Çekingenlik Zırhına Sığınan ‘Sosyal Fobikler’

Çekingenlik Zırhına Sığınan ‘Sosyal Fobikler’

Çocuklar ya da gençler çoğu zaman toplumumuzda büyüklerinden “sus konuşma, lafa karışma” tarzında uyarılar alarak yetişir.

Ancak bu baskı bir noktadan sonra yerini, “bizim oğlan/kız çok çekingen, kendi başına bir işi bile halledemiyor” yakınmalarına bırakır.

Üniversite son sınıftayız. Herkes sırayla bitirme projesinin sunumunu yapıyor. Koca amfi hıncahınç dolu, kimseden çıt çıkmıyor. Herkes pürdikkat onu dinliyor. Ancak o da ne? Eli ayağına dolaşan arkadaşımız ‘sanırım ben bayılıyorum’ diyerek gözümüzün önünde yere yığılıyor. Sonradan öğrendik ki aşırı heyecan ve panikten dolayı bayılmış.

Arkadaşımız kalabalık ortamlarda konuşamıyor, aşırı derecede heyecanlanıp panik oluyormuş. Kısaca sosyal fobikmiş.” bu cümleler olaya bizzat şahit olan arkadaşa ait. Belki bir toplantıda ya da sınıfta biz de böylesi durumlara şahit olduk. Ya da çok yakınımız sosyal fobik ancak bunun farkında bile değiliz.

Ebeveynlerin birçoğu göğsünü gere gere “Kızım-oğlum çok akıllı, hiçbir zaman lafa karışmaz.” der. Hatta çoğu zaman bu çekingenlik büyükler tarafından övgüye layık görülür. Ancak bir noktadan sonra durum değişir, övgüler şikâyete evrilir, “Bizim çocuk hiçbir işini kendi başına yapamıyor, toplum içine çıkmıyor.” yakınmaları başlar. Zamanla çocuktaki bu utangaç tavırlar davranışa da yansır. İlerleyen yaşlarda aşırı utangaçlık bireyin okul ve iş hayatını olumsuz yönde etkiler. Kendi başına sosyalleşmesi gereken ortamlarda bile yardım alma ihtiyacı duyar.

Zira çoğumuz kalabalık ortamlarda hata yapmaktan ve diğer kişiler karşısında küçük düşmekten korkarız. Bazen bu durum öyle bir hal alır ki başımız döner, sesimiz titrer, elimiz ve ayağımız uyuşur, nefesimizin kesileceği hissine kapılırız. Sosyal fobiklerin yaşadıkları kaygı öyle ileri boyutlara ulaşır ki bu hallerini diğer insanların fark edeceği ve gülünç duruma düşecekleri korkusunu yaşarlar hep. Kişinin kaygı ve korkuları kendini ifade etmesini önleyecek ve sosyal ortamlara girmekten kaçmasına yol açacak boyutlardaysa bu hal sosyal fobinin habercisidir.

Çocuğum çok çekingen!

Misafirliğe gittiğiniz evin çocuğunu sevmek istiyorsunuz fakat yanınıza gelmez. Siz de ısrarla onunla konuşmanın ve şakalaşmanın peşine düşersiniz.

Çocuksa annesinin yanından ayrılmaz hatta sizi gördüğü yerde kapının arkasına saklanır. Psikolog Hilal İnan çocukta görülen bu aşırı çekingenliğin ve korkaklığın sebebini sosyal fobiye bağlıyor. Çekingenlik, okulöncesinde yabancı insanların yanında rahatsız olma, yeni girilen ortamlarda anne-babadan ayrılamama, arkadaş gruplarından uzak durma gibi davranışlarla kendini gösterir.

Bu çocuklar, yeni girdikleri ortamlarda aşırı ürkek, utangaç olur ve olaylara karşı sessiz kalmayı tercih ederler. Yaşadıkları kaygı karşısında ağlayıp huysuz davranışlar sergiler, yabancı insanların olduğu ortamlardan uzak durmayı yeğler. Bu durum birçok sorunu da beraberinde getirdiği için çocuğun yaşam alanını kısıtlar ve kalitesini düşürür. Ayrıca sosyal fobi erken yaşta belirtilerini göstermesine rağmen çoğu zaman aile problemi fark etmeyebilir. Zira bu rahatsızlık çoğu kez yavaş ve sinsi başlayıp duygusal yaşantılar sonrasında gün yüzüne çıkar.  

Kendisi de bu rahatsızlıktan muzdarip olan ancak zamanla bunun üstesinden gelen uzman psikolog Yıldız Burkovik; ‘Sosyal Fobi’ kitabında özellikle öğrenim çağındaki çocuk ve ergenin okul arkadaşları ve öğretmenleriyle iletişimde yoğun güçlük çekebileceğine dikkat çekiyor. Az sayıda arkadaş edinen ergen, kendisini ifade etmekte zorlanır. Okulda ya da sosyal ortamda sorulan soruların yanıtını tam olarak bilse bile titrek ve kısık bir sesle çekinerek ve yüzü kızararak cevap verir. Bu sorunla karşı karşıya kalanların en sık yaşadığı sıkıntıysa topluluk içinde konuşmamak.

Konuşmalarının karşıdaki kişinin ilgisini çekmeyeceğini düşündükleri için genellikle sessiz ve uzak dururlar. Hata yapma, gülünç duruma düşme korkusuyla çeşitli bahaneler ileri sürüp sosyal ortama girmekten kaçınırlar. Örneğin öğretmen ders anlatırken yoğun kaygı belirtileri gösterip sorulan soruyu bildiği halde yanıtlamaya çekinir. Sözlü sırasında yaşadığı yoğun kaygı sebebiyle de başarısı düşebilir. Psikolog İnan, bir danışanının çocuğu yazılı sınavlardan çok iyi not aldığı halde sözlüleri çok kötü geçtiği için destek aldıklarını anlatıyor: “Sözlü olurken sesi kısılan çocuk, terleyip eli ayağına dolanıyor. Aslında bu durum çocuğun cevabı bilmediğinden değil heyecanından kaynaklanıyor. Tedbir alınmadığı takdirde ilerleyen yaşlarda bu hal çocuğun ya da ergenin sosyal yaşamını, özel hayatını, akademik başarısını da olumsuz yönde etkileyebilir.”

İnsan yetişkinlik döneminde de bu sorunla karşı karşıya kalabilir. Hatta kişinin hayatını öyle bir kuşatır ki günlük işlerini dahi yapmakta sıkıntı çeker. Örneğin işinde başarılı olmak istediği halde sosyal fobisi yüzünden verimi düşer. Bu da iş kayıplarına ve başarısızlıklara sebep olur. İnan, çoğu yetişkinin sosyal fobik olduğunu ancak bu durumu kabul etmediğini “Böyle ortamlardan sıkılıyorum ya da bunalıyorum, bu yüzden gitmek istemiyorum.” tarzında bahaneler ürettiklerini anlatıyor. Doktor bir danışanının kalabalık önünde elleri titrediği için destek aldığını da aktarıyor: “Uzman doktor olan danışanım, hastaları muayene ettiğinde öğrencileri tarafından izlenirken eli titriyormuş. Aslında bu durum hep varmış ancak şartları uygun olduğu için bu problemi kapatabilmiş. Bundan sonra hayatında bu sıkıntıyı yaşamak istemediği için yardım almak için gelmişti.”

Bir diğer danışanının ise bütün alışverişlerini internet üzerinden yaptığını anlatıyor. O kişi hiçbir zaman yüz yüze iletişime girip de bir şey almamış.

Anne-babaya çok iş düşüyor

Sorun karşısında aileye çok iş düşüyor ve ilk adımın da aile tarafından atılması gerekiyor. Aksi durumda yanlış algılamalar olumsuz sonuçlara ve zaman kaybına sebep olabilir. Bu özellikleri taşıyan insan, daima hata yapacağı, insanların kendisiyle alay edeceği düşüncesi içindedir. Bu yüzden olumsuza şartlanma alışkanlığından kurtulup kararlı ve gelişime açık olmalı. Psikolog Hilal İnan, bir danışanının kızı kalabalıkta telefonuna bakmadığı tek başına hiçbir işini halledemediği için ailenin yardım almaya geldiğini şöyle anlatıyor: “‘Kızımızın bu halinden çok bunaldık. Dışarı çıkıyor ve toplum içinde telefonuna bakmıyor. Her şey için sürekli onay almak istiyor.’ diye dert yandı. Bu noktada ailenin sorun karşısında destekleyici tavırlar sergilemesi gerekiyor.” Oysa çoğu ebeveyn problemle mücadele etmektense “Aman ben daha iyi yaparım.” diyebiliyor. Aile çocuğa sorumluluk vermeli. Arkadaşlarıyla oynamadığında neden oynamadı, konuşmadı bunları sorgulamalı. Evde yapabileceği şeyler noktasında desteklemek ve sorumluluk vermekte de fayda var. Aile, çocuğun ya da ergenin kaygıları ve korkuları hakkında konuşmalı.

İnsanoğlunun önündeki bariyerlerden sadece biri korkuları. Korkulardan kurtulmanın yoluysa zamanında gerekli tedbirleri alabilmekten geçiyor. Bu noktada Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) söylediği gibi “Deveni önce bağla, sonra Allah’a güven.” Zira insan korku ve endişeye sebep olan düşüncelerin ilk işaretlerini aldığında inanç ve iradesine sarılıp bu sıkıntının üstesinden gelebilir. 

Üniversite son sınıftayız. Herkes sırayla bitirme projesinin sunumunu yapıyor. Koca amfi hıncahınç dolu, kimseden çıt çıkmıyor. Herkes pürdikkat onu dinliyor. Ancak o da ne? Eli ayağına dolaşan arkadaşımız ‘sanırım ben bayılıyorum’ diyerek gözümüzün önünde yere yığılıyor. Sonradan öğrendik ki aşırı heyecan ve panikten dolayı bayılmış. Arkadaşımız kalabalık ortamlarda konuşamıyor, aşırı derecede heyecanlanıp panik oluyormuş. Kısaca sosyal fobikmiş.” bu cümleler olaya bizzat şahit olan arkadaşa ait. Belki bir toplantıda ya da sınıfta biz de böylesi durumlara şahit olduk. Ya da çok yakınımız sosyal fobik ancak bunun farkında bile değiliz. Ebeveynlerin birçoğu göğsünü gere gere “Kızım-oğlum çok akıllı, hiçbir zaman lafa karışmaz.” der.

Hatta çoğu zaman bu çekingenlik büyükler tarafından övgüye layık görülür. Ancak bir noktadan sonra durum değişir, övgüler şikâyete evrilir, “Bizim çocuk hiçbir işini kendi başına yapamıyor, toplum içine çıkmıyor.” yakınmaları başlar. Zamanla çocuktaki bu utangaç tavırlar davranışa da yansır. İlerleyen yaşlarda aşırı utangaçlık bireyin okul ve iş hayatını olumsuz yönde etkiler. Kendi başına sosyalleşmesi gereken ortamlarda bile yardım alma ihtiyacı duyar. Zira çoğumuz kalabalık ortamlarda hata yapmaktan ve diğer kişiler karşısında küçük düşmekten korkarız. Bazen bu durum öyle bir hal alır ki başımız döner, sesimiz titrer, elimiz ve ayağımız uyuşur, nefesimizin kesileceği hissine kapılırız. Sosyal fobiklerin yaşadıkları kaygı öyle ileri boyutlara ulaşır ki bu hallerini diğer insanların fark edeceği ve gülünç duruma düşecekleri korkusunu yaşarlar hep. Kişinin kaygı ve korkuları kendini ifade etmesini önleyecek ve sosyal ortamlara girmekten kaçmasına yol açacak boyutlardaysa bu hal sosyal fobinin habercisidir.

Çocuğum çok çekingen! Misafirliğe gittiğiniz evin çocuğunu sevmek istiyorsunuz fakat yanınıza gelmez. Siz de ısrarla onunla konuşmanın ve şakalaşmanın peşine düşersiniz. Çocuksa annesinin yanından ayrılmaz hatta sizi gördüğü yerde kapının arkasına saklanır. Psikolog Hilal İnan çocukta görülen bu aşırı çekingenliğin ve korkaklığın sebebini sosyal fobiye bağlıyor. Çekingenlik, okulöncesinde yabancı insanların yanında rahatsız olma, yeni girilen ortamlarda anne-babadan ayrılamama, arkadaş gruplarından uzak durma gibi davranışlarla kendini gösterir. Bu çocuklar, yeni girdikleri ortamlarda aşırı ürkek, utangaç olur ve olaylara karşı sessiz kalmayı tercih ederler. Yaşadıkları kaygı karşısında ağlayıp huysuz davranışlar sergiler, yabancı insanların olduğu ortamlardan uzak durmayı yeğler. Bu durum birçok sorunu da beraberinde getirdiği için çocuğun yaşam alanını kısıtlar ve kalitesini düşürür. Ayrıca sosyal fobi erken yaşta belirtilerini göstermesine rağmen çoğu zaman aile problemi fark etmeyebilir. Zira bu rahatsızlık çoğu kez yavaş ve sinsi başlayıp duygusal yaşantılar sonrasında gün yüzüne çıkar.

Kendisi de bu rahatsızlıktan muzdarip olan ancak zamanla bunun üstesinden gelen uzman psikolog Yıldız Burkovik; ‘Sosyal Fobi’ kitabında özellikle öğrenim çağındaki çocuk ve ergenin okul arkadaşları ve öğretmenleriyle iletişimde yoğun güçlük çekebileceğine dikkat çekiyor. Az sayıda arkadaş edinen ergen, kendisini ifade etmekte zorlanır. Okulda ya da sosyal ortamda sorulan soruların yanıtını tam olarak bilse bile titrek ve kısık bir sesle çekinerek ve yüzü kızararak cevap verir. Bu sorunla karşı karşıya kalanların en sık yaşadığı sıkıntıysa topluluk içinde konuşmamak.

Konuşmalarının karşıdaki kişinin ilgisini çekmeyeceğini düşündükleri için genellikle sessiz ve uzak dururlar. Hata yapma, gülünç duruma düşme korkusuyla çeşitli bahaneler ileri sürüp sosyal ortama girmekten kaçınırlar. Örneğin öğretmen ders anlatırken yoğun kaygı belirtileri gösterip sorulan soruyu bildiği halde yanıtlamaya çekinir. Sözlü sırasında yaşadığı yoğun kaygı sebebiyle de başarısı düşebilir. Psikolog İnan, bir danışanının çocuğu yazılı sınavlardan çok iyi not aldığı halde sözlüleri çok kötü geçtiği için destek aldıklarını anlatıyor: “Sözlü olurken sesi kısılan çocuk, terleyip eli ayağına dolanıyor. Aslında bu durum çocuğun cevabı bilmediğinden değil heyecanından kaynaklanıyor.

Tedbir alınmadığı takdirde ilerleyen yaşlarda bu hal çocuğun ya da ergenin sosyal yaşamını, özel hayatını, akademik başarısını da olumsuz yönde etkileyebilir.” İnsan yetişkinlik döneminde de bu sorunla karşı karşıya kalabilir. Hatta kişinin hayatını öyle bir kuşatır ki günlük işlerini dahi yapmakta sıkıntı çeker. Örneğin işinde başarılı olmak istediği halde sosyal fobisi yüzünden verimi düşer. Bu da iş kayıplarına ve başarısızlıklara sebep olur. İnan, çoğu yetişkinin sosyal fobik olduğunu ancak bu durumu kabul etmediğini “Böyle ortamlardan sıkılıyorum ya da bunalıyorum, bu yüzden gitmek istemiyorum.” tarzında bahaneler ürettiklerini anlatıyor. Doktor bir danışanının kalabalık önünde elleri titrediği için destek aldığını da aktarıyor: “Uzman doktor olan danışanım, hastaları muayene ettiğinde öğrencileri tarafından izlenirken eli titriyormuş. Aslında bu durum hep varmış ancak şartları uygun olduğu için bu problemi kapatabilmiş. Bundan sonra hayatında bu sıkıntıyı yaşamak istemediği için yardım almak için gelmişti.” Bir diğer danışanının ise bütün alışverişlerini internet üzerinden yaptığını anlatıyor. O kişi hiçbir zaman yüz yüze iletişime girip de bir şey almamış.

Anne-babaya çok iş düşüyor Sorun karşısında aileye çok iş düşüyor ve ilk adımın da aile tarafından atılması gerekiyor. Aksi durumda yanlış algılamalar olumsuz sonuçlara ve zaman kaybına sebep olabilir. Bu özellikleri taşıyan insan, daima hata yapacağı, insanların kendisiyle alay edeceği düşüncesi içindedir. Bu yüzden olumsuza şartlanma alışkanlığından kurtulup kararlı ve gelişime açık olmalı. Psikolog Hilal İnan, bir danışanının kızı kalabalıkta telefonuna bakmadığı tek başına hiçbir işini halledemediği için ailenin yardım almaya geldiğini şöyle anlatıyor: “‘Kızımızın bu halinden çok bunaldık. Dışarı çıkıyor ve toplum içinde telefonuna bakmıyor. Her şey için sürekli onay almak istiyor.’ diye dert yandı. Bu noktada ailenin sorun karşısında destekleyici tavırlar sergilemesi gerekiyor.” Oysa çoğu ebeveyn problemle mücadele etmektense “Aman ben daha iyi yaparım.” diyebiliyor. Aile çocuğa sorumluluk vermeli.

Arkadaşlarıyla oynamadığında neden oynamadı, konuşmadı bunları sorgulamalı. Evde yapabileceği şeyler noktasında desteklemek ve sorumluluk vermekte de fayda var. Aile, çocuğun ya da ergenin kaygıları ve korkuları hakkında konuşmalı. İnsanoğlunun önündeki bariyerlerden sadece biri korkuları. Korkulardan kurtulmanın yoluysa zamanında gerekli tedbirleri alabilmekten geçiyor. Bu noktada Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) söylediği gibi “Deveni önce bağla, sonra Allah’a güven.” Zira insan korku ve endişeye sebep olan düşüncelerin ilk işaretlerini aldığında inanç ve iradesine sarılıp bu sıkıntının üstesinden gelebilir. 

Please publish modules in offcanvas position.