“Ömrümü ülkem bölünmesin, milletim kamplaşmasın diye vakfettim…”

Bahattin Karataş, yaşadıklarını ve şahitliklerini Tr724’e anlattı

RÖPORTAJ | ALİ MİRZA YAZAR

Özellikle 15 Temmuz sonrası Hizmet Hareketi gönüllülerine yönelik zulüm tavan yaptı. Doğmamış bebeklerden lohusa annelere, hasta insanlardan yaşlı masumlara kadar onbinlerce insan cezaevlerine dolduruldu. Yüzbinlerce insan gözaltına alındı. Bir o kadar insan da ülkesini terketmek zorunda bırakıldı.

Acı, zulüm dayanılmaz boyutlara ulaşırken, medya organlarından da cemaati şeytanlaştırmaya yönelik propagramlar yapıldı, yapılıyor. Cemaatte abi olarak bilinen isimlerin yurt dışında sefa sürdükleri iktidar destekli basının değişmez gündemi. Oysaki gerçekler bunlardan tamamen farklı.

Yaşanan zulümleri, Hizmet’i ve iddiaları Eğitimci-İlahiyatçı Bahattin Karataş’a sorduk. Yurt dışında rahat yaşıyorlar iftirasına, ‘tarihe kayıt düşülsün’ diyerek gözyaşlarıyla şöyle cevap verdi: ’’Ne ile geçindik? Ben şahsen Urfalıyım. Bir plastik leğen aldım. İçerisinde 10 kilo bulguru döktüm. Salçamı biberimi kattım çiğ köfte yoğurdum. Kalp hastasıyım tansiyon hastasıyım 70 yaşıma rağmen çiğ köfte satmaya çalıştım marketlere. Benim bir arkadaşım Harun Hoca, o da çöp bidonlarından pet şişeleri toplayıp onları götürüp marketlerde sattı. Ekmek alıyordu.’’

İddia edildiği gibi Doğu’ya asimilasyon için mi gidildi? Sadece parası olan çocukların mı elinden tutuldu? Hizmet ve hayaller yarım mı kaldı? Ülkesine ve milletine kırgın mı? Ömrünü milletin kamplaşmaması, ülkenin bölünmemesi için vakfettiğini belirten Bahattin Karataş, yaşadıklarını ve şahitliklerini Tr724’e anlattı.

10 YIL DEVLETTE ÇALIŞTIM

Ben Urfa’da doğdum. Şu anda 70’e yaklaşıyorum. İlk ve orta imam hatip Urfa’da bitirdim. Sonra 1970- 1971 yılı İzmir Yüksek İslam Enstitüsünü kazandım. 1969-70 yılında da kazanmıştım ancak babamızın maddi imkansızlıklarından dolayı gidememiştim. Ertesi sene bir daha girdim. O zaman çift aşamalı idi. Birinci yazılıyı kazandıktan sonra mülakat ile tercih edeceğin yerin mülakatına giriyordunuz. Biz o zaman İzmir’i tercih ettik. O zaman İzmir’e gitmeden önce ben Merhum Abdülkadir Badıllı abinin yanında 2 sene dersanede kalmıştım. Zehraiye medresesinde kalmıştım. Ondan sonra gitmiştik İzmir’e. Hocamızla İzmir’de beraber kaldık. O zaman 1971, 12 Mart muhtırası olmuştu. İçerdeydiler cezaevinde. Ben de zaman zaman mahkemelerini takip ettim dinleyici olarak. Merhum babasıyla da Ramiz Efendi ile de beraber geçirdiğim anlar oldu. Hocaefendi mahkeme safahatında da 54 kişilik bir dava kaydı takip ettik. Ondan sonra İzmir Yüksek islam enstitüsü.

Yaklaşık 10 yıl devlette Milli Eğitim Bakanlığı’na mensup olarak çalıştım. Genelde hayatım iki sene düz öğretmenlik ama ötesi hep idarecilikle geçti. Sonra bizim özel kurumlara. Ben Bingöl’de de bir 6 sene çalıştım. Sıkıyönetim mahkum olduk, o zaman 1452 liklerden olduk, içeri girdim çıktım, işkence gördüm. Kenan Evren’in işkencelerini görevlerden birisiyim.

Sonra Yozgat Çayıralan Çandır Lisesi’ne tayinim çıktı sürgünüm çıktı orada bir sene kaldıktan sonra sonra özel sektöre bizim kurumlarımıza geçtik. Beni güya yani zahiri sebebe göre okulun idareci idim okulun bahçesindeki büste boya atılmıştı. Bundan içeriye alınmam aynı oyunlar yine devam ediyordu. İçerde bana yönetilen soru ise; sen niçin çok seviliyorsun halk seni neden çok seviyor, esnafın önünden, dükkanlardan önüne geçerken niye ayağa kalkıyor, niye sana hürmet ediyor, önünü ilikliyor diyor bunlarla karşılaştım. İşkence edilirken ‘kimsin, nesin, misyonun nedir’ bunlarla maalesef işkence gördük, fiili işkence gördük. Sözlü de diğeri de hatta öldürme niyetiyle seni almıştık, öldürürcesine işkenceye maruz kaldık.

Daha sonra işte Yozgat Çandır’a geldikten bir sene kadar kaldım. Sonra Kırıkkale’ye geçtik. Bizim kurumlara hizmetimize artık bir fiil başlamış oldum. Sonra Ankara Maltepe Dershanesi ilk kurucularından sayılırız yani. Arkasından Van’a gittim. 90’da Van’da da Serhat Koleji ilk defa işte Medresetü’z Zehra demişti büyüdüğümüz git aç demişti. Ben de bir ara geleceğim, Beraberce Horhora gidip Bahar hediyelerle bir deste alıp oraya gidip üstadımıza tekmil önümüze vereceğiz demişti. O yüzden gitmiştik, hasbelkader o zaman okulun açılışı dilekçesi fakire nasip oldu. Orada 6 sene kaldık. Van da daha sonra Diyarbakır’a geçtik. Diyarbakır’dan Antep’e işte oralarda gezdik dolaştık. Bizim sivil toplum kuruluşlarımız da ondan sonra bizim eğitim kurumlarımızda vazife yapmaya çalıştık.

Bahattin Karataş | FOTOĞRAF: Tr724Bahattin Karataş, Tr724’ün sorularını cevapladı.

HOCAEFENDİ ‘GİT’ DEDİ

Neden gittim? Hocaefendi ‘git’ dedi bana. Herkes bir şekilde orayı oranın insanını istismar ediyor demişti. Yazık şamar oğlanına dönmüş bir millet var ama bir mazlum millet demişti Hocaefendi. Git dedi, sen yörenin çocuğusun dilini huyunu suyunu biliyorsun.

Biz üstadımızın, o işte buranın ve o Milletin esas düşmanları, cehalet fakru zaruret ve bir de iftirak olduğunu, hala o projenin geçerli olduğunu ve bize ne düşüyorsa biz yanındayız, ne gerekiyorsa yapalım dedi Hocaefendi. Beni bu niyetle gönderdi. Bu ifadelerle gönderdi. Yani bunun arkasında herhangi bir amaçla şu niyetle değil. Bak ha hep gezdim ben Hakkari’de, Yüksekova’da, Şemdinli’de, Şırnak Cizre’de Silopi’de ama sizin buyurdunuz gibi bu ifadeler ile karşılaştım. İşte buraya asimilasyon için mi geldiniz? Devletin MİT’in o zaman öyleydik galiba, Mit’in ajanımısınız? devlet adına mı buralara geldiniz hep yöneltilen sorular  bunlar. Ben de yok dedim. Hatta zaman zaman da bu ifadeler de kullanıldı. Ben de biraz bize sabredin bakın bir insan yetiştirelim, çalışalım hizmet edelim. biz buraya samimi bir niyetle geldik. Eğer bir asimilasyonumuz olursa gelin bana söyleyin. Bu kurumları ben patlatayım oraları demiştim. Biraz bekleyin biz size hizmet niyetiyle geldik, devletin adamı olsaydık bize devletin adamları gibi rapor alırdık. İşte kaçardık buradan, torpil arardık mazeret uydururduk. Bakın biz hep yanınızdayız, cumartesi, pazar, bayram seyranlarda hep sizinle beraberiz. Bak Onlar hanımlarını getirmiyorlar, çoluk çocukları getirmiyorlar. Bak bizim bütün her şeyimiz burada eşimiz, çocuğumuz. Sizin çocuğunuzun okuduğu okulda okuyorlar demiştik. Yani biz sizden biriyiz, biz devletin değil sizin adamınız hep derdik. Allah’a çok şükür, ben şahsen 25-30 sene oralarda. Halkın  güvenini kazandı bu Hizmet. Orada güvenini kazandı ve halk kendisi destek verdi kendisi yardım yaptı. Yani bunlar önemli yani bir asimilasyon eğer bir yanlışımız olsaydı zaten oranın insanı kesinlikle bize bir şey yaparlardı.

NE ASİMİLASYONU?

Bir gün, Edremit Belediye Başkanı seçilmişti İlhami Bey. Ben de tebrike gitmiştim bir çikolata çiçek yaptırmış gitmiştim birkaç arkadaşla. Bana, sohbet esnasında Hocam size karşı içimdekileri söyleyeyim mi demişti. Söyle dedim. Hocam elimden gelirse dozeri alırım, sizin şu kurumlarımızı hepsini yerle bir ederim, taş taş üstüne bırakmam demişti İlhami Bey. Ben de ya biz misafiriniz bizim örf adetimiz, Doğu, Güneydoğu insanımızın falan demiştim. Adam, hayır hocam yanlış anlamayın da içindeki duygularım dedi. Fakat bir şey de takdir etmek istiyorum dedi. Nedir o dedim. Burası yüzyıllar ihmal edilmiş, birikmiş problemlerimiz var. Bu konuda ilk defa siz İstanbul Ankara İzmir seviyesindeki bir eğitim sistemini buraya getirdiniz. Bir hizmet ürettiniz, buraya getirdiniz. Buranın insanına somut bir şey yani çözüm adına. Herkes bir şey konuşuyor da, fakat siz gerçekten adım attınız bu konuda  demişti. Ben onu sözünü ifade edeyim. Daha sonra bu İlhami Bey çatışmada dağda öldürüldü. Bu adam belediye başkanıydı. Örgütün bir adamıydı. Bu insan daha sonra dedi ki, “Ben başta Fethullah Gülen Hocaefendi olmak üzere sizlere karşı minnet duyuyorum” dedi. Bunu da burada ifade etmekte fayda var. Herkes bir şeyler söylüyor da yok asimilasyon yok efendim… Oranın insanının, affedersiniz feraseti basireti yok muydu yani? 30 sene 40 sene 50 sene oralarda. Halamı kafası basmıyor anlamıyor? Buraya niçin geldik, neler yaptık eserimiz yüzümüzden belli olmaz mıydı? 5 sene 10 sene 15 sene 20 Sene.

Mesela bir yine çarpıcı örnek. Çocuklarımız yetiştiler, geldiler. Hakkari Devlet Hastanesi’nin baştabibi olan çocuğumuz oldu yani. Oralara hayatın her alanında insanlar geldiler. Savcısı geldi hakimi geldi, kaymakamı geldi. Kürtçe konuşan Şırnak valisi. Bunlar bu hizmetin sunduğu o millete sunduğu birer örnek, asimilasyon değil. Yetiştiler, okudular döndüler kendi insanında da hizmet ürettiler.

HOCAEFENDİ, ‘BU MİLLET BANA EFENDİMİN EMANETİDİR’ DEDİ

Ben yıllar sonra hocamdan şunu da duymuştum. İlk defa duymuştum, herhangi bir kitapta okumamıştım. Alusi tefsirinde onları bizzat gördüm hatta Fetih Suresinin tefsirlerinde görmüştüm. kaynak olarak yani arz ediyorum. 631, Efendimiz aleyhissalatu Vesselam’ın vefatından 1 yıl önce Kürtlerden bir kısım temsilciler gelip Kürt Milleti olarak İslam’a iradelerini İslam’a Müslümanlığı kabul ettiler. Yani bunu duymuştum hocamdan ve dolayısıyla şunu söylemişti Hocaefendi. O millet bana Efendimin emanetidir demişti. Emanetidir. Dolayısıyla Hocaefendi’nin dedim ya baştan esas bu hizmetin oraya gidişinin temel esprisi felsefesinde O millete yani biz bütün milletlere dünyaya açıldığımıza göre orası da bizim kendi coğrafyamız. Kendi insanımız olduğuna göre yani başka bir şey aramaktan çok belki, hani, takdir etmek ama eksiğimiz geldiğimiz olmuşsa o ayrı bir şey.

Asimilasyon diyenlere karşı bir küçük fıkra daha arz edeyim. Bir gün Diyarbakır’da oturuyoruz.  Diyarbakır’da bir Belediye Başkanı merkez ilçe belediye başkanlarından bir tanesi bana, ‘Siz buraya bunun için geldiniz, asimilasyon için. İşte devletin görevlisiniz. Amerikanın adamısınız, işte dinden taviz veriyorsunuz’ falan böyle üstüme üstüme geldi. Hatta o zaman Mücahit beyin, Opel bayisinde oturuyorduk. Ondan sonra ben de dedim. Ya ifademi almadan niye öyle hemen üzerime üzerime geliyorsun. İfademi al yani. Konuş dedi. Dedim ki bak biz, bir devletin adamı olsaydık biz her yere gitmezdik. Türki cumhuriyetlere daha sonra bak Afrika’ya gittik. Asya’ya gittik. Avrupa’ya Amerika’ya. Dünyada bir yer söyle gitmediğimiz bir yer. Biz bir yerin adamı olsaydık tek bir yerin, herkesin adamı olmazdık, mantık olarak yani. Herkese gittiğimize göre o zaman biz birinin adamı değiliz. Bak buradayız da aynı zamanda. Şimdi biz Kürtçü müyüz yani. Türkiye’ye gidilecek Türkçü, Araba gidince Arapçı. Tamam da gitmediğimiz bir millet yok ki hepsiciyiz. Biz, Hocaefendi’nin dediği gibi renk körüyüz. Herhangi bir rengimiz tercihimiz ya da bir gayrımız yok. Namı Celili Muhammedi Herkesin. Yani mesele o değil, mesele insan evrensel insan. Bir gün bu okuma salonları ile ilgili ve kardeş vilayetler edilmişti. Kardeş şehirler ile ilgili bir proje vardı. Milli eğitimle, muhtarla, belediye başkanlarıyla, valilikle beraber olarak, seçin diyorduk okuyabilecek çocuklar varsa onları batıya Anadolu’ya gönderelim. Anadolu insanı bu konuda bize kucak açtı. Bize ne gerekiyorsa yaparız dediler.

Denetleyici bence halktır. En büyük denetleyici onayladı da daha sonra herkes zaten sahip çıktı. Bir de bir ücret karşılığı mı yaptınız? Ona da bir cevap vereyim. Hizmet orada kabiliyetleri inkişaf ettirip, onları hayata hazırlama branşlaştırma vasıflandırma yaptı. O vasıflar oldu mu zaten ondan sonra istihdam alanları çok oluyor. Bu şekilde hem cehalet gitmiş oluyor hem fakru zaruret çözülmüş oluyor, hem de zaten okumuş insan eğitilmiş insan niye kavga etsin ki neden kavga etsin yani. Oralarda yapılacak şeyler çok belliydi. Evvela ben yine Hocaefendi’nin bir ifadesini söyleyeyim; Vatanını böldürtme namusunu deldirtme demişti. Evet bu benim için bir hayat felsefesiydi. Memleketimizin milli birlik ve beraberliğini, bütünlüğünü sağlamak için çalıştık. Avrupa’da İsviçre’yi biliyorum. 16 buçuk Kanton var. Buralarda da mesela çeşitli diller var, bir devletin kaç tane dili var. Herkes kendi diliyle eğitim-öğretim yapıyor. İşte bir mahsuru yok. Halk arasında bir kavga yok. Neden bizim milletimize bu kavga kader olarak biçilmiş neden? Kim biçti bunu? Neden yani bu elbiseyi bu deli elbisesini niçin bize giydiriyorlar? Hocaefendi bunu bozmak için uğraştı. Okul okul okul, dershane dershane dershane… Yurtlar, evler, üniversiteler… Biz temel hareket olarak şunu aldık; okuyabilecek kabiliyet ve kapasitede olup da kimseyi mahrum etmek istemedik. Bu bizim hareket noktamız. Ama bunun ne kadarına başardık başaramadık ana onu bilmem. Kabiliyetli, milletine faydalı olabilecek bir yapıda olanlara biz elimizden geldiğince -illa kendi kurumlarımızda da değil-i çeşitli yollar imkânlarla o çocuklar bir yerlere gönderildi, el atıldı, sahip çıkıldı. Van’da Diyarbakır’da oranın kendi imkanları yetmediyse Anadolu’ya imdada konuşuyorduk. O zaman Anadolu bize İmdat ediyordu ve çocuklarımızı biz elimizden geldiğince okutuyorduk. Okuma salonlarında takriben 130-140 bin öğrencimiz vardı. Bu önemli bir rakam. Sırf Diyarbakır’da 35 bin öğrencimiz vardı okuma salonlarında. Mesela 18 bin kişi Antep’in vardı. Vilayet vilayet yani hepsi belliydi. Bunlarla da bitmiyordu hizmet. Bunların kardeşleri vardı, evde bir şey bitirmiş veya okumuş okumamış bunlara da hizmet edildi. Antep Belediyesi ile mesela beraber işbirliği yaptık. Kabiliyetleri gençleri hayatı hazırlama, çeşitli sekreterlik kursları verildi. Vasıf kazandırıp sanayi organize ile de temasımız vardı. Buradan 8 ayda alınan sertifika ile çeşitli meslek edindirme kurslarından sanayide istihdam oldular.

Bahattin Karataş | FOTOĞRAF: Tr724Bahattin Karataş | FOTOĞRAF: Tr724

ÇATI KATINDA 6 AY AĞLADIM

15 Temmuz’da biz Türkiye’de değildik Ben belki 1 sene daha geçmişti yurt dışındaydım. Bizimle ilgili dosya önceden düzenlenmişti biz o zaman dışarı çıkmıştık. Orada ne yaptık ne yedik ne içtik? Ben bir binanın çatı katında kaldım. En çok zoruma da giden, 20 sene 30 sene ömrümü hayatım, nen ülkem parçalanmasın bölünmesin milletim birbirine kamplaşmasın, bunun mücadelesine ve bunun hizmetine vakfettim. Hayatımı koydum, kendime değil millet için yaşadım. Bunu yaparken daha sonra ne garip ki biz Doğuda Güneydoğu’da koştururken, birileri de bağışlayın çok özür dilerim kısa donla bilinen nerede top koşturuyordu. Nereden vatanperver kesildiyse birileri yani ne vatanı, ne alakası var? Ne bayrağı ne devlet ve millet yani kimsin sen nereden çıktın? Çok zoruma gitti için kusura bakmayın. Ben 6 ay kadar bir masam vardı küçük bir masa; orada ağlamıştım. 6 ay kadar kendimi yargılamaya çalıştım; Ben ne ettim, niye ben terörist oldum, niye ben anarşist oldum, ben niye vatan haini bayrak aynı oldum ki? Neden, ne yaptım ben? Hani üstadımızın Adana’ya hep Urfa’ya vefat etmeye gelirken Adana’da talebesi anlatmıştı; şoförü bir ara gözünü açıyor ben bu millete ne ettim ki diyor… Ben bunların ve evlatlarını imanlarını kurtulmasına bütün hayatımı koydum diyor. İşte o anda bunlar bana bunu reva gördüler diyor Üstad öyle bir kameti bana birisi bunları ifade ederse benim gibi hiç bir adam, 6 ay ben kafamı kaldıramadım hep ağlıyordum, ağlıyordum, ağlıyordum…

ÇİĞ KÖFTE YAPTIM, DÜKKAN DÜKKAN SATTIM, EKMEK ALDIM

Neyle geçindiniz? Kusura bakmasın buradan ifade edeyim. Öyle varsa saraylar bilmem işte paralar buyursunlar… Bugüne kadar kaç sene oldu bu itham bu iftira bu yalan kaç yıl oldu. Hodri meydan diyorum. Hadi bizim bir tane metrekare bir arsamızı bir evimizi bir sarayımızı ortaya koysunlar ispat etsinler, ister yurtiçi ister yurtdışı ister kendi memleketimizde… 600 küsür bin insan okuduğum kadarıyla soruşturmadan geçiyor. Bir tanesinin acaba bir tanesinin ve asayişi ihlâl eden bir suç tespiti yapılmış mı? Bu, hizmetin bir karnesidir. Zamanın verdiği bir karnedir bu. Bu hizmeti itham ettiler ama onlar anarşist onlar terörist olarak bir gün yargılanacaklar ve bütün bir dünya onları yüzüne birgün tükürecek. Bizim milletimiz de bir gün vefasızlığını o şekilde belki telafi edecekti. Ne ile geçindik? Ben şahsen Urfalıyım. Bir plastik leğen aldım. İçerisinde 10 kilo bulguru döktüm. Salçamı biberimi kattım çiğ köfte yoğurdum. Kalp hastasıyım tansiyon hastasıyım 70 yaşıma rağmen çiğ köfte satmaya çalıştım marketlere. Benim bir arkadaşım Harun Hoca, o da çöp bidonlarından pet şişeleri toplayıp onları götürüp marketlerde sattı. Ekmek alıyordu. Bu buradan tarihe bir not düşünsün diye bunu arz ediyorum. Daha sonra beraber çiğ köfte yaptık. Ondan sonra ne ile geçiniyordunuz? Bir birikimimiz mi vardı? Memleketimde bir şeyim yok, anam belli babam belli kardeşlerim belli yerim yurdum belli bir dikili ağacımız olmadı Allah’ın izniyle. Dedim ya hayatımı ben milletime vakfetmişim. Memleketim için her şeyimi koymuşum. Burada mertçe söylüyorum, varsa çıkarsınlar. Milletin malını çalmadık, hırsızlık yapmadık, kimseden de geçinmedik. Ama çiğ köftecilik yaparım ama pet şişe toplarım; fakat çok şükür kimse bana sen falanın malını çaldın, filanla geçindin, menfaat elde ettin bunu diyemeyecek, demediler, diyemeyecek.

Please publish modules in offcanvas position.