‘İyilerin safında olmanın bedelini ödedim’

ALİ MİRZA YAZAR | Tr724 HABER MERKEZİ

Ömrü boyunca insanlara, vatanına, milletine faydalı birey olmak için çalıştığını belirten Gazeteci Tuncer Çetinkaya, “Yaşadıklarımdan şikayetçi değilim. İyilerin safında olmanın bir bedeli vardı ve bu bedeli ödedim.” dedi.

Tenkil Müzesi’nin Belçika’nın Hasselt şehrinde düzelediği programda konuşan eski Zaman Gazetesi ve Anadolu Ajansı Antalya Bölge temsilcisi gazeteci Tuncer Çetinkaya, gözaltı, tutuklanma ve cezaevi sürecinde yaşadığı kötü muameleleri izleyicilerle paylaştı.

15 Temmuz sonrası yandaş medyada tutuklanacak gazeteciler listesi yayınlandığını hatırlatan Çetinkaya şunları anlattı: ”Shakespeare’in bir sözü var, bir eserinde cezaevinde okumuştum. Şöyle diyor, ‘İyileşme umuduyla duyulan her acı beterini duyunca diner.’ Karşılaştığım her olayda bu söz hep aklıma gelir.  Buraya gelmeden önce sergiyi gezerken yine aynı duyguları yaşadım.  Acı acı üstüne yaşanıyor. Yangın yangını söndürüyor, orman yangınlarındaki gibi… Ben kendi yaşadıklarımı bu acılara bakınca acı diyemedim. Yaşanan acılar diğer bir acıyı dindiriyor. Yangın yangını söndürüyor.

28 ŞUBAT, BUGÜN YAŞANANLARIN YANINDA ZERRE BİLE KALMAZ!

Bir arkadaş 28 Şubat kitabını sen yazdığında şimdiki dönemle kıyas edermisin demişti. 28 Şubatta yaşananlar şu anda yaşananlar karşısında zerre kadar küçük kaldı. Anlatacaklarım ve yaşadıklarım diğerlerinin yanında çok küçük. Sokrates’in zehir içirilerek öldürülmesinden önce hanıma söylediği söz var ya, ‘Bir da haklı yere mi öldürülseydim’ diye. Allah’a çok şükür yaşadıklarımızın hiçbirisinden bir memnuniyetsizliğim yok. Çünkü ben doğruların tarafından oldum, doğruların yanında oldum. Yaşanan ve yaşatılanlar bana ait bir kötülük değil, yaşatanlara aittir.  Allah’a çok şükür safımız hep doğruların yanında oldu.

ŞEYTANIN DAHA AKLINA GELMEYECEK YENİ KÖTÜLÜK YÖNTEMLERİ UYGULUYORLAR

23 Temmuz’da tutuklandım, 640 gün cezaevinde kaldım. Uzun aylar ilaçlarım verilmedi, doktora götürülmedim. Bu sebeple böbreklerimin ikisini kaybettim. Böbreklerim çalışmaz hale geldi. Cezaeevinde ameliyat geçirdim. Başka hastalıklara da maruz kaldım. Allah’a çok şükür özgürlüğüme kavuştum.

Cezaevinde kötü şartlarda bulundum. İşkenceyi tarif ederken yanılabiliyorlar. İlla ki işkence bir insana fiziki müdahe değil. Oksijensiz bırakır, bir insanı öldürürsünüz, yanlış ilaç verirsiniz. Farklı kötü muamele yöntemleri geliştirsiniz. Bu iktidarın bugün yaptığı şey bu; insanlara kötülük yapmak için şeytanın dahi aklına gelmeyecek kötülükleri uyguladılar, uyguluyorlar. Masum insanların kimisi hapiste, kimis Meriç yolunda, kimisi doğrudan işkenceyle hayatını kaybediyor.

‘SENİ HASTANEYE GÖTÜREMEYİZ, AĞZINDAN KÖPÜK GELDİĞİNDE BİZİ ÇAĞIRIRSIN’

Cezaevinde ameliyat geçirdim, o gün yaşadığım manzarayı anlatayım. Ameliyat öncesi defalarca doktor talebim cevaplanmadı. Gardiyanı çağırdım artık en sonunda.  ‘Beni doktora götürün’ dedim. Gardiyan ‘Seni şimdi hastaneye götüremeyiz, yarın götürürüz’ cevabını verdi. Başıma birşey gelse ne olacak dediğimde ise, “Biz seni izliyoruz, ağzından köpük geldiğinde bizi çağırırsın’ dedi. Ertesi gün ameliyata giderken, kendimi Hollywood filmlerinin kötü karakterlerini oynayan bir insan rolünde buldum. Bir manga asker ayarlamışlar benim için.  Bir metrekarelik bir çelik kafesin içerisine kondum. Kelepçeli vaziyette ameliyata gidiyorum. Bir manga asker, önde ve arkada eskort araçları. Hastaneye geldim, herkes bize bakıyor. İki kolumda askerler, önümde arkamda askerler. Ameliyathane kapısına kadar gittim. Doktorlar, ameliyat odasına askerlerin girmesi yasak, dedi.  Gittiler komutanlar askerlere ameliyat önlüğü giydirdiler, ameliyathaneye soktular. Silahlı askerler ameliyat olurken kapıda nöbet tuttu. Ameliyattan çıktıktan sonra şok odasının kapısında 10-15 dakika askerler nöbetteydi.

AMELİYAT MASASINA OTURUNA KADAR KELEPÇELİ TUTULDUM, AMELİYATTAN SONRA İSE 10 GÜN SOĞUK BİR ODADA BEKLETİLDİM…

Ameliyat masasına oturtana kadar da kelepçemi çözmediler.  Ameliyattan çıktım, çıplak vaziyette, üzerimde hiçbir şey yok. Ameliyattan çıkan kanlı örtüler bezler Narkozun etkisi geçmeden beni tekrar hastanenin nezarethanesine attılar. Kış günü, pencereleri açılmış bir hastane nezarethanesinde 10 saat askerlerin nezaretinde çıplak vaziyette bekledim. Ne doktor, ne hasta bakıcı var. Tuvalete gitmeme dahi yardım etmediler. Ertesi gün bir gün bile üzerinden geçmeden sabah taburcu ettiler, tekrar hapishaneye gönderdiler. Hapishaneye giderken de yürümeyez vaziyette iken yürümeye zorladılar.  Ve 30 kilometrelik yolu, ameliyat olanlar bilir, arabanın her hareket edişinde dikişleriniz patlayacak kadar sarsılırsınız. O vaziyette iken de yine kelepçelediler ve yine  bir çelik kafesin içerisinde götürdüler.”

Please publish modules in offcanvas position.