Bunları Neden Soruyorsun?

Bunları Neden Soruyorsun?

Günün herhangi bir saatinde bazen neye uğradığımızı şaşırtan sorular yakalayıveriyor bizi. Öyle anlar oluyor ki nasıl düşüneceğimizi, ne cevap vereceğimizi bile kestiremiyoruz çoğu zaman.

“Hâlâ birini bulamadın mı? Kilo mu aldın sen? Üniversiteyi bitiremedin mi? Ne zaman çocuk sahibi olmayı planlıyorsun? Ev kendinizin mi? Ne kadar maaş alıyordun? Özel üniversitede burslu mu okuyorsun? İkinci çocuğu düşünmüyor musunuz? Bitmedi mi tezin hâlâ? Eşin çalışıyor mu?...”

Benzer sorularla karşılaşmayanımız var mıdır acaba? Ya da bu sorulara muhatap olup da rahatsız olmayanımız? Bu birbirinden sıkıcı sorular karşısında vereceğimizi düşünmek ise ayrı bir garabet zaten. Toplumsal baskı soruları diyebileceğimiz bu sorular sadece bilgi edinmeyi amaçlamıyor, içinde boyunu aşan bir merakı da barındırıyor.

Konuşurken ifade edilen sözlerin bir hedefi olduğu gibi tanıdıklarımızın özel hayatımızla ilgili sorduğu soruların da şüphesiz bir niyeti var. Sorulan sorularda bilgi almak, iletişimi devam ettirmek, kendi seviyemizi ortaya koymak, karşıdakini anlamak gibi amaçlar olduğu gibi ne kadar inkâr etsek dahi muhatabımızı köşeye sıkıştırma istediği de güdebiliyoruz. Zira karşıdaki kişiye baskı kurmak istiyorsak sorularımızı ona göre seçip, o kişiyi rahatlıkla incitebilir ve rencide edebiliriz. Karşımızdakinin negatif veya stres oluşturan özellikleri gibi onun konuşmaktan kaçındığı konuları gündeme getirerek bunu pekala yapabiliriz.

Hatta fırsat bulunduğunda bu tür sorularla üstünlük sağlanmaya bile çalışabiliriz. Bu durumda kurduğumuz iletişim hedefinde sapıp muhatabımıza baskı ve zarar verme unsuru haline gelir sadece.

Sorularımızın hedefinde karşıdakine zarar verme veya öfkeyi dolaylı olarak yansıtma da olabiliyor. Psikiyatrist Doç. Dr. Osman Abalı’ya göre eğer yönelttiğimiz sorular, karşıdaki kişinin hoşuna gitmeyecek veya onun açısından olumsuz bir cevaba sebebiyet verecek türdense bunların çoğunluğu baskı, zarar verme, üstünlüğü ispat etme, karşıdaki insanı değersizleştirme amacı taşıyor. Mesela birçok çocukta üstüne vazife olmayan soruları sorma şeklinde davranışlar görebiliyoruz. Bu çocukluğun getirdiği iyi niyet ve bakış açısı ile ilişkili. Ancak bir erişkin, üstüne vazife olmayan soruları soruyorsa -eğer o kişinin psikiyatrik bir rahatsızlığı yoksa- Abalı, burada niyetin çok iyi olmadığı görüşünde.

Bazı kişilerde bulunan aşırı merak ve araştırma isteği, gerekli gereksiz sorularla karşıdaki kişinin ‘özel’ alanına müdahale etmeye yol açabiliyor. Eğer insan, karşıdaki kişiyi rencide ettiğini fark etmezse bu tavrını bir davranış şekli haline getirebiliyor. Osman Abalı, bu davranışın daha çok kendi durumundan memnun olmayan, bilinçdışı aşağılık kompleksi olanlarda görüldüğünü düşünüyor. Bu kişiler başkalarının sıkıntılı olduğu şeyleri öğrenerek dolaylı olarak kendilerini rahatlatıyor. Fakat bu rahatlama durumu, geçici ve sonuçsuz kalıyor çoğu zaman. Çünkü kişinin bilinçdışı eksikliği hiçbir zaman böyle sorularla giderilmiyor. Sadece karşıdaki kişinin sıkıntılı ve stresli alanları ile ilgili olumsuz cevaplar aldıkça onların da değersizleştiği hissi ile bir doyum kazanılıyor. Bu ise kısır döngüden başka bir netice vermiyor.

Biz de zaman zaman ‘patavatsız’ diye isimlendirilen kişilerin empati kurmadan sorduğu soruları veya tuhaf yorumlarıyla karşı karşıya kalırız. Söylemleri, karşıdaki kişiye duygusal olarak zarar verse de art niyetsiz oldukları bilindiği için genelde onları hoş görürüz. Çok konuşan kişilerin daha fazla iletişim hatası yaptığı malum. Zira konuşurken söylenen sözlerin fazla olması, gereksiz ve amaçsız ifadelere yol açtığı gibi sorularda hata yapma riskini de artırıyor.

İnsanlarda baskı hissi oluşturan soruların kaynağına inecek olursak, karşımıza kişiler arası iletişim problemleri çıkıyor. Muhatabımızla diyaloğumuzun sağlıklı olması için; empati kurabilme, sonuçlarını düşünerek konuşma, dinleme, kullanılan kelimeleri seçme becerisi ve kişinin içindeki psikososyal durumu fark edebilme çok önemli. Abalı’ya göre psikososyal alanda karşıdakinin yaşadığı stresi bilmeden sorulan incitici sorular ‘düşüncesizlik’ olarak görülüyor. Eğer bunu bilerek kişinin yarasına tuz bastırmaya çalışmak ise içteki agresyonun (sinir) muhatabımıza yansıtılması anlamına geliyor. Böylece karşıdakine doğrudan hakaret edilmese de dolaylı olarak onun stresi artırılıyor. Kişiler arası iletişimin kalitesi, bu faktörlerin dikkate alınma oranına göre artıp azalabiliyor.

Sorular mutsuzluk getiriyor

Peki bu sorular soranda, sorulanda ya da toplumda ne gibi problemler doğuruyor? Böyle bir diyalog genellikle bireysel kırgınlık, kızgınlık, öfke, saldırganlık, mutsuzluk duygularının artması ile sonuçlanıyor. Karşıdaki kişide negatif enerji oluşturuyor. İnsan o an için dolaylı olarak strese giriyor. Daha ketum olmayı alışkanlık haline getiriyor. Öyle ki soruyu soran “Bana ne?” diyemediği için, cevaplamak durumunda kalan da “Sana ne?” diyemiyor. Zamanla sırf bu soruları duymamak için soran şahıstan uzaklaşıp yalnızlığı tercih edebiliyor. Sosyal çevresiyle diyalogun zayıflaması ve kopmaların olması da kaçınılmaz.

Neticede empatiden yoksun, tek düze, karşıdaki kişinin haz almadığı iletişim şekilleri çoğalıyor. Ayrıca karşıdaki insana kurulan baskı, bahsi geçen mevzulara karşı hassasiyeti artırıyor. Misal olarak gelirinin az olduğunu bildiğimiz halde “Ne kadar maaş alıyorsun?” diye sormamız onu maddi olarak daha hassas hale getiriyor, maaşını daha fazla kompleks yapıyor. Bunu bir eksiklik ve yetersizlik olarak görmeye başlıyor.

Osman Abalı, zarar verici diyalogların çözümünü, iyi karakter özelliklerimizin artmasında görüyor. Zira ağzımızdan çıkanların nereye gittiği karşıdaki kişilere ne kazandırıp kaybettirdiği iyi düşünüldüğünde sağlıksız bir iletişime mahal vermeyiz. Eğer patolojik bir ruh halinden veya kişilik problemlerinden kaynaklanan bir durum varsa, bunun düzelmesi oldukça zor tabii. Bize düşense böyle bir soruyla karşılaştığımızda uygun bir cevap verebileceğimiz gibi -çok rahatsız ediciyse- yanıtsız bırakmak da mümkün. Konuyu değiştirebilir, muhatabımıza sonra konuşmayı önerebilir, cevap vermek istemediğimizi de söyleyebiliriz. Çünkü cevap vermek dolaylı olarak o kişinin hedefine hizmet etmek anlamına geliyor.

Please publish modules in offcanvas position.