Asıl ‘sadakat’ şimdi başlıyor

Asıl ‘sadakat’ şimdi başlıyor

Evlilik yolunda atılan adımlardan biridir nikâh. Nikâhın ise en özel anlarından birini oluşturuyor söz verme.

Acaba bu sözü iyi günde olduğu kadarkötü günde de tutabiliyor muyuz?

Evlilik hazırlıkları yapılırken birçok telaş içindedir genç çift. Ev, düğün hazırlığı, davetiye derken geride tatlı bir yorgunluk kalır. Yuva kurmanın en özel anı olan nikâh masasına oturulurken tüm yorgunluklar birden unutulur. O an çiftin gözlerindeki heyecanı okumak hiç de zor değildir.

Ve işte nikâh memurunun ağzından ‘Hastalıkta, sağlıkta; iyi günde kötü günde…’ diye devam eden cümle çıkıverir. Hiç düşünmeden ‘evet’ cevabı dudaklardan dökülür. Fakat her şey bitti gibi görünse de asıl şimdi başlıyordur. Zira verilen söz, bir ömür boyu güzel geçmesi temenni edilen evliliğin ilk anahtarıdır. Nikâh memurunun dediği gibi iyi günler kadar kötü günler de bu yolculukta çiftler içindir.

EVLİLİK DE İMTİHAN DÜNYASININ BİR PARÇASI

Nitekim onlarca örnek var böyle. Çiftlerden birinin amansız bir hastalığa yakalandığı, elim bir kazada sakatlandığı… Ya da evlat, maddi sıkıntılar, ailevi meseleler gibi olaylarla her ikisinin birden imtihana tabi tutulduğu...

İşte, asıl sadakatin gösterileceği, nikâh masasında verilen sözün pratiğe döküldüğü zamanlardır o günler. Bu durumu yaşayan kimi eşler süreci sabır ve vefayla atlatırken kimileri boşanmanın eşiğine kadar gelebiliyor. Dünya imtihan dünyası…

Evlilik de bu imtihanın bir parçası. Kimimiz sabredip ‘pekiyi’ alıyoruz ama bazen de aciz kalıyoruz. Fakat bu süreci daha sağlıklı geçirebilmek için yapacak bir şeyler var. Aile danışmanı Taşkın Tanrıkulu’na göre hastalık, ölüm ya da kaza gibi durumlarda eşlerin davranışları, aslında evliliğin genel kalitesi ve sağlıklı olması ile yakından ilgili. Sağlıklı bir ailede yaşanan bir kriz durumunda evin fertleri soruna odaklı düşünüyor. Yani problemi çözmek için çare bulmaya odaklanıyor.

KRİZ, SAĞLIKLI AİLE YAPILARINI DAHA DA GÜÇLENDİRİYOR

Bu tür ailelerde kriz aileye zarar vermek bir yana onu güçlendirip, üyelerini birbirine yakınlaştırıyor. Herkes omuz omuza verip aynı duygu ile birbirine kenetleniyor.

Ancak sağlıksız bir aileyse işler biraz farklı ilerliyor. Kriz karşısında bireyler sorunu çözmek yerine suçlayacak birini bulmaya odaklanıyor. Bu evlerde sağlıklı ailenin tam tersine kriz durumları fertleri birbirinden uzaklaştırıyor. Güven çiftinin hikâyesi de sağlıklı aileye verilecek örneklerden biri...

Leyla Güven evlenmeden önce ayağındaki beni aldırıyor. Ömer Beyle evlendikten bir hafta sonra rahatsızlanıyor. Doktora gittiklerinde ise ayağında kist olduğu anlaşılıyor ve kendisine kanser teşhisi konuluyor. Yaklaşık bir yıl kendi ihtiyaçları da dahil olmak üzere hiçbir şey yapamayan genç kadına eşi destek oluyor.

Bütün işlere O koşuyor. Ömer Bey, Leyla Hanım’ın vefatından sonra eşine duyduğu vefa gereği uzun bir süre evlenmiyor. Sağlıklı ailede iletişimi sağlam tutmak adına eşler boş zamanlarında birlikte vakit geçirmeli. Ailede mizah duygusunun oturması da önemli. Birlikte gülmek, birbirine takılmak, şakalaşmak gibi…

AİLE OLMANIN SIRRI VEFADAN

Nikâh anında bir yastıkta kocama, saygı, sevgi, namus ve haysiyeti koruma, mutlu ve mutsuz anlarda beraber olma, yekdiğerine maddî-manevî destek olma gibi, aileyi ayakta tutan konularda sözler veriyoruz. Bu sözlerin tamamına vefâ gösterilmesi, eşlerin karşılıklı hak ve görevleri arasında.

Prof. Dr. Abdülhakim Yüce, eşlerin, hastalık ve kaza gibi hususlar dâhil her durumda birbirlerine vefa gösterip sahip çıkmalarının Allah’ın emri olduğuna dikkat çekiyor. Ayrıca insanî bir meziyet, sözünde durmanın gereği ve cennette de sürecek olan aileye saygının bir işareti…

İki Cihan Güneşi (sallallahu aleyhi ve sellem) “Şartlarına eksiksiz uymanız gereken en önemli sözleşme, eşinizle yaptığınız nikâh sözleşmesidir.” buyurarak bu hususu nazara veriyor. Allah Resûlü, aile yaşantısından bu vefânın en güzel örneğini sunuyor bize. Nitekim kendisi (sav), vefâtlarından sonra bile hanımlarına saygısı ve vefası devam etmiştir. Onların dost ve arkadaşlarına karşı saygılı davranmış, onları gözetip, ilişkisini kesmemiştir.

MUTLU OLMAK MI? MUTLU ETMEK Mİ?

Olması gerekenler bunlar iken objektifi günümüz evliliklerine çevirdiğimizde görünen tablo şu ki, evlilikte problemlerle karşılaşan çiftler maalesef yeterli sabır gösteremiyor. Artan boşanmalar bunun en bariz kanıtı.

Taşkın Tanrıkulu bu sabırsızlığı iki nedene bağlıyor. Ona göre günümüzde insanlar mutlu etmek için değil, mutlu olmak için evleniyor. Hâlbuki evlilik ve aile hayatında mutlu olmanın yolu, mutlu etmekten geçiyor. Tabii her iki tarafın da bu düşüncede olması gerekiyor.

Sabırsızlığın ikinci bir nedeni de, evlilik öncesinde tüketilen duyguların evliliğin keyfini azaltması. Bu husus, aynı zamanda evlilikle ilgili beklentileri de etkiliyor.

Yanlış ve abartılı isteklerle motive olan çiftler aradığını bulamadığında hayal kırıklığı yaşıyor. Ve zamanla sabrını tüketebiliyor.

CAN SIKICI DURUMLARA DAYANABİLMENİN YOLU

Can sıkıcı durumlara dayanabilmek için ailenin ortak değerlerinin olması önem kazanıyor. Manevi dinamikleri de yine burada ön plana çıkıyor.

Çiftlerin hastalık gibi olumsuz durumlarda sabretmesi ve dağılmaması iki şeye bağlı: İlk olarak hastalık öncesi birbirlerinin hayatına ne kadar katkı sağladıkları.

Yani vefa göstermesine sebep olacak bir yaşam sürüp sürmedikleri. İkinci olarak da gösterilecek sabra önem veren manevi değerler sistemine sahip olmaları.

Çiftler hastalık öncesi birbirleri için fedakârlık yapmamışsa vefa duygusunu da köreltmiş oluyorlar.