Çalışmak kuldan rızık Allah’tan

Çalışmak kuldan rızık Allah’tan

İslam’da kişinin mütevvekil olması, çalışmasını tetikleyecek bir anlayışla çepeçevre sarılıdır.

İşinin hakkını vererek gayret sarf edip Allah’ın vereceğine razı olmaktır tevekkül etmek. Kullarını darda bırakmayan, her türlü ihtiyacını karşılayan Cenab-ı Hak’tır. O’nun nimetlerini başkasından bilmek, vesilelere tevessül etmek ise ‘helal’e zeval getiren sebeplerden biridir. Allah (cc) Kâinattaki mükemmel denge içinde, yaratılmışların tamamının rızkını tayin ve tespit eder. Kıyamete kadar canlıların hepsine yetecek rızkın yaratıldığını da Kur’an bize öğretiyor. Hud suresinde “Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, Allah rızkını vermesin.” deniyor. Kısacası biz dengeyi bozup tahrip etmedikçe problem yok.

ALLAH’A (CC) GEREĞİ GİBİ GÜVENSEYDİNİZ, KUŞLARI DOYURDUĞU GİBİ SİZİ DE RIZIKLANDIRIRDI..

“Eğer siz Allah’a gereği gibi güvenseydiniz, kuşları doyurduğu gibi sizi de rızıklandırırdı. Kuşlar sabahları kursakları boş olarak çıktıkları hâlde akşam doymuş olarak dönerler.” hadis-i şerifi tevekkülün önemini izah eder. Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) bu sözünü, gayret etmeden insanlara muhtaç yaşayıp gitmek olarak göremeyiz. Allah’ın sınırsız hazinesinden nasibimiz, çalışmamıza bağlı. Öyleyse mütevekkil olmayı nasıl anlamamız gerekir?

İmam Gazali Hazretleri’nden dinleyelim: “İnsana düşen, tıpkı rızık aramaya çıkan kuşların tevekkül ve teslimiyeti içinde, yersiz endişelere kapılmadan nasibini aramak ve gayret sarf etmektir.” Bize örnek gösterilen kuşlar tüm vaktini oradan oraya uçarak geçirmiyor mu zaten?

ÇABA GÖSTERMEDİĞİMİZ ŞEY BİZİM DEĞİL..

Konu rızık olunca, ecel ve tevekkül hemen sırt sırta geliyor. “Hiç çalışmasan da rızkın gelir.” anlayışı bu kavramların yanlış anlaşılmasının mahsulü diyebiliriz.

Allah’a güvenmenin, olana rıza göstermenin tembellikle bir bağı olamaz. Ancak, ilk başı sıkıştığında ölüme kadar sayılı lokmamız olduğuna sığınıp vazgeçenlerimiz söz konusu. “İnsana, uğrunda çaba gösterdiği dışında bir şey verilmeyecektir.” (Necm, 39) ayet-i kerimesi, bu esası tartışmamıza mahal vermeyecek biçimde açıklıyor zaten. ‘Dünyada ancak çalışan kazanır, mükâfatını görür’ tefsirine rağmen bu İlahî kanuna direnenlerimiz var. Ya da irade ve kabiliyetleri kullanmayıp sonuç bekleyenler demek daha doğru olur. Üstelik dinin bu prensibi yalnızca dünya hayatının maddî rızıklarını kapsamaz. Ahiret hayatında erişilecek İlâhî rızıkları, nimetleri de içerir.

“MAL VE PARA İÇİN HER YOLU MÜBAH GÖRENLERİN MİDESİ KAVRULMUŞTUR..”

Ahir ömrü yeme içme peşinde koşmak olarak algılama rızık mevzuundaki arızalı bakış açılarımızdan biri. Daha çok kazanmaya harcanan yıllar, sınırı aşmak manasına geliyor. Gazali Hazretleri, kazanma ihtirasımızı midemize bağlar: “Salihler, mideyi kalbin altında kaynayan ve buharı kalbe vuran bir kazana benzetir.”

Mal ve mülk ihtirası bu buharı yükselten unsurların başındadır ona göre. Esasen olgun bir mümini hemen belli eden temel vasıflardan biri dünyaya iştahla bakmamaktır. Çünkü para ve mal için her yolu mubah görenlerin kalbi çoktan kavrulmuştur bile. Üstüne üstlük bu hastalık insanlardan medet ummayı doğurur.

Azimle hırs bir birine karışmıştır bir kere. Mevki, bol kazanç derken insanın haddinden fazla yüceltildiği bir noktaya gelinmiştir.

“KULA KUL OLMAMANIN YOLU NEREDEN GEÇER?”

İnsanların birbirini işle korkutabilme ya da rızkını elinden alma tehdidi, daha doğrusu cüreti ne kadar büyük bir aldanmışlıktır ve neden kaynaklanmaktadır?

İhtirasla hareket eden kişi firavunlaşan algısıyla kendisini başkalarına medyun bırakmak isteyebilir. Rızık hususunda bu ve benzeri safsatalardan sıyrılıp insanlara minnet duymamak için kanaat hazinesine ulaşmak gerekmektedir. Asgari geçim şartlarına sahip olduğu halde daha yüksek refah seviyesinde yaşayanlara özenip mutsuz olmak inananlara yakışmadığı gibi, kula kul olmanın da yolunu hazırlar. 

Rızkın Allah’tan geldiğini bilen biri çalışmaya, kuşlar gibi çırpınmaya devam ettikçe şahsiyetini de muhafaza etmiş olur.