Kibirlilere uyan yığınların hali

Kibirlilere uyan yığınların hali

İbrahim Suresinde: “Eğer Allah dilerse sizi yok edip yerinize CANLI BİR NESL-İ CEDÎD getirir. Bu, ALLAH için zor değildir.” (14/19-20) buyurulduktan sonra devamında da yorgun, bıkkın, bayatlamış, matlaşmış, partallaşmış, mücadele ve hizmet ruhunu kaybedip inatçı zorbaların egemenliği altına girip sürü haline gelen iradesiz yığınlar için de şöyle buyuruluyor: “Bütün insanlar Allah’ın huzuruna çıktıklarında güçsüz halk yığınları, büyüklük taslayan önderlere: ‘Biz size bağlı idik, size uymuştuk.

Şimdi Allah’ın bize vereceği azabın herhangi bir bölümünü başımızdan savabilecek misiniz?’ derler. Önderler ise güçsüzlere şu karşılığı verirler. ‘Eğer Allah bizi doğru yola iletseydi, biz de sizi doğru yola erdirirdik. Şimdi feryad etsek de sabretsek de farketmez. Çünkü kaçıp sığınabileceğimiz bir yer yok. Herkese ait hüküm verilip iş işten geçtikten sonra şeytan, cehennemliklere der ki; ‘Hiç şüphesiz Allah size doğru vaadde bulundu. Ben de size bir şeyler vaad ettim, ama sözümden caydım. Doğrusu, benim size istediğimi yaptıracak bir gücüm yoktu. Sadece ben sizi davet ettim, siz de davetimi kabul ettiniz. O halde beni ayıplamayın, kendi kendinizi kınayın. Ne ben sizi kurtarabilirim, ne de siz beni kurtarabilirsiniz.” (İbrahim Suresi, 14/21-22)

Büyüklük taslayan tağutlar ve bir de ezilmeyi ve aşağılanmayı kabul eden zayıflardan oluşan taraftarları, beraberlerinde de şeytan… Zayıflar, zayıflığı benimseyen kimselerdir. Düşünce, iman ve hedef açısından şahsî hürriyetlerinden feragat edip, kibirlilere, azgın ve sapkınlara uyruk olmak suretiyle Cenab-ı Hakkın insanlara bahşettiği en belirgin insanî özelliklerini ayaklar altına alan Allah’ın hâkimiyeti yerine Allah’tan başka bir takım kullara boyun eğen, o kulların hâkimiyetini seçip tercih eden kimselerdi. Zayıflık, zaaf gösterme, iradenin hakkını vermeme mazeret değildir, aksine suçtur. Cenab-ı Hak, hiç kimsenin zayıf, güçsüz olmasını istemez. O, bütün insanları güç-kuvvet bulacakları himayesine girmeye çağırıyor. Çünkü güç, kuvvet bütünüyle Allah’a aittir. Cenab-ı Hak hiçbir insanın kendi isteğiyle veya istemeyerek hürriyetinden vaz geçmesini istemez. Çünkü insanın en aşikâr özelliği ve onun kaynağı hürriyetidir. Hiçbir maddî kuvvet, ne olursa olsun, hürriyet isteyen, insanî izzet ve onurunu ayaklar altına almayan, ona sarılan bir insanı köleleştiremez. Bu kuvvetler en fazla insanın bedenine sahip olabilirler, ona işkence edip cezalandırabilirler, zincire vurup hapsedebilirler. Ama insanın vicdanına ruhuna ve aklına hiç kimse sahip olamaz hapsedemez, aşağılayamaz. Sahibi kendi eliyle vicdanını, ruhunu ve aklını hapse, zillete teslim etmediği sürece…

Şu zayıfları, inanç, düşünce ve hayat tarzı noktasında büyüklük taslayan zorbalara uymaya kim zorlayabilir? Şu zayıfları Allah’dan başkasının hâkimiyetine sokmaya kimin gücü yetebilir? Onları yaratan, rızklarını veren, başkalarına değil, kendisine güvenmelerini isteyen Cenab-ı Hak olduğu halde, onları başkasının hâkimiyetine girmeye kim zorlayabilir?

Hiç kimse… Sadece zayıf kişilikleri, başka değil. Onlar maddi kuvvet bakımından tağutlardan geri oldukları için zayıf değildirler. Veya rütbe, mal, mevki veya makam bakımından aşağı oldukları için bu duruma düşmediler. Kesinlikle hayır… Bütün bunlar, dışarıdan kaynaklanan geçici faktörlerdir. Tek başlarına zayıfların zayıflık sıfatını hak etmelerine yeterli değildirler. İnsan olmanın en açık ve en başta gelen özellikleri olan ruh, kalb, onur ve izzet-i nefis bakımından zayıf oldukları için bu duruma düşmüşlerdir.

Şüphesiz zayıflar çoğunlukta (mesela % 80), tağutlar (%20) ise azınlıktadırlar. O halde çoğunluğun azınlığa boyun eğmesini hangi güç sağlamaktadır? Boyun eğmelerindeki faktör nedir? Onların tağutlara boyun eğmesini sağlayan etken, ruhî zayıflıkları, azimden yoksun oluşları, izzet ve onur eksikliği ve yüce Allah’ın insanoğluna bahşettiği üstünlük duygusundan kendiliklerinden vazgeçmiş olmalarıdır.

Hiç şüphesiz halk kitleleri istemese tağutlar onları ezemez, boyun eğdiremez. Çünkü ezilen halk yığınları istedikleri an bunların karşısına dikilebilirler. O halde bu yığınlarda eksik olan özgür iradedir.

Zelillerin ruhlarındaki aşağılanmaya yatkınlık duygusu olmasa, aşağılanma söz konusu olmaz. İşte zalimlerin, büyüklük taslayanların da dayandıkları sadece ezilen halk yığınlarındaki bu ezilmeye yatkınlık duygusudur.

İşte burada ezilenler âhiret sahnesinde aynı zayıflık duygusu içinde, yine büyüklük taslayan tağutlara itaatkâr bir tavırla soruyorlar: “Biz size bağlı idik, size uymuştuk. Şimdi Allah’ın bize vereceği azabın herhangi bir bölümünü başımızdan savabilecek misiniz? (Fî Zılâl Tefsirinden)

Hiç kimseden, gücünün üstünde bir şey istenilmez. Hiç kimseden kanunsuz bir davranış beklenilmez. Hiç kimseden sokaklara dökülmesi arzu edilmez. Burada istenilen, meşru dairede iradenin hakkının verilmesidir. Yoksa olanlar yığınların meselesidir. Neticede herkes hesabını Allah’a verecektir.

Biz, bize düşeni yapmaya mecburuz. Bunları bir hatırlatma olarak yığınların psikolojisini anlatmak için aktarıyorum. Kendimize gelince, yönümüzü ışığa, güneşe çevirerek ilerlememiz gerekiyor. Aksi takdirde sırtımızı dönersek bu sefer gölgemizin peşine düşmüş oluruz. Onun için hep önümüze bakıp, yapılması gerekenleri en iyi şekilde gerçekleştirmeye çalışmalıyız.

e-max.it: your social media marketing partner

Please publish modules in offcanvas position.