Nimetin bereketi nerede?

Nimetin bereketi nerede?

Aylık kazancımız iyi olsa da tam olarak bilemediğimiz bir ‘darlık’ çekiyoruz. Bu duruma sebep bereket kapılarını kapatmamız olmasın. 

Geçim derdi, gece gündüz çalışsak da bitmeyen ihtiyaç listeleri, bir sonraki aya ertelenen faturalar… Uzayıp giden bu şikâyetler dünyanın neresine gidersek gidelim değişmeyecek. Yaptığımız hesaplara göre ay sonunda artması gereken kazancımız, ne hikmetse bir şekilde tükeniveriyor. “İyi kazanıyorum, fazla bir giderim de yok, ancak para biriktirmek bir yana, borçtan kurtulamıyorum.” cümlelerine o kadar aşinayız ki. Biz bu meselelere kafa yorarken ‘bereket’ kavramı hayatımızdan sessizce çıkıp gidiyor.

‘BEREKET’ KAVRAMI MATEMATİKLE AÇIKLANAMAZ..

Klasik iktisat tanımında yeri olmayan bereket ve rızık kavramı; Allah tarafından ihsan edilen bolluk, çokluk, feyiz gibi manalar içeriyor. Yazar Sami Uslu, ‘İktisat Risalesi Üzerine Güncel Bir Yorum’ adlı kitabında bereketi, ‘az maldan veya paradan çok faydalanmak’ şeklinde tanımlıyor. Bunun düz mantıkla ve matematikle açıklanamayacağını ifade eden Uslu, bereketi sayıların ötesinde niteliksel bir olgu olarak ele alıyor. Bu durumda parada çokluk değil, bereket istenmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Hiçbir formül ya da teoriyle açıklanamayacak bu anahtar kavramın temelinde her şeyi Allah’ın bize ihsanı olarak görmek yatıyor.

Beraberinde şükretmeyi ve Allah yolunda harcamayı getiren bu inanış, malın miktarı az olsa bile bolluğa vesile oluyor.

BEREKETİ AZALTAN FAKTÖRLER NELERDİR?

Bireyi ve toplumu bereket gibi kavramlardan uzaklaştıran faktörlerin başında daha fazla kazanma hırsı geliyor. Bu ihtiras da daha fazla tüketime ve zamanla tükettiğini yarıştırmaya yol açıyor. Kârın bir sınırının olmaması ve nasıl olursa olsun kazanç sağlamanın ana hedefe koyulması, bizleri bereketsizliğe sürüklüyor.

Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri de ‘Mektubat’ adlı eserinde de bu duruma vurgu yapıyor: “Evet, hırs, şükürsüzlük olduğu gibi, hem sebeb-i mahrumiyettir. Şükrün mikyâsı (ölçü) kanaattir, iktisattır, rızadır ve memnuniyettir. Şükürsüzlüğün mizanı hırstır ve israftır, hürmetsizliktir, haram-helâl demeyip rast geleni yemektir.”

Öyleyse, maddî problemlerimizin bitmemesini sadece hayat pahalılığı, enflasyon gibi sebeplere bağlamak çok da doğru bir yol değil.

Berekete anahtar, istiğfar..

Bereket, kanaat ve helâl dairede rızık ile çok yakından ilişkili. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bu konudaki ifadelerinden birinde bize, “İnsan mal ve yaratılış bakımından daha üstün birine baktığında hemen kendisinden mal ve yaratılış bakımından daha altta olana baksın ki Allah’ın kendine verdiği nimetleri küçümsemesin.” uyarısını yapıyor.

Prof. Dr. Ali Seyyar’a göre ise, kazanç helâl oldukça bereket de buna bağlı olarak artıyor. Ayrıca her gün işe yeni bir istiğfarla başlamak, hayatın bereketli olmasını sağlıyor. Hadis-i şerifte de “Kim Allahü Teâlâ’ya 100 defa istiğfar ederse, o kimse ölmeden bu istiğfarların bereketini mutlaka serveti üzerinde görür.” buyuruluyor.

Bereket kapısının açılmasını sağlayan daha birçok etken var. Bunları hadis-i şeriflerde ve büyük zatların hayatlarında görmek mümkün.

Örneğin cömert olmak büyüklerin tespitlerine göre bereketi adeta coşturuyor. Kardeşleri, Hz. Kays bin Sehl el-Ensarî’yi malını israf ettiği gerekçesiyle Peygamberimiz’e (sallallahu aleyhi ve sellem) şikayet ediyor. 

Hz. Kays ise malını nasıl kullandığını Resûlullah’a anlatıyor: “Ey Allah’ın Resûlü! Ben hurmalıktan olan payımı alıyorum. Hakkım olanı da Allah yolunda ve arkadaşlarım için sarf ediyorum.” Bunun üzerine Peygamberimiz, elini sahabinin göğsüne koyar ve üç defa tekrarlamak suretiyle, “Bu şekilde harcamaya devam et! Allah da sana verecektir.” buyuruyor.

Kardeşleriyle birlikte Allah yolunda seferlere çıkan Hz. Kays, bundan sonraki durumunu şöyle ifade ediyor: “Seferlere çıktığımda benim her zaman bineğim olduğu gibi, kardeşlerime nispetle param da daha çoktu.”

Resûlullah Efendimiz (sas), “İnsan mal ve yaratılış bakımından daha üstün birine baktığında hemen kendisinden mal ve yaratılış bakımından daha altta olana baksın ki Allah’ın kendine verdiği nimetleri küçümsemesin.” buyuruyor.

Sabah erken kalkmak

Bir hadis-i şerifte “Allah’ım ümmetime turfanda meyvelerinde bereket ihsan eyle. Sabah erken yola koyulmakla, işe erken başlamakla ümmetime bereket ihsan eyle.” buyuruluyor. Rivayet olunur ki ticaretle meşgul olan Sahr el-Gamidi (ra), bu duanın içeriğine uygun olarak hayatını idame ediyor ve bu sayede servet sahibi olup malı çoğalıyor.

Yemekleri birlikte yemek

“Yemeği toplu olarak yemekte bereket vardır.” diyor Efendimiz. Ayrıca misafir kabul etmek, özellikle fakir ve muhtaçlara destek olmak, onları evine alarak bir yudum su da olsa ikramda bulunmak bereketi artırıyor. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ayrıca “Hayır, içerisinde yemek yenen eve, bıçağın deve hörgücüne ulaşmasından daha hızlı ulaşır.” buyuruyor.

İktisatlı davranmak

‘İktisat Risalesi’nde Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, iktisatsızlık ve israfın dehşetli zararlarını geniş bir dairede müşahede ediyor: “Ben, dokuz sene evvel mübarek bir şehre geldim. Kış münasebetiyle o şehrin menabi-i servetini göremedim. Allah rahmet etsin, oranın müftüsü birkaç defa bana dedi: ‘Ahalimiz fakirdir.’
Bu söz benim rikkatime dokundu. Beş-altı sene sonraya kadar, daima o şehir ahalisine acıyordum. Sekiz sene sonra, yazın yine o şehre geldim. Bağlarına baktım. Merhum müftünün sözü hatırıma geldi. ‘Fesübhanallah’ dedim. ‘Bu bağların mahsulatı, şehrin hacetinin pek fevkindedir. Bu şehir ahalisi pek çok zengin olmak lazım gelir.’ Hayret ettim. Beni aldatmayan ve hakikatlerin derkinde bir rehberim olan ve bir hatıra-i hakikatle anladım: İktisatsızlık ve israf yüzünden bereket kalkmış ki, o kadar menabi-i servetle beraber, o merhum müftü ‘Ahalimiz fakirdir.’ diyordu. Evet, zekât vermek ve iktisat etmek, malda bittecrübe sebeb-i bereket olduğu gibi, israf etmek ile zekat vermemek, sebeb-i ref’-i bereket olduğuna hadsiz vakıat vardır.”

Bismillah demek

Bir gün Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), sahabe efendilerimizle yemek yiyordu. Fakat tabaktaki yemek eksilmiyordu. Yedikleri kadar sanki kudret eliyle tabağa konuyordu. Az sonra bir misafir çıka geldi.

Sofraya davet ettiler. Misafir, oturdu, yemeğe başladı. Başlamasıyla tabaktaki yemeğin hızla azalması bir oldu. Sahabeler bu duruma şaşırdı: “Ya Resûlâllah yemeğin başında bereket vardı. Sonra birdenbire kayboldu. Yemek hızla azaldı ve bitti. Sebebi nedir?” Hazreti Peygamber, durumu şöyle izah etti: “Hepimiz yemeğe başlarken ‘Bismillah’ dedik. Bu yüzden yemeğimiz bereketlendi. Sonra bir misafir geldi. Yemeğe oturdu. Fakat Besmele çekmedi. Bunun için yemeğin bereketi kalmadı ve kısa zamanda bitti.”