenin sonunda ailece sahur yapıp oruca niyet etmeli, arkasından da sabah namazını cemaatle kılıp dua ve uzun tesbihatı yapmalıyız.

Gecenin her anında, her fırsatta ülkemizdeki ve dünyadaki bütün mağdurlara, mazlumlara, mahpuslara ve masumlara dua etmeliyiz. Her namazın ve her evradın sonunda onların ferec ve mahreci için yalvarmalıyız.

Ayrıca burada bahsettiğimiz bilgileri çevremizle paylaşarak başkalarının da Miraç Kandilini akşamdan sahura kadar ihya etmesine vesile olmalıyız.