Bir yanda eski Yugoslavya nostaljisi, öte yanda acı günlerin mirası

Bir yanda eski Yugoslavya nostaljisi, öte yanda acı günlerin mirası

Son dönemde eski Yugoslavya’yı özlemle anan bölge insanlarının sayısı gözle görülür hale geldi. Gerekçeleri, ucuzluğu, kendine yetmesi ve dünyadaki prestiji. Buna karşılık kendileri olmasına izin verilmeyip, ezilenler ise “nostalji“ kelimesine bile karşı çıkıyor.

Belgrad’da yılın hemen hemen her günü ellerinde çiçekler ve ‘Yugoslavya’ bayraklarıyla dolaşan insanlara rastlamak mümkün. Birçoğu Sosyalist Yugoslavya’nın kurucusu Josip Broz Tito’nun mezarının bulunduğu mozoleyi ziyarete geliyor. Genellikle orta yaş üstü ziyaretçilerin çoğu eski sistem altında büyümüş ve Yugoslavya’nın dağılmasından önce “mutlu” bir hayat sürenlerden. Bazılarının aşırı sol siyasi partilere ait tişörtler giymesi de dikkat çekiyor. Tek tük de olsa gençlere de rastlanıyor. Yaşlılar eski günleri yadetmek, gençler ise kitaplarda okudukları ya da büyüklerinden dinledikleri Yugoslavya’nın ihtişamlı günlerini aramak için orada. Yaşlıların o günlere ait en büyük özlemi, herkesin kendisini ‘Yugoslav’ olarak görmesi. Sırp, Hırvat ya da Karadağlı değil, ‘Yugoslav’.

TİTO ÖLÜNCE DAĞILAN ÜTOPYA

Tito tarafından 1945’te kurulan Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti, Sırbistan, Hırvatistan, Bosna-Hersek, Slovenya, Karadağ ve Makedonya olmak üzere altı cumhuriyetten ve iki özerk bölgeden (Kosova ve Voyvodina) oluşuyordu. Tito’nun devleti, bölgenin farklı etnik ve dini gruplarını “birlik ve kardeşlik” sloganı altında birleştirmeyi amaçlıyordu. Karizmatik ve baskıcı liderin 1980’deki ölümünden sonra yükselen milliyetçilik, 1992’de ülkenin dağılmasına ve ardından da kanlı Yugoslav savaşlarına yol açtı.

TR_60dfa.jpg

İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth ve Marshall Josip Broz Tito, 21 Ekim 1972, Yugoslavya. (FOTOĞRAF: AFP)

BİRLİKTELİK ZORLA MI YOKSA GÖNÜLLÜ MÜYDÜ?

O günlerden geride kalan, Tito’nun yaklaşık yarım yüzyıl boyunca farklı halkları kendi isteklerine karşı birlikte yaşamaya zorladığıydı. Ancak ülkenin dağılmasından 30 yıl sonra, bazıları var olmayan ülkeye hala derin bir sevgi besliyor, hatta dağılmasından pişmanlık duyuyor. Kamuoyu araştırmalarına göre Sırbistan’da halkın yüzde 81’i ayrılığın ülkeleri için kötü olduğuna inanıyor. Eski cumhuriyetin her zaman çok kültürlü temsilcisi olan Bosna’da bile bu oran, yüzde 77. Avrupa Birliği’ne katılan ilk eski Yugoslavya ülkesi olan ve genellike en “başarılı” adaptasyon olarak kabul edilen Slovenya’da bile halkın yüzde 45’i hala ayrılığın zarar verici olduğunu söylüyor. Buna karşılık, Yugoslavya’da tam bağımsızlığa sahip olmayan Kosova’da sadece yüzde 10 ayrılıktan pişmanlık duyuyor, hiç de şaşırtıcı olmayan bir şekilde.

BASTIRILMIŞ MİLLİYETÇİLİĞİN ZARARLARI

Şimdilerde daha da görünür olan eski sisteme duyulan düşkünlük “Yugonostalji” olarak adlandırılıyor. Ancak, özellikle Bosnalı bilim insanlarından bu tür tanımlara itiraz edenler var. Yugoslavya sonrası kimliği araştıran Saraybosnalı siyasi antropolog Larisa Kurtovic, terim konusunda temkinli: “Nostalji, bir tür melankoli veya özlemi ima ediyor ve sosyalist dönem için büyük bir takdir var. Bunun nedeni o dönemdeki ekonomik büyüme ve yaşam standartlarındaki iyileşmelerle bağlantılı ama Yugoslav projesinin başarısız vaatleri ve bastırılmış milliyetçilik duyguları, sonrasında büyük bir şiddet doğurdu. Ürettiği şiddet, o ekonomik güzelliklerin tümünü fazlasıyla bastırdı.” Nitekim eski Yugoslav ülkelerinin çoğu, savaşlardan bu yana büyük bir ekonomik düşüş yaşadı ve hala yüksek düzeyde beyin göçü yaşıyor.

BİTMEYEN SİYASİ ÇEKİŞMELER

Özellikle Bosna ve Sırbistan siyasi çekişmelerle boğuşuyor. Hırvatistan ve Slovenya AB üyeleri olarak göreli istikrar sağlasalar da, diğer ülkelerin başvuruları patina yapıyor. Müzakereler durmasa da birçokları geride kalanların üyeliğinin hayal olduğunu düşünüyor. Bu arada bir zamanlar başarı öyküsü olarak lanse edilen devasa toplu konutlar ve ülkenin dört bir yanını saran Yugoslav yapımı demiryolları çürümeye devam ediyor.

BİR ZAMANLARIN PRESTİJLİ PASAPORTU

Yugoslavya tek partili bir devlet olmasına rağmen, diğer demir perde ülkelerinden belirgin farklılıkları vardı. Tito, ‘Bağlantısızlar Hareketi‘ni kurarken, hem batı hem de SSCB ile dengeli bir ilişkileri sürdürmüşti. İlginç bir şekilde, Yugoslav vatandaşları her iki bölgeye de seyahat edebiliyordu. Eski Yugoslav pasaportu, bir zamanlar en güçlü pasaportlar arasında oldukça üst sıralardaydı.

BİR FEDERASYON OLABİLİR Mİ?

Bazıları da eski Yugoslavya olmasa bile ülkeler arasında bir federasyonun faydalı olacağı kanısında. 2 milyon nüfuslu, önemli bir katma değer üretemeyen ülkelerin kendi başlarına küçük ve önemsiz olduğunu savunuyorlar. O döneme ait hala varlığını devam eden ekonomik, lojistik ve hukuki altyapının aslında bir federasyonun kolayca hayata geçmesini sağlayacağını düşünüyorlar. Bu naif düşüncenin karşısındaki bariyer ise son 30 yılda yaşanan kanlı savaşlar. Nostaljikler ise aksine bir federasyonun, yükselen milliyetçilik ve popülizme karşı en büyük engel olacağını iddia ediyor.

GİZLİ MUKTEDİRLERİN HAKİMİYET ARAYIŞI

Bununla birlikte, bazıları dönemle ilgili aşırı romantizm içeren değerlendirmelere daha sert eleştiriler yöneltiyor. Özellikle savaş sırasında dünyanın dört bir yanına savrulan Bosnalılar, eski günlere özlemin ardından, o dönemin gizli muktediri Sırpların başka halkların üzerinde yeniden hakimiyet kurma arzusu yattığını savunuyor. Eski Yugoslava’nın dışarıdan harika görünse de, farklılıklıkların yaşanmasına izin verilmeyen bir coğrafya olduğunu kaydediyorlar.