Enaniyetin Gizlisi De Var

Enaniyetin Gizlisi De Var

İnsanı başarıya götüren özgüven aşırıya kaçtığında enaniyete sevk ediyor.

Dengeyi sağlayabilmek, ‘ene’nin yaradılış hikmetini kavrayabilmekten geçiyor.

Daha çok kibir olarak bildiğimiz enaniyet belki de fark etmeden içimizde büyüttüğümüz bir virüs.

Kendimizi dünyanın merkezi olarak görmeye başladığımızda, Allah’ın verdiği imkan ve özellikler ile büyüklenme psikolojisi içine girebiliyoruz. İşte bu enaniyetin en tehlikelisi ise gizli olanı.Benlik duygumuz yani ene, Allah’ın kendi sıfatlarını idrak edebilmemiz için bize bahşettiği en büyük nimetlerden. Bir anahtar olarak bize sunulan ene, hakikate ulaşmakta kullanılabileceği gibi kişiyi kibre de götürebiliyor. Enaniyet ise özgüvenin bir sonraki aşaması olarak algılanıyor. Ancak aralarındaki fark hayli büyük. Mesele sahip olunanın Allah’tan geldiğini bilip bilmemekte.

Özgüven sahibi kişi, sahip oldukları ya da başardıklarının Yaradan’dan geldiğinin bilincindeyken, enaniyet sahibi bunları kendinden biliyor. Enaniyetli kişi dışarıdan çok rahat fark edilse de gizli enaniyete sahip olanların dışarıdan anlaşılması pek mümkün değil. Böyle insanlar, klasik bencil kişilerden farklı davranıyor.

Enaniyetliler, çoğu zaman kibirli tavırlarının anlaşılmasından çekinmezlerken gizli enaniyete sahip olanlar, taktik gereği kibirlerini dışa vurmuyor. Çoğu zaman sinsi bir zekaya sahip olan bu insanlar, bencilliklerinin anlaşılmaması için büyük çaba harcıyor. Aslında neyin doğru, neyin yanlış olduğunun farkındalar. Bu nedenle de enaniyetli bir tavrın diğer kişilerde rahatsızlığa sebep olacağını biliyorlar. İnsanların rızasına son derece önem verdikleri için, onların beğenisini kaybetmemek amacıyla mizaçlarını gizleme yoluna gidiyorlar. Mütevazı olmanın bir meziyet olduğunu bildiklerinden, öyle görünüyorlar.

Böyle insanlar gizli gizli “en akıllı”, “en haklı” olanın kendileri oldukları kanaatindedirler. Bu durumda herhangi bir eksikliği ya da hatayı gururlarına yediremezler.

Yalnızca Allah’tan korkmaları, O’ndan sakınmaları gerekirken, insanların rızalarını kaybetmekten korkarlar. Bu korku da onları bencilliklerini gizlemeye yöneltir.

Enaniyeti saklama yöntemleri

Psikolojik danışman Didem Ertaş’a göre bu kişilerin enaniyetlerini gizleme taktikleri oldukça sinsi. Söz konusu şahıslar bulundukları ortamda ‘en ideal kişi’ izlenimi uyandırmaya çalışır. Enaniyetli kişilerin kendilerini sürekli olarak övmeleri ve ön plana çıkarmalarının yanında, gizli enaniyetliler kendilerini bu kadar çok övmeyebilir.

Farklı hayat tarzlarını, gençliklerini, güzelliklerini, zenginliklerini, iyi eğitim gördüklerini, yabancı dil bildiklerini hareket ve konuşmalarına yansıtarak, değişik üslup kullanarak kendilerini diğer insanlardan farklı göstermeye çalışırlar. Bu şekilde başkalarının kendilerini övecekleri doğal ortamlar oluştururlar. Tevazu sahibi bir insan, gayet sade bir kişiliğe sahiptir, rahatsız edici hiçbir yönü yoktur. Ancak abartılı tevazu gösterileri de enaniyetin önemli bir belirtisi. Çünkü içinde gizli bir enaniyet büyüten kişi, sahte bir tevazu takınarak insanların hoşnutluğunu, takdirini, beğenisini kazanmak ister.

Gizli enaniyetin getirdiği tehlike

Gizli enaniyet, beklenmedik anlarda ortaya çıkması sebebiyle aynı zamanda çevredekiler için tehlike arz ediyor. Çevresinde enaniyetsiz olarak bilinen biri hata yaptığı ya da eleştiri aldığı anda öfkelenip, kontrolsüz hareketler yapabiliyor. Çünkü gizli enaniyet ahlakî bozukluklar ile kendini ele verebiliyor.

Didem Ertaş böyle kişilerin, eksikliği ortaya çıkmasın diye yalan söyleyebileceğini ya da üstün konuma gelmek için başkalarının kusurlarını ortaya çıkartmaya çalışabileceğini nazara veriyor. Hatta bu kişiler hata yapmaktan şiddetle korkar. Bir eksikliklerinin anlaşılması durumunda kendini acındırarak hatta ağlayarak şahsına gelebilecek muhtemel tepkileri uzaklaştırmaya, böylece nefsini korumaya çalışır. Gizli enaniyet taşıyan kişiler dışarıdan bakıldığında neşeli, canlı, normal biri gibi görünür. Günlük hayattaki tepkileri de genellikle doğaldır. Hatta bazı konularda tevazunun taklidini çok iyi yaptıkları için gerçekten öyleymiş gibi de bilinebilirler. Bu kişilerin en hoşlandıkları şeylerden biri de, insanlarla içten içe, gizlice alay etmek. Bu da kendi nefislerini tatmin etme niyetinden kaynaklanır.

Gizli enaniyete sürükleyen nedenler?

Bazen nefis, son derece meşru, rahmani ve faydalı tavırları, gizlice kişinin enaniyetini besleyecek bir zemin bulması için kullanabilir. Böyle biri, ne kadar meşru da olsa, insanları yöneten, onlara akıl veren, eleştiren bir konumda olmaktansa; yönlendirilen, tabi olan, başkalarının gösterdiği yoldan istifade edip onlara uyan bir yaklaşım içerisinde olmayı tercih etmeli.

Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, Risale-i Nur’daki ‘ene bahsi’nde enaniyeti şu şekilde ele alır: “Ehli dünyanın enaniyeti ziyadesi ile inkişaf ettiği için, hassas bir terazi gibi başka enaniyetleri harikulade bir derecede hissedip biliyor. Nasıl kelbin burun hassesi inkişaf ettiği için en ince kokuları mükemmel hisseder. Aynı şekilde ehli dünya da menfi bir tarzda bu ene hassesinde ziyade inkişaf ettiği için hassas bir cihaz gibi farklı, ince ve derin enaniyetleri hissedebiliyor.

Ehli dünya benlik hastalığına müptela olduğu için her şeyi bu hastalığın suizan penceresinden değerlendiriyorlar. Dolayısıyla herkesi benlik hastalığı ile müptela zannediyorlar. Bu hastalıkta derinleştikleri için, suizan penceresi de ona göre derin ve hassastır.” Maalesef enaniyet birçok latîfenin ölmesine yol açıyor. Şahsî ve cemaat enaniyeti olarak iki başlığa ayırdığımızda şahsî enaniyet az veya çok herkeste var. İkincisi ise bir cemaate mensup olmanın verdiği bir bencillik. Halbuki insanları hidayet eden de, o yolları lütuf ve ihsan eden de sadece O (cc). Zira Üstad Hazretleri, 26. Sözde, “Sen, ey riyakâr nefsim! ‘Dine hizmet ettim’ diye gururlanma.” diye cemaat enaniyetine ket vuruyor. ‘Ene’yi (ben) kırmak için ‘nahnu’ya (biz) müracaat etmek tavsiye edilse bile burada da cemaat enaniyeti karşımıza çıkabiliyor. Dolayısıyla her şeyi aşıp ‘Hüve’ye (O) sarılmak kurtuluşun tek reçetesi.