‘Ağlaya ağlaya geriye baka baka vatanımızı terkettik’

FATMA GÜDÜK: Zor şeyler yaşadık. Hedef gösterildik. KHK’lısınız diye iş, aş vermediler. Bizi bulamayınca oğlumu rehin aldılar, 13,5 ay hapis yatırdılar. Kırgın mısınız derseniz; Kırgın olduğum insanlar var. Hocaefendi ‘affedici olun’ diyor ya buna binaen kimseye beddua etmiyorum. Sadece şu şekilde dua ediyorum; Allah’ım onların gözlerini aç. Hakikati göster onlara. 

HASAN GÜDÜK: Ayrılırken Türkiye tarafına defalarca baktım. Bakmamak mümkün mü? Gözlerim doldu. Boğaz Köprüsü’nden geçerken 4-5 defa arkaya dönüp dönüp baktım. Çünkü yıllardır yaşadığım memleketi baskılar ve dışlanmışlıklar nedeni ile terk etmek zorunda kalıyordum. İşlediğimiz bir suç yok ama bütün arkadaşlarım gibi olmayan kendilerinin ürettikleri bir suçlamadan dolayı mağdur edildik.

RÖPORTAJ | BASRİ DOĞAN

Türkiye’de 15 Temmuz 2016’da gerçekleşen darbe girişiminin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen cadı avı yurt içinde ve yurt dışında devam ediyor. Ancak, muktedirler, insanların her şeyini elinden alsa da umutlarını alamadı. 20 yıllık öğretmenler Hasan Güdük ve eşi Fatma Güdük de tenkil sürecini yaşayan ailelerden biri. Bir gecede yaşanan değişime anlam veremiyorlar. Fatma Hanım, ’’Bizi nasıl bir şeyle suçluyorlar. Bunu kabul etmek mümkün değil. Tüm hayatım boyunca bir defa emniyete gittim. O da pasaport çıkartmak için. Yani onun dışında polisle bir muhataplığımız olmadı. Bir cezamız bile yok. Bulunduğumuz okullarda takdir edilen insanlar idik.’’ diyor. Hasan Bey ise, ülkede yaşanan baskı ve dışlanmışlık dayanılmaz hal aldığında vatanlarını terk etme kararı almalarını gözyaşlarıyla anlatıyor: ’’Boğaz köprüsünden geçerken 4-5 defa arkaya dönüp dönüp baktım. Çünkü yıllardır yaşadığın memleketi belki de bir daha göremeyecektim…’’

Şimdi yeni vatanlarında yeni bir hayatın ilk yıllarını 5 çocuklarıyla birlikte yaşıyorlar. Geleceğe yönelik kaygıları bir tarafa bırakarak yaşadıkları ülkelerde tutunmak için büyük çaba sarfediyorlar. Bulundukları ülkelerin dilini öğrenmek için dil kurslarının yanı sıra, gönüllü olarak gerek okullarda (Basisschool) gerek ise semt evlerinde (Buurthuis) aktif olmayı sürdürüyorlar. Hasan Güdük ve Fatma Güdük öğretmenler, akıllarına dahi gelmeyen ancak son 4 yılda yaşamak zorunda kaldıkları zorlukları ve özgürlüğe uzanan hicret sürecini Tr724’e anlattı.

15 TEMMUZ’DAN 1 HAFTA SONRA AÇIĞA ALINDIM

20 sene Türkiye’de Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde öğretmenlik yaptım. 15 Temmuz sonrasında çok farklı durumlar yaşadık. 15 Temmuz’dan bir hafta sonra açığa alındığımızı öğrendik. Çalıştığım okula gittim. Elime açığa alındığımız evrakları verildi. 1 Eylül 2016 tarihinde de ihraç oldum. Benim 5 çocuğum var. Bu süreçte biz nasıl yapacağımızı düşünmeye başladık. Eşim  de öğretmen. Fakat ikimizde ihraç olunca geçimimiz sağlamak için kendimize iş aradık. O gün 30 bin öğretmen görevinden atıldı. Herkes ne ile suçlandı ise bizde aynı sebeplerden dolayı ihraç edilmiş olduk. Bu arada bazı eğitimci arkadaşlar ile bir araya geldik. Ortam ve süreç oldukça karışık. Herkes başının çaresine bakar ve uygun işler bulabilirse iyi olur dendi. Biz de bir arkadaş ile birlikte hayatta kalmak için İstanbul’da bir damacana su satış dükkanı aldık. Kaynarca’da olan evimi Ümraniye’ye taşıdım. Allah’tan taşınmışız, çünkü biz evden taşındıktan 15 gün sonra, polisler evi bastı. Yaklaşık 3 ay bu işi yaptık. Fakat devam edemedik. Sonra ise taksi şoförlüğüne başladım. Günlük 12 saat üzerinde iki vardiya halinde çalışıyorduk. İkinci vardiyada benden sonra taksiyi devralan diğer şoför birgün aracı bana devrederken polisin kendisini durdurduğunu ve arama yaptığını söyledi. Bu hadise üzerine taksi işini bıraktım. Sonra üç ay kadar çalışamadım. Zaten iş bulamıyorduk ve sigortasız işlerde çalışıyorduk. KHK ile işten atılanlar bir daha işe alınmıyordu. İşverenler kendilerini riske atıp bizlere iş vermek istemiyorlardı.

AKRABALARIMIN ÇOĞU BİZİMLE İRTİBATINI KOPARDI

Bu şartlar altına ne yaparız diye düşünmeye başladık. Bu arada çok sevdiğim bir arkadaşımın oğlu ,”bulunduğunuz evden çıkarsanız iyi olur, sizi bu evden alabilirler evden ayrılın’’ dedi. Bende meselenin ciddiyetini o zaman kadar gerçekten bilmiyordum. Aranmam dolayısıyla biraz endişelendim doğrusu. Nisan 2017 tarihinde geçici olarak bir akrabamızın evine gittik. Burada 15 gün kadar ailecek kaldık. Diğer akrabalarımız ile fazla görüşmedik. Bizden dolayı onlarında zarar görmesini istemedik. Bazıları bizimle irtibat kurmak istedi. Ama bu sayı çok azdı. İnsanların çoğu bizimle irtibatlarını tamamen kopardı.

EŞİMLE BİRLİKTE ŞARKÜTERİDE TEMİZLİK İŞİNE GİRDİK

Çocuklar mecburen eşyalarını almak için eve gidiyorlardı. Ama eve geldikten beş dakika sonra polisler de geliyordu. Büyük ihtimalle apartmanda yaşayanların ihbarları ile oluyordu bu iş. Olacak gibi değildi. Hemen çocuklardan ayrıldım ve iki ay gaybubette kaldım. Eşimde benim gibi ilahiyatçı ve öğretmen idi. Sonuçta biz mesleğimizi icra etmek için insanlar ile bir araya geldik. Zaman zaman sohbetler ve muhabbetler ettik. Yani yıllarca bunu yaptık. Ama bahsetmiş olduğumuz süreçte bizim yaptıklarımız ne enteresandır ki terör faaliyetleri olarak görülmeye başlandı. O zamana kadar bizi alkışlayan destekleyen insanlar bu defa çok daha başka şeyler söylemeye başladı. Baktım ki suçumuz olmadığı halde peşime takılan bu insanlar eşimin de peşine takılacaklar. Eşimle konuşarak seninde ayrılman lazım dedim. Beraber kararımız neticesinde taksitlerini ödemeye devam ettiğimiz Samsundaki evimizi birine sattık. Daha sonra kiralık bir eve taşındık. 15 gün kaldığımız bu evden tekrar bir eve taşındık. Bu arada zor bir süreç geçirdik. Sonra ben her şeyi geride bırakarak İstanbul’a döndüm. Burada bir süre emlakçılık işi yaptım. Baktım olmuyor tekrar çocuklarımın yanına döndüm. Sonra bir şarküteride işe başladım. Bu arada hanım da yanımda burada işe başladı. 3,5 ay çalıştık.

VURULMA DAHİL HERŞEYİ GÖZE ALDIM VURABİLİRDİ

Bu arada eşim ile ilgili arama ve tutuklama kararı çıkmıştı. Son kontroller ve aramalar neticesinde hanıma artık burada bizim kalma imkanımız kalmadı. Ve doğduğumuz yaşadığımız 20 yıl emek verdiğimiz ülkeyi terk etmek kararı aldık. Aracılar ile buluşup ülkeyi terk etmek istedik. Tarih 19 Kasım 2017 tarihi idi. Bir araba ile sınıra geldik. O günde Allah bir yağmur verdi ki sabahtan akşama kadar yağmur yağdı. Bu yağmur sayesinde sınırdan kolay geçtik. Ama çok felaket bir şekilde ıslandık. Suyun kenarına geldiğimizde botun küçücük ve bizi içine almasının imkansız olduğunu gördük. Eşim çocuklar ve kaçakçı bota bindi. Bot su ile aynı seviyeye geldi. Bende bota binmiş olsam bot batacaktı. Bu botun hep beraber gitmesi imkansız görünüyordu. Ben çocukları bindirdim. Ben ikinci seferde gideyim dedim. Abdürrezzak Ailesi bizden sonra Meriç’ten geçer iken vefat etmişlerdi. Ailecek tanışıyorduk onlarla. Allah rahmet eylesin. Aslında onların başına gelen bizim başımıza da gelebilirdi. Oğlum yüzme biliyordu ama hanım ve iki kızım yüzme bilmiyordu. Bu arada hanım ve çocuklar bota biner binmez bot karadan kurtuldu ve benden uzaklaşmaya başladı. Ben kaldım karada. O sırada bot batsa ben ne yapabilirim diye düşünmeye başladım. Bot gider iken ben de kıyıdan onlara paralel gidebilirim zannıyla biraz ilerledim fakat her taraf dikenli. Geçmek çok zor. Sol tarafa doğru bir yol gördüm. Oradan gideyim dedim. Bir ormanın içerisine girdim. Her taraf ağaçlar ve dikenler ile kaplı. Biraz ilerledim ama ayağımdaki bot paramparça oldu. Bu arada 15 dakika ormanın içinde kaldım. Çocukları göremiyorumdum. Derken onların nehrin ortasında bot ile döne döne ilerlediklerini gördüm. Doğru dürüst yüzme bilen de yok. Allah muhafaza nehre düşmüş olsalar idi! Ormanın içerisinde uğraşırken bir köpek sesi duydum. Köpek benim kokumu almıştı. Havlamaktan her tarafı yıkıyordu. Bağlı olduğu belli. Bana doğru gelmek istiyor, fakat gelemiyor. Ben ilerleyemeyince tekrar suyun kenarına doğru geldim. Kıyıdan çocukların karşı tarafa çıktıklarını gördüm. Karşı kıyıda çok yüksek bir yere varmışlar. Oradan çıkmak istiyorlar ama çıkamıyorlar çantaları yukarı atıyorlar fakat yukarıdan yuvarlanıp çanta tekrar aşağı geliyor. Sonra uğraşa uğraşa çıktılar. Onların karaya çıkması ile ben çok sevindim. Bu arada ben sınırda tek başıma kaldım. Dereye düşmüş 30 metre uzunluğunda bir ağacın üzerine binerek gidebildiğim yere kadar Yunanistan tarafına doğru gittim. Nehrin ortasında kaldım. Ağacın kökü Türkiye tarafında. Ben uç kısmındayım. Ağacın dallarında asıllı 3-4 bot gördüm. Aşağısında Allah-u alem cesetlerde olabilirdi. Ağaçta olmamın sebebi ise jandarma gelse ‘gelmem’ diyecektim. Zaten her şeyi göz önüne almıştım. En fazla beni vurabilirlerdi. Ağacın üstü çok kaygan olduğu için çok zor geçtim. Sonra kaçakçıyı beni alması için beklemeye başladım. Kaçakçı doğrusu botu kullanmasını tam bilmiyordu. Türkiye tarafına da geri gelemiyordu. Ben ona sesleniyorum ama yağmur yağdığı için beni duyamıyordu. Aramızda 200 metre mesafe var. Benim ağaçta olduğumu gördü. Bana aşağı gel diyor. Ben gidemiyorum. Sonra tekrar zorlanarak Türkiye tarafına doğru ağaçtan tutunarak geçmeye başladım. Bu arada köpek yine benim kokumu aldı. Cesaret edemedim geri ağacın ortasına geldim. Kaçakçı bot ile ağacın altına kadar geldi. Nehir çok derin. Yapacak birşey yok ağaçtan bota atladım. Kaçakçıya botun dümenini bana ver dedim. Kaçakçı botu kullanmayı bilmiyordu. Sonra karşıya geçtik ve çocuklarla buluştuk. O yağmur ile ormanın ortasında sırılsıklam ıslandık.

Hasan ve Fatma Güdük, ülkelerini gözyaşları içinde terketmek zorunda kaldığını söyledi.

GÖZYAŞLARI İÇERİSİNDE ARKAMA BAKA BAKA TERK ETTİM ÜLKEMİ

Türkiye tarafına defalarca baktım. Bakmamak mümkün mü? Oraya gelene kadar zaten kaç defa gözlerim doldu. Boğaz Köprüsü’nden geçerken 4-5 defa arkaya dönüp dönüp baktım. Çünkü yıllardır yaşadığın memleketi baskılar ve dışlanmışlıklar nedeni ile terk etmek zorunda kalıyordum. Yani bizim işlediğimiz bir suç yok. Suç olarak ortaya koyabilecekleri hiç bir şey gösteremezler. Ama adamlar bir suç ürettiler. Bütün arkadaşlarım olmayan bir suçtan dolayı mağdur edildiler. Herkes onun kurbanı oldu. Bu yüzden suçsuz çok arkadaşımız Ege denizinde Meriç nehrinde hayatlarını kaybettiler. Bunların hesabını hem bu dünyada hem ahirette verecekler elbet. Gerisini onlar düşünsünler. Ben şahsen şunlara çok üzgünüm ve kırgınım. Yaşadığımız yerlerde, bizi anlatırken öyle pozitif şeyler söylüyorlardı ki, fakat bu hadiselerden sonra bizi terör ile suçladılar. Sizler çok değerli öğretmenlersiniz diye bize övgüler yapanlardan hiç biri 15 Temmuz sonrasında bizleri arayıp sormayı bırakın, arkamızdan çok farklı şeyler konuştuklarını ve söylediklerini duyduk. İnanın bu bizleri çok üzdü. Ama ne yapalım. Kaderimizde bu varmış. Allah Ashab-ı Kirama bir şey nasip etti. Herhalde günümüzdeki insanların da bir takım şeyleri yaşaması lazımdı. Madem inandığın bir davan var idi. Bu davanın gereği olarak ta emin olun bunların hiç bir tanesi bize acı gelmedi. Ben şahsen bunlar ile alakalı çok üzücü şeyler yaşadım, bunu hikaye gibi anlatıyoruz şu anda ama samimi söylüyorum hiç gocunmuyorum. Rabbime sonsuz şükürler olsun. Sağ salim bir şekilde ailemi Hollanda’da toparlamak nasip oldu. Ama gerçekten Türkiye’de ki insanlara çok kırgınım. O da şundan, Bizim gibi insanları tanımalarına rağmen, göz göre göre, daha doğrusu bile bile bu insanları farklı bir yöne doğru sürüklediler. Bu insanların suçlu olmadıklarını çok iyi biliyorlar.”

YUNAN VE TÜRK HALKININ BİRBİRLERİ İLE PROBLEMİ YOK 

Karşıya yani Yunan tarafına vardık. Üzerimizden sular akıyor. 3,5 saat yaya yürüdük. Çünkü yolu bilemiyoruz. Nereye gideceğimizi bilmiyoruz. Gidebildiğimiz kadar gidelim dedik. Yalnızız sadece beş kişilik aileyiz. İki çocuğum Türkiye’de kalmıştı. Bu arada yolu bulduk. O yolu bulunca rahatladık. Küçük bir kilise ve küçük bir çocuk gördüm. Burada çocuk bizi görünce içeri kaçtı. Ben de içeri girdim. Adam uzaktan beni gördü. Benim de dilim olmadığı için adam bana ‘merhaba dedi. ‘Biz Türkiye’den geliyoruz. Bir polis çağırsanız bizi buradan alsalar’ dedim. Adam bizim o perişan halimizi görünce çok üzüldü. ‘Oturun size bir kahve yapayım’ dedi. Eşini çağırdı. ‘O Türkçe bilmiyor’ dedi. Burada onların iyiliğine karşı onlara teşekkür ettim. Bende adama kurabiye hediye ettim. Bu arada Yunanlı Dimitri bize bir kilo bal verdi. O soğukta aslında üşüdükte. Atina’ya varınca bir ay hastalandım. Ama Dimitri’nin verdiği bal bana şifa oldu. Yunanlıların bize şunu bunu yaptıkları söylemlerinin politik olduğunu düşünüyorum. Bence Yunan ve Türk halkının birbiri ile problemleri yok. Polis geldi bizi aldı. Bize polis çok iyi davrandı. Karakolda işlemlerimiz yapıldı. Orada iki gün kaldık. Bize sizi Türkiye’ye geri teslim etmeyeceğiz dediler. Bizi serbest bıraktılar. Sonra Dimetoka istasyonuna geldik. Beş saat beklemenin ardından Dedeağaç’a geldik. Sabah 06:40’da Selanik’e gittik. Ardından Atina’ya geçtik. Orada bir kac gün bir arkadaşın evinde kaldık. Atina’dan sonra ben değişik yollardan Hollanda’ya geçtim. Ardından da çocuklarım geldi. İlk defa ailemin tüm fertleri ile bir aradayız. Hiç tanımadığımız insanlar bizleri bağrılarına bastılar. Bizde burada Hollanda’da dil kurslarını takip ediyoruz. Bu ülkeye faydalı olmak istiyoruz.

fatma güdük tr724Öğretmen Fatma Güdük

FATMA GÜDÜK: ÖĞRETMENLİKTEN ATILINCA DALINDAN KOPARILMIŞ BİR ÇİÇEK GİBİ OLDUK 

Hasan Güdük beyin idealist bir öğretmen olan eğitimci eşi Fatma Güdük, Milli Eğitim Bakanlığı’nda bu süreçten önce öğretmenlik yaptığını söylüyor. Fatma Hanım ve hikayesini şöyle anlatıyor: “Benim için öğretmenlik çok farklı idi. Öğretmenlikten atılınca dalından koparılmış bir çiçek gibi olduk. Susuz kaldık. Nefesimiz idi bizim öğretmenlik. Aslında bizim için süreç 17-25 Aralık ile başladı. Çalıştığımız okullarda bizlere yönelik mobingler uygulanıyordu. Mesela 15 Temmuz’dan bir ay önce çalıştığım okulun müdürü hoca hanım sizlen için iyi bir militandır deniliyor diyerek bana kinayeli bir şekilde bunu ifade etmişti. Ben de kendilerine nasıl bir eksiklerimizi gördünüz ne yapmışım, mesela hangi yanlışlarımı gördünüz dedim. Biz aslında öğrencilere kendimizi feda ediyorduk. Eşimle beraber aynı yerde çalışıyorduk. Bir nevi gecemizi gündüzümüze katıyorduk. Müdür beye bana ne yapabilirler dedim. Beni sürerler ise doğuya sürerler dedim. Ama şunu bilin dedim. Benim için doğu ve batı fark etmez. Yerin hiç önemi ve değeri yok. Sonuçta mekanları değerli kılan mukimlerdir. Biz nerede olur ise üzerimize düşen öğretmenliğin ve insanlığın gereği ne ise o vazifeyi yaparız.

DEMOKRATİK ÜLKELERDE BÖYLE SUÇLAMALAR OLMAZ 

Süreçte bir hafta içerisinde 10 kilo birden verdim. Yemiyorduk, içmiyorduk. Daha doğrusu nefes alamıyorduk. Ne yapacağımızı bilemiyoruz. Eşim ile okuldan gerekçeli kararı alınca malum, olmayan uydurma bir örgütün üyesi olmak, Zaman Gazetesi abonesi ve Bankasya hesabı iliştirilmişti. Aslında hiçbir demokratik ülkelerde böyle bir suçlamalar görmedim. Zaten listeler önceden hazırlanmış. Öyle söylenmesi de aslında bunun bir itirafı idi. Tabii ki biz saf insanlarız. Böyle şeyleri düşünmediğimiz için, herkesi kendimiz gibi zannediyorduk. Biz Hocaefendi’den böyle edep ve terbiye görmüştük. İnsana saygı ve sevgiyi evrensel değerleri Hocaefendi bize kazandırdı. Yani biz insan için yaşamayı, insan için fedakarlık yapmayı biz bu evrensel hizmet hareketinde gördük. Kardeşliği öğrendik. Yani başkası için yaşamayı öğrendik. Sonuçta biz yaşantımızı buna endeksledik. İnsanlara katkılı olmak için ne yapabiliriz. Daha doğrusu faydalı olmaları adına her şeyleri ile ilgileniyorduk. Dolayısıyla o çocuklar okusunlar. İnsanlığa, devletine milletine, anasına ve babasına faydalı olsunlar. Kardeşlik saygı ve sevgi içerisinde yaşantılarını sürdürmelerini istiyorduk. Bizi nasıl bir şeyle suçluyorlar. Bunu kabul etmek mümkün değil. Tüm hayatım boyunca bir defa emniyete gittim. O da pasaport çıkartmak için. Yani onun dışında polisle bir muhataplığımız olmadı. Bir cezamız bile yok. Bulunduğumuz okullarda takdir edilen insanlar idik. Okul yönetimi ile hiçbir sorunumuz olmadı.

Eşim Hasan beye aynen şunları söyledim; Bu noktada hukuki olarak ne yapabiliriz onu araştıralım. Sonra bir takım davalar açtık. Fakat kendinizi savunma hakkınız yok. Göstermelik bir hayatın içerisindeyiz. İş yok elde bir şey yok. 5 tane bakmakla yükümlü olduğunuz çocuğunuz var. Hiç bir yere sığamazsınız. Gerçekten zor. Dolayısıyla neler yapabiliriz derdine düştük. Sonuçta rızkı veren Allah’tır. Başkası versin biz de yiyelim diye bir düşüncemizde olmadığı için, rızkımızı aramaya çalıştık. Çünkü baştan karar alınmıştı. Artık o ülkede bize ve bizim gibi insanlara hayat hakkı yoktu. Çünkü senin boynunda bir KHK yaftası asılmıştı. Sen dışlanmışsın. Seni tecrit ediyorlar. Komşuların ve akrabaların sana farklı gözle bakabiliyorlar. ”

YER DEĞİŞTİRDİK FAKAT YAKAMIZI BIRAKMADILAR 

Benim yüzde 75 engelli annem var. Bir alet ile yürüyor. Onu ayağımıza getirmek zorunda kaldım. Benim o kadar ağrıma gitmişti ki anamın bayramda elini öpemedim. Annem bile benim bu durumlarımdan tecride uğradı. Çok ağırıma gidiyor kolay şeyler değil. Bulunduğumuz yerden taşındık. Çocuklarımız okullarından oldular. Düzenimiz bozuldu. Arkadaş ortamımız kayboldu. Zaten işiniz yok tecrit ortasındasınız. Başka ortama geçtik. Fakat orada da yakamızı bırakmadılar. Neden senin hakkında arama kararı çıkarılmış denilerek mahalle baskısına maruz kalıyoruz. Çocuklardan biri bir taraftan üniversite sınavlarına hazırlanıyor, diğeri teog sınavına. Ev dağılmış. Biz kalabalık bir aile olduğumuz için yani 7 nüfusla kimin yanına gidebilirsiniz. Hasan bey gaybubette ben çocuklar ile baş başa kaldım. Parçalanmış bir şekilde hayatımız böyle devam etmeye başladı. Baktık olacak gibi değil benim hakkımda da tutuklama çıkar diye düşünüyorduk. Eski evimizden bir kaç eşya daha alalım diye düşündük. Ama komşular tarafından ihbar edilmişiz. Anahtarlar değiştirilmiş. İki polis aracı geldi. Eşimi sordular yok gitti dedim. Kardeşim geldi. Bizde kalıyorlar ben ilgileniyorum dedi. Ben orada kriz geçirdim. Şeker hastasıyım. Sonra eşyalara baktılar siz kaçıyorsunuz dedi polis. Ben ise eşyalar yukarıda gidin bakın dedim. Bundan sonra eşyalarınızı da alamazsınız dediler. Hayatımızda polis ile muhatap olmadığımız için onları görünce korkuyorsunuz tabi.

İNSANLIK İÇİN UĞRAŞTIK, ÖTESİ YOK 

Biz önceden ev istediğimiz zaman herkes evini verebiliyordu. Çünkü memur idik. Ama 15 Temmuz sonrası hepsi sıfırlanmıştı. Çünkü insanlar size farklı bir göz ile bakıyorlar. Farklı yerlere geçtik. Sonra bir yere daha gittik. Bu arada eşyamız yok. İkinci elden bir kaç eşya aldık. Bu eşyalar ile ev kurduk. Ben geriye dönüp baktığımızda kesinlikle şurada bir hata yapıldığına inanmıyorum. Hizmetin hiç bir hatası olmadı. Bu nokta da haksız ithamları kabul etmiyorum. Biz insanlar ve insanlık için uğraştık. Bunun ötesi yok. Sevgi, barış, hoşgörü ve diyalog dedik. sen ne düşünürsen düşün o önemli değil. Sen insansın. Biz insana Allah’ın yarattığı değerli bir kul olarak baktık. Böyle bakan zihniyetin insanlara kötülük yapma ihtimali olamaz. Biz bir gecede terörist ilan edildik. En acısı budur. Kırgın mısınız derseniz. Kırgın olduğum insanlar var. Hocaefendi affedici olun diyor ya buna binaen kimseye beddua etmiyoruz. Sadece şu şekilde dua ediyorum. Allah’ım onların gözlerini aç. Hakikati göster onlara Yarabbi diye dua ediyorum. Zor şeyler yaşadık. hedef gösterildik. KHK’lısınız diye size iş vermiyorlar.”

BİZE YAPILANLAR HASETTEN KAYNAKLANIYOR 

Özlüyoruz ülkemizi, akrabalarım var. Türkiye bizim için bir cehenneme dönmüştü. Sürekli peşimizde polisler dolaşıyordu. Eşim evimize gizli gizli geliyordu. Biz ne yaptık bunlara. İnanın ki hiç bir şey yok. İnsanlıktan başka bir şey yapmadık. Haset öyle bir şey ki insanı çığırından çıkarıyor. Bize yapılanlar hasetten kaynaklıyor. Çocuklarımız da bizimle beraber yıprandılar. Düzenli okullarına gidemediler. İnanın ki ben bunu anlatmaya bir kelime bulamıyorum.

Ülkeyi terk etme kararı aldığımızda, inanın kızların son gün haberleri oldu. Özellikle büyük kızım kendine bir hedef koymuştu. ‘Ben doktor olacağım. Neden böyle oluyor.’ diye sorgulamalar yaptı. 19 Kasım 2017 günü karşıya geçerken Türkiye’ye doğru baktım. (Ağlıyor) Hiç bir insan durup dururken vatanını terk eder mi? Ama yaşama hakkımız yoktu ki. Özgürlüğümüz yoktu. Tabii ki baktık ama yapılacak bir şey yoktu. Bitmişti her şey artık geride kalmıştı. Çünkü bize orada hayat hakkı yoktu. Hayat hakkı yoksa, yeni bir hayata yolculuk lazımdı. Şunu söyleyeyim. Şunu itiraf edeyim. Şu yaşadığımız sıkıntılara ve çilelere rağmen aynı hizmetin içinde olurmuydunuz derseniz, inanır ki olurdum. Hiç bir şekilde pişman değilim. Çünkü ben yanlış bir şey yapmadım. Kardeşlerimin hiç birisi yanlış bir şey yapmadı. Bunu söylemek istiyorum. Bizi bunu öğreten Hocaefendi de yanlış bir şey yapmadı. Yapan kimse onlar cezalarını çeksinler. İnanın insanlar içeride ve cezaevinde kan ağlıyorlar. Boyunlarına takılan KHK saçmalığından dolayı insanlar kan ağlıyorlar.

İKİ ÇOCUĞUMU AĞLAYARAK GERİDE BIRAKTIM

Türkiye’de mevcut hükümete muhalif isen sana hayat hakkı yok. O zat gibi düşünür isen her şey var sana. Ama biz öyle olamayız. Biz dürüstlüğü gördük. Biz insanlığı gördük. İnsana faydalı olmayı gördük. Bunun ötesinde bir şey yok. Biz çalmadık, çırpmadık. Kimseyi aldatmadık… Aldandık. Bize bu zulmü yapanlara aldandık. Kesinlikle biz kimseyi aldatmadık. Karşıya geçerken yağmur yağıyor. Aslında gidiyoruz ama dua ile gidiyoruz. Oradan nasıl çıktığımızı bilmiyoruz. Bu arada iki tane evladımı da Türkiye’de ağlaya ağlaya geride bıraktım. Eşime sen git evlatlarım burada dedim. O da senin hakkında da tutuklama var. Birlikte çıkmalıyız dedi. Bottan

geriye doğru ağlaya ağlaya bakarak, iki evladımı geride bırakıp Yunanistan tarafına geçtik. Ama içim hep kan ağladı.

Fatma Hanım ve çocuklarıyla birlikte Avrupa’ya geçmek için uğraşırken, Atina’da da zor günler geçirdiğini söylüyor.

FANUS KIRILDIĞI ZAMAN BİZ GERÇEK HAYATLA TANIŞTIK 

Aslında bu süreçte şunu anladık. Biz hizmet mensupları olarak çok temizmişiz. Biz bir fanus içerisinde herkesi kendimiz gibi zannetmişiz. Fanus kırıldığı zaman biz gerçek hayatla tanıştık biz. Aslında çok farklı insanları da gördük. İnsanlar rahatlıkla yalan söylüyorlar. Rahatlıkla aldatabiliyorlar. Bunları da gördük ve yaşadık. Demek ki o yolu çıkmamız gerekiyordu. Allah-u Teala bizi sevk ediyordu. Bizi Zodyak bir bot bekliyor ve bununla karşıya geçeceğiz zannediyordum. Çünkü hayatımızda böyle bir şey başımıza gelmemişti. Meğer botu elimizde götürüyormuşuz. Hiç farkında değilim. Orada botu şişirdiler. İlkönce tereddüt ediyorsunuz. Fakat Cenab-ı Allah bir inayet indiriyor. Belki o inayet ve o yardım olmasa oradan geçilmez. Ben ve çocuklarım yüzme bilmiyor. Ayşe ve eşi iyi bir yüzücü idi. (Abdurrezzak ailesi) Fakat hayatları nehirde son buldu. Uzunca bir mücadelenin ardından döne döne karşıya geçtik. Sırt çantalarımız ıslandı. Su botla aynı seviyede. Kıyıya yanaşamadık. O arada ben bir dalı tuttum. Öylelikle karşıya geçtik. Biz geçtik. Hasan bey için dua ettik. Sonrasında o da yanımıza geldi.

ALLAH’IN İNAYETİ OLMASA TÜRKİYE’DE ÇILDIRIRSINIZ 

Bize Allah’tan başka kimse yardım etmedi ve edemezdi de. Allah’ın inayeti olması o sıkıntılar ızdıraplar içerisinde Türkiye’de çıldırırsınız. O cehennemin içerisinde yaşamak gerçekten kolay değil. Yunanistan halkı bize kucak açtı. Allah onlara inşallah maddi manevi refah versin. Çünkü bize kucak açtılar. Ben şeker hastası olduğum için bana özel muamele yaptılar. Allah bizi hiç bir zaman yalnız bırakmadı. Atina’ya vardık. Artık mülteci gömleğini giydik. O kimlik sizin kimliğiniz oluyor. Yunanistan’da bir yıla yakın kaldım. Eşim gittiği zaman evin süresi bitmişti. Ben Atina’da 3 aile ile birlikte kaldım. Kızlar ile ben denedim olmadı. Eşim ile oğlum denedi onlar Atina’dan Hollanda’ya gittiler. Bu arada bizi iki aile yanlarına kabul ettiler. Onlar ile çok güzel kardeşlik ortamımız oldu. Atina’da ameliyat oldum. Atina’da ki arkadaşlarım bana çok yardımcı oldular.

fatma güdük ve çocukları tr724

BİZİM ARANMAMIZDAN DOLAYI 19 YAŞINDAKİ OĞLUMU REHİN ALDILAR, 13,5 AY YATIRDILAR 

Özgürlük o kadar önemli bir nimetmiş ki anlatamam. Bu arada ben Atina’da iken büyük oğlumu gözaltına aldılar. 15 gün boyunca haber alamadık. Bir tanesi dışarıda bir tanesi gözaltında biri babası ile Hollanda’da biz kızlar ile Atina’dayız. Aile olarak dörde parçalanmışız. Oğlum beni aradı. Anne sınavım var bana dua et dedi. Daha sonra sınavın nasıl geçtin dedim. Anne sınavı bırak polisler eve gelmişler dedi. Bende ağlamaya başlayınca bana dua et dedi. Oğlum kimsen yok nereye gideceksin dedim. Allah var dedi. Arkadaşlarım var dedi. Sonra camiye giderim dedi. Camilerde kapanıyor gece vakitleri dedim. Babanı ara dedim. Hapisten çıktıktan sonra bana anne polisler beni aradığında kimseye gitmedim. Allah’ım sana geliyorum diye camiye gittim dedi. Orada abdest alırken polisler aramış camideyim demiş. Oğlum hakkındaki iddia saçma sapan. İddialar malum uydurma… o kelime ve bizlerden dolayı tutuklamışlar. Ben bunu okuyunca şok geçirdim. Anne ve babasından dolayı bir çocuk içeriye atılır mı? hangi hukukta ve hangi ülkede var. Ayette ‘Kimse kimsenin günahını çekmez’ Böyle birşey hiç bir insani kural ve demokratik ülkede olamaz. Anne babası aranıyor diye o çocuğu alıp sen cezaevinde 13,5 ay yatıramazsın. Bu bir zalimlik ve zulümdür. Benim oğlum 19 yaşında cezaevine girdi. O daha ana kuzusu idi. İki yıl ayrı kaldık. Çıktıktan sonra o da bizim yanımıza geldi. Oğlum da pişman olacağım bir şey yapmadım dedi. Onun alınması beni çok yıprattı. Bunların

hepsini kendiniz yaşıyorsunuz. Atina’da kardeşlerim çok büyük destek oldular. Bir taraftan da dışarıdaki çocuğu düşünüyorum. O da 18 yaşında idi. Her yere sığınamıyorsunuz. Ondan da endişe ediyordum. Oğlum ile hep rüyalarda buluştuk. Gerçekten zor oldu. Biz Medreseyi Yusufi’yeyi göremedik. Ama oğlum M.Emin gördü. Orada kadınlar ve 800’ü aşkın bebekler var. Orada zor koşullarda büyüyorlar. Bu zalimliktir. Zulümdür. Şunu sormak istiyorum. Darbeyi öğretmenler mi yapmışlar. Allah aşkına biz kalemden başka bir şey tutmayız. Bıçağı bile dikkatli kullanılırız. Biz insanlara zarar gelmesin diye dua ederiz. Biz insanlara nasıl zarar verebiliriz. Nasıl yani bu hale geldik. Bu insanların hiç mi içleri acımıyor. Gözleri açılmaz. Bu kadar zulmü görüp te nasıl etkilenmiyorlar.

BİZLER HOLLANDA’DA KALICIYIZ 

Burada insanlar çok değerli. Buradaki insanlar güler yüzlü. Birbirlerine selam veriyorlar. Beni bunlar çok etkiledi. Bizler burada önümüze bakacağız. Hollandacayı öğreneceğiz. Biz de bu ülkeye faydalı ol maya çalışacağız. Gayretli olacağız. Biz başkasından bir şeyler bekleyen insanlar değiliz. Böyle de yetişmedik. Mesleğimiz ile ilgili ne yapabileceksek yapmaya çalışacağız. Hollandalılara yaşadıklarımızı anlatınca hüzünleniyorlar. Böyle bir şeyin olmasına inanamıyorlar. Türkiye’de normal bir hukuk, demokratik bir ülke olmadığı için bu insanlara garip geliyor. Biz bunları yaşadık. Halen de yaşamaya devam ediliyor. Ailemizin tüm fertleri burada. 7 kişiyiz. Rabbime ne kadar şükretsek az. Tamamen mutluluğuz var mı yok. Bir yanımız buruk. Türkiye’deki kardeşlerimizin durumları ortada. Bu kardeşlerimizin gözyaşları dinecek ki bizimki de dinsin. Biz onlara dua ediyoruz. İnşallah rabbim onların sıkıntılarını gidersin inşallah. Biz burada yolumuza bakacağız. Bu insanlar en zor zamanlarımızda bize kucak açtılar. Bunu yapmaya çalışacağız. İyileşme olur ise ziyarete gideriz. Fakat burada kalıcıyız.

Please publish modules in offcanvas position.