Üç Aylar

Üç Aylar

Karşılaşılan durumların, davranışları, tecrübe ve bilgi birikiminden daha çok etkilediğine dair durum teorileri var.

Mesela, ani bir şekilde karşınıza çıkan hırsızı görünce, ona değerli gelecek eşyaları istemeden hemen çıkarmaya çalışmak gibi.

Benzer “durumlar” tekrarla yaşanıyor. Karşınıza hırsızın eli silahlısı değil, dindar, vatanperver görünümlü olanları da çıkabiliyor. Dini argümanları ikna aracı olarak kullanmak kazandırdığı için sadece para çalmıyorlar. Bu argümanlarla, gelecek, umut, din, iman, ahlak da çalınabiliyor. Haliyle tüm tecrübe ve bilgi birikimine rağmen vatandaş, karşısında hırsız görmenin şokuyla cüzdanını, vicdanını hatta evladını teslim ediyor.

PEKİ, BU DURUM KAÇINILMAZ MIDIR?

Ani ve ikna edici olması bir tarafa elbette aksi yönde davranılabilir. Dini argüman, özellikle de yemin kullanarak inandırmayı halkın önüne gerilmiş yalancı ve dayanıksız kalkan olarak nitelendiren Mücadele Suresinin 16. ayetini ilgilenenler için öneririm.

Aslında manzara ve içindekiler o kadar da masum değil. Eden sadece cüzdan kaptırmakla kendine etmiyor. Zira kıymetli olan sadece cüzdan değil.

Meşhur bir misal var.

Afrika’da bir milli parkta gezen iki turist, aniden karşılarında aslan görünce korkudan ne yapacaklarını bilememişler. Birinin aklına çantasından spor ayakkabısını çıkarıp giymek gelmiş. Diğeri, bu yaptığının saçma olduğunu, ne de olsa aslandan hızlı koşamayacağını söylemiş. Spor ayakkabısını giyinen turist, arkadaşına dönüp “ben aslandan değil senden hızlı koşmak için giydim” demiş.

Allah müstahaklarını versin, aç aslanı kendinden uzak tutmak adına her mahalleden on binlerce masumu yem eden milyonlar varken yırtıcı pençe darbeleri karşısında dağılmamak ne mümkün?

Kısmi körlük yaşatan, bir şeylere, birilerine toz kondurmama gayretinden bıkıp gerçeğe dönerek baştan başlamalıyız toparlanmaya. Tozdur konar. Nesi var tozlanmanın? Rüzgârlı vadiden geçiyorsa toz, toprak konar insan üstüne. “Her şey dinsin de hele” diye beklemez, vaktinde muteber sorumluluklarını Hakk (cc), hakikat aşkına yapma yoluna düşersen ağzına, gözüne toz kaçar.

EN BAŞTAN BAŞLAMALI…

Hem rüzgâr, sahneye kendinden sonra yağmuru davet eder. Tozu toprağı çamura çevirip ayağının altına akıtan yağmuru. Rüzgâr, toz, yağmur, çamur derken paçaları sıvayıp yeniden yola koyulmalı.

Saptan samanı ayırarak başlamalı. Hatta, iyilik kötülük tanımını alfabe bilerek ta en baştan.

Şu helal şu harama,

Neyin cömertlik, neyin desinler olduğuna,

Neyin iffet, neyin mizaç olduğuna,

Kolay konuşmaktan, hakkı değilse susmaya,

Hak, rızık, nasip, rüşvet nedir sorgusuna,

“Etli, sütlü ile işim olmaz” demekten “yoksa ben bir zalim miyim” şüphesine kadar…

“Kul muyum kendi çapında bir tanrı mı” ayrımını yapacak kadar da keskin.

*****

Bugün mübarek günlerin başlangıcı. Kafayı iki el arasına sıkıştırıp yeniden muhasebe yapmanın, geçmişi masaya yatırmanın, tartmanın tam zamanı. Aman ne olur, bunları bezirganlara kanıp ritüel çuvalına çevirmeden yapın lütfen. Din sizin dininiz. Peygamber size, evet tam da size gönderildi. Siz anlayasınız diye Kitaba elçilik yaptı. Öyle bir yaşantıladı ki o kitabı, tarif için kullanacağımız hayranlık lügati solda sıfır.

Tam zamanı toparlanmanın. Herkes elindeki acı ölçerleri ve kulluk tartan terazisini bir kenara bırakıp bir yerlerden başlamalı.

Şair İsmet Özel’in gediğine oturmuş lafıyla bitireyim:

“Toparlanın, bir yere gitmiyoruz.”

e-max.it: your social media marketing partner

Please publish modules in offcanvas position.