Bugünün İşini Yarına Bırak(Ma)!

Bugünün İşini Yarına Bırak(Ma)!

Her şey alarmı ertelemekle başlar.

Bir iki erteleme derken bir bakmışsınız saatler sonra uyanmışsınız. Yahut sabah 9’daki sınavınıza gecenin 2’si olduğu halde çalışmaya başlamamışsınız! Kabul edin, işi ertelemek için kendinizi kandırma ve bahane üretme konusunda uzmansınız. Hatta erteleme hastalığının ilacı olsa bugün değil, yarın içersiniz!

Bugünün işini yarına bırakmaktan keyif alanlar! Erteleme konusunda yüksek lisans yapıp, hızla doktoraya koşanlar! Hatta bu haberin iki satırını okuduktan sonra “Amaaan sonra okurum” diyenler… Kabul edin, ödevlerini cuma akşamından bitirip hafta sonunun keyfini çıkaran çocuklar değildiniz. Ve hâlâ işlerinizi son dakikaya sıkıştırmaktan vazgeçemiyorsunuz. ‘Şimdi yatayım, erken kalkar hallederim’ cümlesi dilinize çoktan yuva yaptı değil mi? Hatta erteleme hastalığının ilacı olsa bugün değil, yarın içersiniz! Felsefeniz belli: Bugünün işini yarına bırak, hiç işsiz kalma!

Erteleme hastalığının psikiyatrik hastalıklar listesinde olmadığına temas eden uzman psikolog Yasemin Eyüpoğlu, “Hastalık diyemeyiz ama ciddi bir disiplin sorunudur.” diyor. Eyüpoğlu’na göre erteleme davranışının amacı kişinin hayatına haz katmak gibi görünse de, bu eğilimin davranışa dönüşmesi çoğu zaman stres, organizasyon bozukluğu ve başarısızlık ile sonuçlanır. Davranışın temelinde ‘bunu yapmak için yarın daha iyi’ düşüncesi yatar.

Ancak o yarın gelip çattığında durum yeniden tekrarlanır ve kişi bir kez daha ‘bunu yarın yapacağım’ sözü verir kendisine. Bu sözler kişiyi ‘erteleyici bunalımı’na sürükler. Elbette zaman zaman işlerinizi erteleyebilirsiniz fakat bu kronikleşmişse hayatınız içinden çıkılmaz bir hale gelebilir.

Neden erteliyoruz?

İnsan neden sürekli erteler? Yasemin Eyüpoğlu, kaygı ve mükemmeliyetçilik anlayışının buna sebep olduğunu ifade ediyor. ‘Ya eksik olursa, ya eleştiri alırsam’ gibi kaygıların zihne erteleme komutu verdiğini söyleyen Eyüpoğlu, en iyisini yapma çabasının da ertelemeye ittiğini savunuyor: “Bireyin zihninde o kadar çok alternatif dolaşır ki tüm bu alternatifleri yerine getirmek ya zaman alır ya da oluşan en ufak bir sorunla yollar tıkanır. ‘En iyisi olmayacak nasılsa’ fikri galip geldiği an zihin o işi erteler.”

Bu durumun çocuklukla ilişkisine de değinen Eyüpoğlu, “Daima en iyi performansı bekleyen anne-babalar, kaygı düzeyi yüksek ve mükemmeliyetçi çocuklar yetiştiriyor. Çocukta oluşan takdir görme, kabul edilme, huzur bulma gibi ihtiyaçlar onu kronik erteleyici olmaya daha müsait hale getiriyor.” diyor.

‘Nasıl olsa hallederim!’

Yasemin Eyüpoğlu, kronik erteleyicilerin bu konfora (!) nasıl eriştiğini de anlatıyor: “Şimdiye kadar üzerlerine düşen işleri bir şekilde kotarmış ve iyi sonuçlar almıştır. Zihinlerinde kendileriyle ilgili ‘Geç de olsa hallediyorum’ bilgisi vardır. Hırsları olmadığından işin daha iyisini ortaya koyma hedefleri yoktur ve son ana erteleseler de sorumluluklarını yerine getirirler. Zaman algıları da farklıdır. Sürekli ‘Nasılsa daha var’ derler. Fakat kaygı düzeyi tavan yapar, bu da beraberinde öfke patlamalarını ve depresif halleri getirir. Erteleyici çevresine değil, kendisine kızgındır.”

Eyüpoğlu, böyleleri için ertesi gün yapılacaklar listesi oluşturmayı, saat ve gün belirleyerek planlı çalışmayı, ajanda ve alarm kullanarak zaman algısını değiştirmeyi, hedefleri küçük parçalar halinde yerine getirmeyi öneriyor.

‘Etrafınızı bubi tuzaklarıyla donatın’

John Perry f8fdc‘Erteleme Sanatı’ kitabının yazarı John Perry’ye göre sistematik erteleyici, dünyanın en etkin insanı olmayabilir, fakat fikirlerinin ve enerjisinin doğal bir şekilde akıp gitmesine izin verir ve asla fırsat bulamayacağı birçok işi başarabilir. Bu tür bir erteleme hiçbir şey yapmamak değil, aksine pek çok işi sırasını değiştirerek yapmak anlamına gelir. Özetle kaytarmanın bir mantığa oturtulması gerekir. Perry, “Öncelikle bir yapılacaklar listesi oluşturun.” diyerek, ilk çözüm önerisini sunuyor fakat onun listesi “Çalar saati kapat, ertele düğmesine basma, yataktan kalk, banyoya git ve tekrar yatağa girme…” şeklinde başlıyor.

Hemen akabinde erteleyicilerin yaşadığı depresyon nöbetlerine karşı müzikten faydalanmayı tavsiye ediyor. ‘Hadi işe başlayalım’ tadında motive eden parçalar öneriyor. Bir başka önerisi ertelemeyenlerle işbirliği yapmak. Onun bir diğer tavsiyesi ise iki erteleyenin yan yana gelmesi ki bu beraberlik ‘yarın ortadan kaybolabilecek bir işi asla bugün yapmayın’ sonucunu doğurabilir. Bu konuda önerileri bol olan Perry, “Yaptığınız işler için kendinize ‘aferin’ deyin. Etrafınızı yapılacaklar listesi, çalar saat ve benzeri bubi tuzaklarıyla donatmayı unutmayın. Hepsinden öte, hayatın tadını çıkarın.” diyor.

Ertelemek kusur değil, sanat mı?

Stanford Üniversitesi felsefe profesörlerinden John Perry, “Artık her şeyi ertelediğiniz için kendinizi kötü hissetmek zorunda değilsiniz. Dünyada ertelemeyi yaşam biçimi haline getirmiş sizin gibi çok insan var ve bu insanlar pek çok işin altından kalkıp başarılı olabiliyorlar.” diyerek, ertelemeyi sanata dönüştürmenin yollarını anlatıyor. Kendisi de teslim tarihleriyle arası iyi olmayan, işe koyulmak yerine kaytarmayı seçen, faturaları ödemek yerine internette gezinen ve önemli işler beklerken başka işler icat eden biri. Kendisini bu şekilde tarif eden Perry, “Birçok insana tuhaf gelebilir ama şu anda profesyonel bir filozofum.” demeyi de ihmal etmiyor.

Onun ‘Sistematik Erteleme’ isimli makalesi Nobel ödüllerinin parodisi olan Ig Nobel ödülünü almış ve Google araması yapıldığında yıllarca arama sonuçları listesinde bir numarada yer almış. Peki, nedir bu sistematik erteleme?

Perry “Tüm erteleyiciler yapması gereken işleri savsaklarlar. Sistematik erteleme bu olumsuz özelliği kendi lehinize çevirme sanatıdır. Buradaki ana fikir, ertelemenin hiçbir şey yapmamak anlamına gelmediğidir. Erteleyen insanların hiçbir şey yapmaması nadiren görülür. Onlar daha az yararlı işler yaparlar. Çünkü daha önemli işten kaçınmanın yolu budur.”