Hüsnüzan edelim iyi de nasıl?

Hüsnüzan edelim iyi de nasıl?

Herkesle ilgili kesinlik içeren cümleler kurmak âdet halini almış durumda.

Gönül rahatlığıyla fikir yürütülüyor, yargılarda bulunuluyor ve kanaatler paylaşılıyor. Birbirimizi bu kadar iyi tanıdığımıza emin miyiz?

Teknoloji çağında internette kısa bir araştırma yaparken bile istemediğimiz pek çok bilgiyi de ediniyoruz. Herkes hakkında bir fikrimiz var ancak, bunların büyük kısmı yüz yüze iletişimle elde edilmiyor ya da teyide tabi tutulmuyor. Öyle ki kişiliğini çok rahat tarif ettiğimiz biriyle sohbet etmiş olmamız bile gerekmiyor çoğu zaman. Bazılarıyla ilgili bütün bildiğimiz, genellikle gıybetle süslenmiş düşüncelerden ibaret. Üstelik kesin ve doğru olduğunu bilmesek de kanaatimizden eminiz çoğu zaman.

Hâlbuki bu halimiz Kur’an-ı Kerim’de, “Ey iman edenler zannın çoğundan sakının, çünkü zannın bir kısmı günahtır.” (Hucurat Sûresi, 12) ayetinde yasaklanan durumdan başka bir şey değil. Ayet-i kerimede suizan, tecessüs ve gıybet art arda sıralanarak müminlerin bu davranışlardan uzak durması emrediliyor. Çünkü suizanla başlayan yanlışlar dizisi çoğu zaman tecessüsle devam edip en nihayetindeyse ölü kardeşinin etini yemeye benzetilen gıybete, hatta iftiraya bile varabiliyor.

MÜ’MİN HAKKINDA SUİ ZAN BESLEMEK HARAMDIR

Sui Zan,bir kişi hakkında kesin bir bilgi olmadığı halde, olumsuz ihtimale ağırlık verip hoş olmayan duygular beslemektir. Suizan, müminlerin kardeşliğini zedelemektedir. Nitekim olumsuz bir düşünce mutlaka davranışlara da yansıyor.

Nebiler Nebisi (sallallahu aleyhi ve sellem), “Allah Müslüman’ın kanını, ırzını ve hakkında suizanda bulunmayı haram kılmıştır.” buyurarak birbirimizle ilgili kötü düşünmeyi en çirkin fiillerle birlikte zikrediyor. Suizannın kötü sonuçlarından biri olan iftira ise, şüphesiz çok tehlikeli bir mecra. Bunun en çirkin örneği, İslâm tarihinde ‘ifk hadisesi’ olarak bilinen olay: Müstalikoğulları gazasında münafıklardan Abdullah b. Ubey’in, Aişe Validemiz’in namusu aleyhinde suizanla yaptığı iftira ve bazı müminlerin de buna katkıda bulunarak yayılmasına zemin hazırlamaları Peygamber Efendimiz’i ve Aişe Validemiz’i derinden üzer. Bu kötü hadise karşısında sessiz kalanlara Âlemlerin Rabb’i, Nur Sûresi’nde şöyle buyurur: “Bu iftirayı işittiğiniz zaman iman eden erkek ve kadınlar, kendi din kardeşleri hakkında iyi zan besleyip de, bu apaçık bir iftiradır, deselerdi ya!” Bu ayet ile üzüntü verici hadise de suizanda bulunanlar kınanır.

SUİ ZAN, DRAMATİK OLAYLARA YOL AÇABİLİYOR

Başkaları hakkında olur olmadık çirkin düşüncelere kapılma, insan ilişkilerinde hastalık üreten sosyal bir virüs. Zira aslı olmayan haberlere-dedikodulara itibar edilmesi, aile hayatımızı, arkadaşlıklarımızı ve iş ilişkilerimizi fazlasıyla zedeliyor. Suizannın açtığı toplumsal yaraların en görünür örneği ise haberlere konu olan cinnet ya da kıskançlık olayları. Bu dramatik hikâyelerin büyük çoğunluğunda kişilerin kulaktan dolma malumatlarla sevdiklerine zarar verdiklerini okuyor ya da dinliyoruz. Beykoz Vaizesi Ayşe Nur Kapusuz, insanlarla ilgili olumsuz kanaatin dinî hayatımızı olduğu kadar toplumsal yaşama da zarar verdiğini düşünüyor: “Görevimiz gereği bize her gün suizandan muzdarip olmuş, eşiyle, akrabasıyla, ilişkisi bozulmuş insanların soruları ulaşıyor. Atalarımızın güzel bir sözü vardır konuyla ilgili: ‘Duyduğuna inanma gördüğünün de yarısına inan.’ Gerçekten insan bazen gözüyle gördüğü olaylarda bile nasıl yanılmış olduğunu tecrübe edebilir. Bir olayı, net bilgilere dayanmadan, değerlendirme, yorumlama ve tamamlama hakkına sahip değiliz.”

TANIDIĞIMIZA HÜSNÜ ZAN, TANIMADIĞIMIZA MESAFE

Suizana kalkan olabilecek en güzel davranış hüsnüzan. ‘Bir kişi hakkında güzel kanaat ve düşüncede bulunma’ anlamına gelen hüsnüzan, müminin karşısındakine göstermesi gereken tavrın bir ifadesi aslında. Ancak gıybet ve fitneden uzaklaşmak için herkesi iyi kabul edip kötülüklere karşı tedbir almamak da doğru değil. Peki tanıdığımız kişiler hakkında olumsuz bir iddia ile karşılaştığımızda nasıl bir tavır sergileyeceğiz?

Ayşe Nur Kapusuz, tanıdığımız, iyiliğini bildiğimiz biriyle ilgili kötü bir şey duyduğumuzda, “Biz onu iyi biliriz, kesinliği olmayan bir bilgiye dayanarak onu itham etmeyiz.” diyerek sünnete uygun hareket edilebileceğini dile getiriyor. Çünkü bunun aksi bir davranış, kötülüğün yayılmasına ve mağduriyete sebep olabilir.

Tanımadığımız biriyle alakalı hüsnüzan besleyip beslememekte serbestiz. Ancak suizanda bulunmak dinen de doğru değil.Kapusuz, hiçbir fikrimizin olmadığı kişilere karşı ise peşin güven duymak yerine mesafeli olmayı öneriyor. İnsanların hatalarını araştırmanın da bu mantığa göre hiç lüzumu yok.

SUİZANNA SEBEBİYET VERMEME ESASTIR

48726923 7e755

Günah olan suizanna düşmekten sakınmak kadar ona sebebiyet vermekten kaçınmak da elzem. Daha açık bir ifadeyle hakkımızda kötü kanaatler oluşturacak şaibeli davranışlardan uzak durmak vazifelerimizden biri. Ayrıca hadiselerin güzel yönlerini görmeye çalışma,sui zandan kurtulma adına önemlidir.

Nitekim Fethullah Gülen Hocaefendi’nin ‘mizacı bozuk bir insan’ olarak tarif ettiği suizan eden kişi, kalp kirliliğiyle baş başa. Bu hastalığa düçar olan insan, her şeyi bulanık görür. Ona göre, en kötü görünen hadiselerde bile güzel bir şeylerin varlığını aramak mü’mine yakışan davranış olur.

Zira dikenli tarlalar da bile güller vardır. ‘Temiz olanı al, bulanık olanı bırak’ fehvâsınca, doğru olan, dikenli tarlalarda bile insanın sadece gülü görmesi, koklaması ve dikenlere hiç bakmamaktır. Hal böyle iken mizacı bozuk bir kimse gül tarlasına da girse, oradaki güllerin kokusu üfül üfül esip burnuna gelse ve gül yaprakları üzerinde jaleleri görse, eline batan bir dikenden ötürü “Yıkılsın bu gül tarlası!” der geçer.