Kendini bil!

Kendini bil!

Hâlâ dünyanın her köşesinde hatta Avrupa’nın yanı başında diktatörler sadece kendi halklarını değil başka halkları da umursamazca ateşe atabiliyor.

Grekçe: Gnothi Seauton! Latince: Nosce te ipsum! Bilinen en eski ilkelerden: Kendini Bil! Antik Yunan felsefesinde önemli bir yeri olan bu deyişin Delphi’deki Apollo Tapınağının girişinde altın harflerle yazıldığı söylenir. Birçok filozof, felsefesini bu ilke doğrultusunda şekillendirmiştir. Sadece felsefe değil bilimlerin de odağında olmuştur bu deyiş. Ve insan bu ilkeyi öyle ciddiye almıştır ki neler yapmamıştır kendini bilmek için. Önceleri insan, ölçülü, ahlaklı, mutlu, iyi bir kişi olma yollarını karakterinde, niyetinde, yapıp etmelerinde, yaşantısında daha çok içebakış yöntemi ile ararken zamanla kendiliğini bilme farklı yorumlanmıştır. İnsan hasta olmamak, sağlıklı kalabilmek, karnını iyi doyurabilmek, güvenli barınaklar inşa edebilmek, iletişim kurabilmek, ticaret yapabilmek, savaşıp zafer elde edebilmek için de kendini bilmeye çalışınca değişik bilim dalları üretmiştir.

Kendini bilmeye yönelik arayış farklı uygulamalar, teknikler ve niyetlerle din, felsefe ve bilim alanlarında farklı şekillerde ortaya çıkmıştır. İnsanlar, tıp, kimya, biyoloji, matematik gibi temel bilimlerin yanı sıra fizyonomi, frenoloji, kiroloji, kranyoloji, antropometri, alometri, patognomi, psikoloji, antropoloji, biyometri ve daha birçok, kimi bilim kimi bilim dışı, yöntemlerle kendini tanımaya çalışmıştır. Ancak bunların bir kısmı mutlu iyi bir insan olma yollarını araştırmaktan çok, insanları sınıflandırmaya, derecelendirmeye hatta ayrıştırmaya odaklanmıştır. Çoğu zaman da yanlış insanların elinde vahşet saçan ırkçı, ayrımcı, öjenik söylemlere zemin hazırlamıştır. Bu çalışmaların bir kısmı çoktan çağ dışı kalırken bir kısmı popülaritesini yitirse de sürekliliğini korumuştur. Bir kısmı ise yeni alanlara evirilmiştir. Günümüzde insan davranışlarını, karakterini analiz eden profil uzmanlığı popüler meslekler arasında yerini almıştır.

İnsanı tanımak onu öngörülebilir kılmak bilginin yanında malumatın da güç olduğu modern dünyanın olmazsa olmazları haline gelmiştir. Bu konuda öyle bir yarış var ki sadece güvenliklerine odaklanan devletler ya da kâra odaklanan şirketler değil bireyler bile günlük hayatlarında, iletişimde önde olmak, üstün olmak ya da tetikte olmak hatta eşini seçmek, muhatabını tanımak ve atacağı adımları önceden kestirmek amacı ile malumat toplamak istiyor. Ama bu malumat toplama arsız şehveti, artık kendini bilmekten daha çok karşındakini röntgenlemeyi hedef alan, çoğu zaman da kural dışı ilerleyen bir yarış haline gelmiştir. İnsanların bu vahşice malumat toplama isteği doğrultusunda teknoloji de tüm alet edevat ve imkanları ile ona tahminlerinin ötesinde bir hizmet sunuyor. Sabah kahvaltısı için yaptığınız alış-verişinizin kaydını alan algoritmik sistemler, seçmeniz muhtemel yemeğin reklamlarını siz henüz öğle arasına çıkmadan, cebinize yollayabiliyor.

16. Yüzyılda ‘bilgi bizatihi güçtür’ diyen ünlü filozof Francis Bacon’dan sonra, modern dönemde Michel Foucault’da, bilgiyi merkeze almıştır. Bilgi, ‘gerekçelendirilmiş, doğru malumat’ klasik tanımından uzaklaşmış adeta malumat ile eşitlenmiştir. Foucault, kuramında iktidarı “yaşamı teşvik etme ya da ölüm noktasına getirmeme gücü” olarak tanımlamış ve bu yönetimi biyo-iktidar diye isimlendirmiştir. Özellikle kontrol saplantısı olanlar için malumatın da güç olması bilişim bilimleri, nöro-biyoloji ve nöro-psikoloji ile birleşince iktidarlar özneler üzerinde daha baskın bir güç haline gelmiştir. Öyle ki insani yardımlar için her zaman yetersiz olan kaynaklar, malumat toplama aşkına neredeyse sınırsız bir cömertlikle harcanır olmuştur.

İkinci Dünya Savaşında Franklin D. Roosevelt tarafından hem istihbari hem de psikolojik savaş teknikleri geliştirmek hatta savaş sonrası stratejiler belirlemek için Stratejik Hizmetler Servisi (OSS) kurulmuştur. Zamanla 12.000 çalışana ulaşan teşkilatın başına General Colonel William Donovan atanmıştır. Kurum savaştan hemen sonra dağıtılmış çoğu elemanı ise bugünkü CIA’ya aktarılmıştır. Bu kurumun yaptığı en meşhur çalışmalardan biri ise Sigmund Freud ve psikanalizi iyi bilen psikolog Walter Langer’in Hitler profilidir. Psikanalizin yüz yüze terapi kurallarından mahrum sadece eldeki dergi, gazete haberleri, Hitler’i uzaktan görmüş ya da az da olsa tanıyan insanlardan aldığı veriler ile analiz eden Langer, ‘psikolojik yatak arkadaşım’ dediği Hitlere koyduğu ”muhtemelen şizofreni sınırında nevrotik bir psikopat” teşhisine dayanarak onun yenilgi almaya başlayınca çok yüksek ihtimalle intihar edeceğini daha iki yıl öncesinden tahmin edebilmiş ve profil uzmanlığında tarihe geçmiştir. Langer daha sonra yazdığı kitabında ‘bu tarz çalışmalar vaktinde ve daha iyi fırsatlarla yapılabilmiş olsaydı Hitler, Stalin, Castro, Diem gibi diktatörler Münih, Yalta, Küba ve Vietnam da aynı başarıya ulaşamamış olacaklardı’ diye savunur.

Bugün teknoloji, dünyanın dört bir tarafında çalışan profil uzmanlarına, Langer ve ekibinin şartlarının çok ötesinde imkanlar sunuyor. Hatta birçok veri öncelikle ileri teknik yapay zekâ yazılımlarıyla analiz ediliyor. Ancak iktidarlar istihbarî malumatı maalesef hiç de Langer’in düşündüğü ya da Foucault’un iddia ettiği gibi, halkını ölümden uzaklaştırmak için kullanmıyor. Hâlâ dünyanın her köşesinde hatta Avrupa’nın yanı başında diktatörler sadece kendi halklarını değil başka halkları da umursamazca ateşe atabiliyor. Langer ve bağlı olduğu kuruluş sadece Hitler profili yapmamış, savaşı kazanacak stratejiler ve savaş sonrası için de politikalar üretmişlerdi. Peki, neden bugün hala savaşlar var, akan kan durmuyor? Günümüz diktatörlerinin tahmin edilemez olduklarını düşünmek en iyi yorumla sadece safdillik olur. Yaptıkları, ettikleri tüm dünyanın gözünün önünde olanların, bir sonraki adımlarının tahmin edilememiş olması hiç de muhtemel görünmüyor. Buna rağmen, tiranların, uluslararası hukukta var olan ya da yeni üretilecek yaptırımlarla engellenmemeleri, gerçekte arkalarında sürü gibi duran bir halktan daha fazlasının olduğuna işaret ediyor. Kurtlar sofrasında yüzündeki maske ne olursa olsun, kirli amaçları masadakileri oburca silip süpürmek olan, diktatör-sever sahte demokratların sayısı hiç de az değil. Belki de insan yeniden altın ilkeye dönmeli. Başkasının malumatlarını değil, önce Kendini Bilmeli!