‘MEĞER ONUN DA DİZLERİ TİTRİYORMUŞ!’ BU BELKİ DE SON SEÇİMDİR

‘MEĞER ONUN DA DİZLERİ TİTRİYORMUŞ!’ BU BELKİ DE SON SEÇİMDİR

Seçimler seçim olmaktan çıkınca seçmenler de işi makaraya sardı. 24 Haziran açıklanalı beri “Çocuklar inanın, inanın çocuklar, güzel günler göreceğiz, güneşli günler” tadında duygu patlamalarından ziyade insanların mizaha vurduğu, dalga geçtiği bir sath-ı maile girdik.


Eskiden halk arasında “Dalga mı geçiyorsun, adam mı seçiyorsun” diye banal mi banal bir söz vardı. Yeni Türkiye’de hala yaşıyor mu bilmiyorum. Şimdi “adam seçerken” dalga geçiyoruz. Ya da dalga geçerken adam seçiyoruz.

Nesini ciddiye alıp analiz yapacaksın ki?

Son seçimi 7 Haziran’da yaptık, bitti.

Ondan sonra doğru düzgün bir seçim yapamaz hale geldi. Ya milleti terörle korkutup şehit cenazelerine sarıldı ya da çuval çuval mühürsüz oylarla sandığa hile karıştırdı. Bu sefer de umudunu ‘baskın basanındır’ pişkinliğine bağlamış.

Tabi kimse artık adil seçime inanmadığı için sosyal medya da eğlencesini buldu. “Aslında erken seçimi geçen hafta yaptım, ben başkan seçildim”den tutun da “Seçimi akşam haberlerine yetiştirseydiniz bari”ye varıncaya kadar türlü espriler, manzaranın aslında ne olduğunu anlatmıyor mu bize?

“Bir KHK ile kendini başkan ilan etmediğine şükür” diyenlerinkisi sadece mizah değil.

YSK Başkanı, “İyi Parti’nin seçime girip giremeyeceğini ben de bilmiyorum” diye açıklama yapıyor, insanlar hep bir ağızdan “Daha talimat gelmemiştir” diye yapıştırıyor. Herkes her şeyin farkında.

Bizler böyle makara yaparken işini fazlasıyla ciddiye alan biri var: Recep Tayyip Erdoğan. Hiç şansa bırakmaz. O kadar ciddiye aldı ki bu sefer, bu kadarı fazla oldu. Kendi karizmasına jilet atmakla meşgul.

Ergenekon operasyonlarında görev alan bir polisin sözlerini okumuştum bir haberde. Eski kudretli paşalardan birini gözaltına almaya giderken bu polisin dizleri korkudan titriyormuş. Fakat eve varıp da kapıyı çaldıklarında o emekli generali de karşılarında titrer görünce rahatlamış. “Meğer onun da dizleri titriyormuş” diyordu.

Şimdi şu anlaşıldı: Dışarıya karşı istediği kadar racon kessin, aslında nicedir korkudan dizleri titriyormuş Usta’nın. O yüzden kimi Twitter kullanıcılarının son karardan sonra “Korkma, titre” şeklindeki paylaşımları haksız değil. Sadece negatif bir çağrışım yaptığı için çok paylaşılmıyor. Yoksa durum tam da bu.

Sadece Erdoğan’ın ‘erken seçim’le ilgili geçmiş açıklamalarını alt alta dizin, siz de espri üretmeden duramayacaksınız. Gerçi şimdi biri o sözleri kendisine hatırlatsa Cumhurbaşkanı’na hakaretten içeri atılır ya, neyse. Erken seçim isteyene ne ‘vatan haini’ demediği kalmıştı ne de ‘istikrar düşmanı’…

Onu bırakın, daha Bahçeli’nin konuşmasının peşinden yaptığı grup konuşmasında bile 3 kere “Kasım 2019’da yapacağımız seçimler” diyen birinin ertesi gün 24 Haziran’ı açıklamasının izahı ne olabilir?

Daha 3 gün önce 1,5 sene sonra seçim olacağını düşünen millet, 2 ay sonra sandığa gidiyor. Sabah akşam “Şöyle güçlüyüz, böyle istikrarlıyız, ekonomide spekülatif ataklara inanmamak lazım” falan derken, en spekülatif atağı Erdoğan’ın kendisi yaptı.

Bahçeli’nin “Türkiye’nin 3 Kasım 2019’a kadar dayanması kolay değildir. 3 Kasım 2019’u beklemek mümkün değildir.” sözlerini teyit etti. Şu anki siyasi iktidarın ne kadar dayanıksız, ne kadar çürük olduğu bundan daha iyi anlatılabilir miydi? Biz bilmiyorduk, evet ama meğer dizleri titriyormuş Reis’in. Saklambaç oynarken panikten kendi saklandığı yeri belli eden çocuklar gibi..

Hayır, o zaman neden ele güne karşı Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’i azarladı ki? “Belki fırtına kopacak, borçlanmayın” diye uyaran Şimşek’i canlı yayınlarda rezil etti. Peki ekonomideki kırılganlığın itirafı değil mi bu acil seçim?

Dünyanın her yerinde sermaye istikrar arar, erken seçim istemezken havuz medyası “Piyasalar coştu” diye başlık atıyor bir de. Doların düşmekte oluşu da belli ki bir planın parçası. Harun Odabaşı’nın yazdığı gibi, belki piyasaya bir miktar daha sıcak para basacak. Bunu seçim kozuna çevirecek. Peki ya sonra?

Bir kere paniğini, korkusunu ayan beyan belli etti. Karizmasını da fena çizdi. Hem tükürdüklerini yalayarak hem de endişesini belli ederek.

Peki bu neyin korkusu? Kimi ekonomi diyor kimi Akşener… Bazılarına göre Ergenekon. Kimi de dış politikaya dikkat çekiyor. Anayasa Mahkemesi ittifak yasasını bozacağı için erken hamle yapma ihtiyacı olarak yorumlayan da var. Her halükarda bir korku olduğu net.

Kamuoyu yorumuna bakarsak genel kanaat Meral Akşener’den korktuğu yönünde. İyi Parti’yi seçime sokmama yönünde adım atıldığı düşünülüyor. Pek yabana atılacak gibi değil. Şimdiye kadar Akşener’i hiç muhatap almayan, böylece rakibini büyütmemeye çalışan Erdoğan, en büyük muhataplığını ortaya koydu. Kendisini seçime sokmamak için apar topar, yeldir yepelek sandığa koştuğu izlenimini verdi. Kendi elleriyle İyi Parti liderini büyüttü. Başkanlığın gizli öznesi haline getirdi.

Ama diyorum ya, işini de ciddiye alıyor. Aynı gün OHAL’i de uzattı. Atı aldı, yine Üsküdar’ı geçecek belli ki.

Hayır zaten ajansları AKP genel merkezine bağlamışsın. YSK, AYM emrinde. Medya, Doğan Grubu dahil olmak üzere senin broşürüne dönmüş. Yetmemiş MHP’yi de istimlak etmişsin. İttifak yasası ile mühürsüz oyların geçerli sayılacağına dair yasa değişikliği bile yapmışsın. Daha bu neyin telaşı? Zaten 50-0 öndesin. Sen elinde gürzle, topla, bazukayla ringe çıkmışsın; rakibinin ellerini, kollarını bağlatıyorsun; yetmiyor bir de ringden aşağı attırmaya çalışıyorsun. Sorsan, Kasımpaşalı. “Sağlam İrade”. “Dik dur eğilme, bu millet seninle!”…

Tabii piyasalarda bir coşku, bir coşku… Sorma gitsin.

Şimdi daha iyi anlaşılıyor; demek Gemerek Hakimi de Erdoğan’ın kendisiymiş. O zaman Bahçeli’yi koruyabilmek için Tosya’yı, Gemerek’i ve bilumum taşra adliyelerini devreye sokan Kasımpaşalı Sağlam İrade, bu kez bizzat kendisi Türkiye Hakimi olarak devreye girmiş oldu. Böylece anketlerle ilgili iddiaları da doğruladı.

Tabi artık sadece MHP üzerinden sahnelenen bu kasaba ayak oyunları açığa çıkmadı. Afrin’ler, Münbiç’ler, kamuflajlar, botlar da anlaşıldı. Şehit tabutları, cenazeler hep bir amaç içinmiş.

Saray’ın Sabah’ı da diyor ki, “Türkiye’nin önünü açmak için”… Kapalı mıydı ki Türkiye’nin önü? Kim kapatıyordu? Önümüze gelene Osmanlı tokadını yapıştırıp yere sermiyor muyduk? Herkes önümüzde diz çökmüyor muydu?

Şimdi AKP Başkanı Erdoğan diyor ki, “Gerek Suriye’de yürüttüğümüz sınır ötesi operasyonlar, gerek Suriye ve Irak merkezli olarak bölgemizde yaşanan tarihi önemdeki hadiseler Türkiye’nin bir an önce belirsizlikleri aşmasını zorunlu hâle getirmiştir.”

Neyin belirsizliği? Bir belirsizlik mi vardı? Bir gece ansızın gelebiliyor, vurduk mu oturtuyorduk. Bu yedi düvelin efelikleri bizim uçaklarımızı görene kadar değil miydi? Amerika bile bizden korkuyor, Başbakanımız “Kimse caz yapmasın” diye ayar veriyordu.

Şu anda neyi yapamıyorsunuz ki Suriye’de, seçimden sonra yapacaksınız?

Baktın Afrin hoş değil, Münbiç’i dolan da gel öyleyse, ne diyelim.

Olmadı atı alıp Üsküdar’ı geçer gelirsin bi koşu…

Fakat şunu hepimiz biliyoruz, bu seçim hiç bir şeyi çözmeyecek. Her neyin korkusu ise bu yaşadığın, çok daha kısa sürede ve daha büyümüş olarak çıkacak karşına. Bir sonraki seçimi de 1 yıl sonra mı yapacaksın? Her seferinde ipin ucu biraz daha kısalacak.

Kim bilir bu belki de son seçimdir.

e-max.it: your social media marketing partner

Please publish modules in offcanvas position.