Aynı vaatlerle 7 seçim kazanma mucizesi!

Aynı vaatlerle 7 seçim kazanma mucizesi!

Son yıllarda ülkede yaşanan tuhaflıklardan dolayı pek çok şeye olduğu gibi atasözlerimize olan güven de yitirildi. Hayatın gerçekleri hiç de atasözlerinde dile getirildiği gibi değilmiş. Ne “eşek bile düştüğü çukura bir daha düşmez” sözünün bir gerçekliği varmış meğer, ne de bazıları tarafından hadis diye de rivayet edilen “insan olan aynı delikten iki defa sokulmaz, ısırılmaz” sözünün.

AKP ve Erdoğan’ın her seçim öncesi tekrarlayıp durdukları aynı seçim vaatleriyle ya da kenef çukuruna dönüştürdükleri ülkeden İsveç demokrasisiymiş gibi bahsederek yedinci seçimini kazanmak üzere kolları sıvadığını görünce insan ister istemez sarsılıyor. Hayret verici bu yüzsüzlük karşısından hitap ettikleri kalabalıkların akli melekelerinden, düşünme ve muhakeme kabiliyetlerinden ciddi ciddi insan şüpheye düşüyor.

Mesela, her seçim öncesi aptal yerine koydukları 25-30 milyon yandaştan azıcık haysiyeti olan biri de çıkıp demiyor ki, “Yahu Allah aşkına, daha kaç kere yerli ve milli otomobil palavrasıyla, yerli ve milli uçak yalanıyla bizi kandıracaksınız? Yüzlerce defa tekrarlayıp sayesinde en az altı seçim kazandığınız bu boş vaatleri tekrar kullanmaktan hiç mi utanmıyorsunuz? Hiç mi yüzünüz kızarmıyor? Ne arlanmaz adamlarsınız!..”

NE VAZGEÇERLER YALANDAN NE DE UTANIRLAR….

Yok yok bunlar öyle insanlar ki, ne yalandan vazgeçerler, ne utanırlar, ne de dişe dokunur bir tepkiyle karşılaşırlar. Karşılarında ne verseler yiyen bir kitle bulunduğundan çok emin olduklarından ne yapmayacakları şeyleri söylemekten vazgeçerler ne de her seçim öncesinde tekrarlayıp durdukları aynı vaatlerle yalancı çobana dönmüş olmaktan utanırlar. Daha öncesinde de var mı bilemiyorum ama, diğer pek çok uçuk kaçık vaatlerinin yanı sıra, yerli ve milli otomobil vaadi de AKP’nin 12 Haziran 2011 seçim beyannamesinde var.

30 Mart 2014 yerel seçimlerinde da propaganda malzemesi olarak kullanılan yerli ve milli otomobil, 10 Ağustos 2014 cumhurbaşkanlığı seçimlerinin de gündeminde yer aldı. 7 Haziran 2015 seçim beyannamesinde olduğu gibi, bu seçimin Erdoğan’ı feci şekilde sarsan sonuçları yüzünden 1 Kasım 2015’te tekrarlanan seçimlerde de vardı. Belki ne alakası var diyeceksiniz ama aynı propaganda 16 Nisan 2017 anayasa referandumunda bile havalarda uçuştu. Ve nihayet 24 Haziran seçimleri öncesi AKP’nin seçim beyannamesindeki yerini aldı. Tabii ne utanmanın zerresine, ne de on milyonlara verdikleri sözlerde duramamanın yol açması beklenen mahcubiyetin zerresine rastlayan yok.

Yerli ve milli otomobil üretme vaadi AKP’nin geçtiğimiz günlerde kamuoyuna açıkladığı son seçim beyannamesinin 208. sayfasında aynen şöyle yer alıyor: “Otomotiv sektöründe tedarik zincirini kapsayan, tasarım, Ar-Ge, üretim ve satış-pazarlama süreçleri bütününün yurt içinde geliştirilmesi, katma değerin artırılması, çevreye duyarlı yeni teknolojilerin geliştirilmesini sağlayacağız. Yeni nesil otomobil teknolojilerine sahip olmamıza imkan sağlamak amacıyla başlatmış bulunduğumuz Türkiye’nin Otomobili Projesini hızla gerçekleştireceğiz.”

İran’ın, Malezya’nın, birçok Doğu Avrupa ve Latin Amerika ülkesinin yıllardır ürettiği kendi otomobil markaları varken AKP’nin adeta Mars’a üs kurmaktan bahs ediyormuş gibi tekrarlayıp durduğu, ama ne hikmetse gereklerini bir türlü yerine getiremediği yerli ve milli otomobil projesininin bu sefer de gerçekleşip gerçekleşmeyeceği, gerçekleştiğinde fizibıl olup olmayacağı hala belli değil. Ama, şimdiden yalanların kralı, boş vaatlerin şahı Erdoğan’ın geçtiğimiz 10 yıl boyunca bayağı işine yaradığını söyleyebiliriz. Diğer palavralarıyla birlikte bugüne kadar en az 6 seçim kazanmasında büyük katkısı oldu. Az bir şey mi?

YANDAŞ, ’DÜŞTÜĞÜ ÇUKURA BİR DAHA DÜŞMEYEN’ EŞEK DEĞİL Kİ…

Seri otomobil üretimi konusundaki tecrübeleri 1960’lı yılların sonuna, ilk otomobil üretimi 1971’e kadar dayansa da, üstelik otomotiv teknolojisi artık teknolojinin abc’si haline gelmiş olsa da 7 seçimdir dilinden düşürmediği yerli ve milli otomobil projesini bile gerçekleştirmekten aciz Erdoğan’ın boş beleş vaatleri bununla kalsa yine iyi. 3-5 seçimdir tekrarlayıp durdukları benzer nitelikli vaatlere bakacak olursanız Erdoğan, yerli ve milli Türk uçağını da, savaş uçağını da pek yakında gök yüzüyle buluşturacak. Ne de olsa onlar düşünür, Erdoğan yapar.

Neticede Erdoğan’ın hitap ettiği kitleler, “düştüğü çukura bir daha düşmeyen” eşek değiller ki neredeyse on yıldır her seçim öncesinde tekrarladığı boş vaatlere inanmazlık etsinler. Muhatap aldığı kitlelerde “atma Recep din kardeşiyiz!” diyecek kadar bile yürek olmayınca Recep ne yapsın, salladıkça sallıyor işte.

En stratejik teknoloji alımlarının yapıldığı ülkelerle bile ancak domates satma pazarlığı yapabilen Erdoğan ve partisi, ister inanın ister inanmayın ama, bu seçimler sonrasında “milli teknoloji hamlesi” başlatmayı da vaat ediyor. En parlak beyinleri ya içeri tıkan ya üniversiteden atan ya da ülkeyi terk etmek zorunda bırakan, kalkınma ve gelişmeyi boş ya da yeşil gördüğü her yere betondan heyulalar dikmek sanan bu andavallılar yüzünden en köklü üniversiteler bile adeta birer ahıra dönüşmüşken “milli teknoloji hamlesi”ni kimle, nasıl yapacaklarını ne siz sorun ne de ben söyleyeyim.

AKP kadroları, 16 yıllık iktidarları sonrasında artık nasıl bir aydınlanma yaşamışsa, yerlileştirme çalışmaları kapsamında imalat sanayiinin 130 milyar dolarlık ara malı ithalatını oluşturan 2 bin 739 adet ürün grubunu teknoloji düzeyine göre önceliklendirilecekmiş bu sefer. Bugüne kadar kendilerini yapmaktan alıkoyan neyse artık, seçimlerden sonra patent borsasının kurulma sürecini de tamamlayacaklarmış. Sınai mülkiyet haklarının değerlemesini yapmakla kalmayıp ticarileştirilmesine katkı sağlayacak mekanizmaları da oluşturacaklarmış…

Ama sanmayın ki, Erdoğan ve AKP’sinin en büyük palavrası yerli ve milli otomobil projesi. Asıl can alıcı palavraları demokrasi, temel insan hak ve özgürlükleri ile hukuk alanında. Aralarında bebeklerin ve kadınların da bulunduğu onbinlerce masum insanı uyduruk sebeplerle hapislerde süründüren bir alçaklıklar düzeni kurduklarını biliyorduk da, bunca zulme imza attıktan sonra “adaleti mülkün ve meşruiyetin temeli, hukuk devletinin esası olarak görüyoruz,” diyebilecek kadar yüzsüz ve şerefsiz olabileceklerini tahmin etmiyorduk.

DEMOKRASİYİ HEP DAHA İLERİ GÖTÜRMEYİ HEDEFLEMİŞLER…

Ülkeyi bir zulüm, adaletsizlik, hukuksuzluk, keyfilik cehennemine çeviren sanki kendileri değilmiş gibi, “Bize göre adalet, hukukun üstünlüğüne dayalı, herkesin güven duyduğu, her türlü güç odağından bağımsız, tarafsız, vatandaşlarımızın ihtiyaçlarına hızlı cevap verebilen bir yapıda olmalıdır. Yargının bağımsız ve tarafsız olması tüm vatandaşlarımız ve uluslararası kamuoyuna hukuk güvencesi sunması, tüm süreçlerinin uluslararası standartlarda ve demokratik usullerle işlemesi temel prensibimizdir,” diyorlar.

Sırf belirli bir inanç grubuna ait oldukları için yüzbinlerce insanı işlerinden atan, onbinlercesini hapse tıkan, binlercesinin varını yoğunu talan eden sanki kendileri değilmiş gibi, seçim beyannamelerinde “Hizmetlerimizi sunarken vatandaşlarımızın hangi inanç sistemine, mezhebe, kökene, kültüre ve gelir düzeyine mensup olduğuna bakmadık. Demokrasinin önemli bir gereği olarak ülkemizin güçlü bir hukuk devleti olması yönünde önemli adımlar attık,” diyebilecek kadar ahlak yoksunu bir güruhla karşı karşıyayız.

Yetmişiki düvelde adları despota, diktatöre, haramiye, hırsıza, katile çıkmış bu ahlaksızlar, kendilerine sormanıza bile hacet bırakmadan siyaset anlayışlarını demokrasi, hizmet ve sorumluluk ilkeleri üzerine oluşturduklarını söyleyip durmuşlar. Bu yalancılar güruhu güya siyasetin milletle olan bağını güçlü bir şekilde kurmuş ve siyasi alanı hukuki zeminde yeniden inşa emişler. Üstüne de artık alay konusu olan “demokrasimizi hep daha ileriye götürmeyi” hedeflemişler.

Ülkede hak, hukuk ve hürriyetlerinin tarumar edilmediği kimseyi bırakmayan AKP’nin varlık sebeplerinden en önemlisi meğer “vatandaşların haklarını ve hürriyetlerini genişletmek”miş.   O kadar ki, bu hedeflerini, bugüne kadar tüm seçim beyannamelerinde ve hükümet programlarında dile getirmişler. Demokrasinin aynı zamanda kalkınma sürecine güç verdiğini somut uygulamalarla ortaya koyduklarını da iddia ediyorlar… Bütün bu palavralar ve yalanlar karşısında sosyal medya da bir fenomen haline gelen o vatandaş gibi “görüyorsunuz işte, anlatmaya gerek yok,” deyip ülkenin içinde bulunduğu perişan hali göstermekten başka söze hacet yok sanırım.

Bütün uluslararası insani gelişmişlik ve kalkınma endekslerinde koşar adım gerileyen, itibarı  itibarsız Türk Lirası cinsinden bile 5 kuruş etmeyen ülke sanki 16 yıldır yönettikleri Türkiye değilmiş gibi, “Demokrasimizin niteliğinin artmasıyla bir taraftan ekonomik gelişmemiz ve insani kalkınmamız hızlanmış diğer taraftan da uluslararası alanda Türkiye daha saygın ve cazip bir ülke haline gelmiştir,” diyebiliyorlar.

GAZETECİ HAPSEDİLMİŞ, GAZETE GASPEDİLMİŞ, KİTAP YAKILMIŞ AMA…

Kim ne derse desin, en temel hak ve özgürlükler açısından tüm ülkeyi pislik götürdüğü bir dönemde, “AKP olarak hukukun üstünlüğü prensibi çerçevesinde bireysel hakları ve özgürlükleri evrensel bir miras ve anayasal düzenimizin temel ahlaki referansı olarak kabul etmekteyiz. Bu referansla, hükümetlerimiz döneminde vatandaşlarımızın temel hak ve özgürlüklerini garanti altına almayı ve bunların kullanımını kısıtlayan engelleri ortadan kaldırmayı temel bir vazife olarak gördük, bundan sonra da bu vazifeyi sürdüreceğiz,” diyebilme yüzsüzlüğüne hayran olmamak elde değil.

An itibariyle 250’den fazla gazeteci ve medya çalışanının hapislerde olduğu, son iki yılda 200’den fazla gazete, televizyon, radyo ve dijital medya organlarına el konularak kapatıldığı, neredeyse hükümet kontrolü ya da ağır tehditi altında olmayan tek bir bağımsız yayın organının kalmadığı bir ülkede şu lafları edebilmek için insanın haysiyetsizlikten de öte bir haslete sahip olması gerekir: “İfade özgürlüğünün önündeki engelleri kaldırdık ve basın özgürlüğünü genişlettik. İfade hürriyetiyle ilgili suçların tamamına, ‘eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz’ kuralını koyduk ve eleştiri hürriyetini teminat altına aldık. Basımevi ve eklentileri ile basın araçlarının, suç aleti olduğu gerekçesiyle zapt ve müsadere edilemeyeceği veya işletmeden alıkonulamayacağını anayasal kural haline getirdik.”

Nasıl ama?.. Birkaç kelimelik eleştirel Twitter mesajlarından dolayı haklarında soruşturma açılan on binlerin olduğu, binlercesinin hapsedildiği bir ülkenin ahlaksız despotlarının yalan söyleme kapasitesine siz de hayran olmadınız mı? Matbaalarını, teknik ekipmanlarını, binalarını, arsalarını bugünlerde tek tek satlığa çıkardıkları yüzlerce medya kuruluşunu sanki bu ahlaksız haramiler talan etmemiş gibi ne güzel de konuşuyorlar. Ama haklarını yemeyelim, illa yalan söylenip palavra atılacaksa Erdoğan ve partisi gibi söyleyip atmalı ki yalanın ve palavranın hakkı verilebilsin. Bravo AKP’ye ve Erdoğan’a… Bu konuda her gün kendi başarılarını egale ediyorlar.

BU ARSIZ VE SINIRSIZ YALANLAR KARŞISINDA İNSANIN KÜFREDESİ GELİYOR

El koydukları gazetelerin, dergi ve televizyonların onlarca yıllık fiziki ve dijital arşivlerini yok eden, onlarca yayınevini kapatıp yüzbinlerce, milyonlarca kitabı yok eden İslamofaşist dinbaz yobazların ettiği şu lafların güzelliğine bakın hele: “Geçmişte alınmış binlerce yayın yasaklama, toplama ve el koyma emirlerini kaldırdık. Yasaklanmış, toplanmış ve el konulmuş eserleri hürriyetine kavuşturduk.”

Sıkı durun hele bitmedi henüz… “İnsan hakları alanında önemli reformlar yaptık. Türkiye’nin insan hakları karnesini olumlu anlamda değiştirdik…” Bu arsız ve sınırsız yalan kapasitesi karşısında insanın nutku tutuluyor ve inanın sadece küfredesi geliyor…

Uluslararası insan hakları konvansiyonlarının en temel esaslarını bile hiçe saymakla kalmayıp, sadece Anayasa Mahkemesi’nin değil Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin tahliye kararlarını da görmezden gelen sanki kendileri değilmiş gibi, “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş haklar ve özgürlüklere ilişkin uluslararası anlaşmalarla, kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi halinde, milletlerarası antlaşma hükümlerinin esas alınmasını anayasal kural haline getirdik,” diyerek övünebilmek için Erdoğan ve AKP olmak lazım sanırım.

Dünyanın her gün yeni bir işkence iddiasıyla sarsılarak ayağa ayağa kalktığı Türkiye’ye dair “İşkenceyi Türkiye’nin gündeminden çıkardık. İşkenceye sıfır tolerans politikasıyla işkence suçlarına uygulanan cezaları arttırdık, bu suçları işleyenler bakımından zaman aşımını kaldırdık,” diyebilmek için köseleden bir yüz bile yetmez sanırım.

“Mafya ve çetelerle mücadele ederek faili meçhul cinayetler dönemine son verdik,” beyanından ise Erdoğan’ın kankası Sedat Peker’i, Osmanlı Ocakları’nı, ortağı Bahçeli’nin kankaları Alaattin Çakıcı’yı ve Kürşat Yılmaz’ı birileri haberdar etse iyi olur.

Daha durun hele “bir dinde iki ibadet yeri olmaz” diyen sanki Erdoğan ve AKP değilmiş gibi, maksat seçim öncesi güzellik olsun diye, cemevlerine yasal statü kazandırılmasını vaat etmek hakikaten göz yaşartıcı. Eminim ki Erdoğan ve AKP’nin bu diğergamlığı karşısında Alevi vatandaşlarımızın da nutku tutulmuştur.

AKP VAATLERİNİN KRALI OHAL’İN DEVAMI…

Bunların hepsinin palavra olduğunu bir kez daha tekrarlamaya gerek yok sanırım. Ama Erdoğan ve hempalarının ciddi oldukları bazı vaatleri de var seçim beyannamelerinde. Despot Erdoğan’ın ilan ederek dört elle sarıldığı, keyfince KHK çıkarmak suretiyle değme sultana, despota nasip olmayan yetkilere kavuştuğu olağanüstü hali (OHAL) önü açık bir şekilde sürdürmeyi de vaat ediyorlar. Erdoğan ve andavallıları ne kadar farkında bilmem ama, birkaç cümleyle ifade ettikleri bu vaat, 360 sayfa boyunca altı boş süslü kelimelerle dile getirdikleri tüm yalanları, palavraları ve bol kepçeden vaatleri yok hükmüne sokuyor.

Ama bunların hiçbirinin tabii ki bir önemi yok. 360 sayfada yazılanları okumayacak, yazılanların hesabını soramayacak olan narkozlu, efsunlu, hormonlu yandaş için önemli olan yerli ve milli otomobilin yalandan da olsa yola çıkması, yerli uçak ve savaş jetinin gökyüzünde uçması… Bu kitlenin hoşuna en fazla böyle haramiler gidiyor.

Harami Erdoğan ve AKP’de bu şeytan tüyü, kuru kalabalıklarda bu ahmaklık ve ahlaksızlık olduktan sonra aynı boş vaatlerle değil yedi, yetmiş seçim bile kazanırlar evelallah!..

e-max.it: your social media marketing partner

Please publish modules in offcanvas position.