Bela eşiğini aşarken…

Bela eşiğini aşarken…

Uyarı: Bu yazıda kullanılan görsellerin rahatsız edici olduğunu söylemek durumundayız. Ancak yazının içeriği gereği kullanmak zorunda kaldığımız için özür dileriz.

Birazdan yazacaklarım felaket tellallığı değil. Bir kavme, millete, devlete bühtan atmak hiç değil. Geçmişe bakarak gelecek hakkında bir kanaat bildirmek olabilir olsa olsa. Bu sebeple hiç başkasında kabahat aramaya, hele hele bu tür karamsar gelecek kurgulamalarına kimse kızmamalı. Herkes kendi şapkasını önüne koyup kendi muhasebesini yapmalı.

Son günlerde ülkede yaşanan –kusura bakılmasın- iğrençliklerin haddi hesabı yok. Belki yüz seneye sığmayacak kadar sefih ve sapkın şeyler son birkaç ayda yaşandı. Ayakları kesilen hayvanlar, kaçırılan çocuklar, canlı canlı gömülen bebeler, tecavüz edilip gömülen, gözleri oyulan köpek yavrular ve daha buraya yazamayacağım kadar bin türlü şenaat. Kadavraya tecavüz eden insanlara ses çıkarmayan bir toplumdan bahsediyoruz ne yazık ki!

Tarihte helak olan kavimlere baktığımızda günümüz kadar yekûn bir pisliğe batan yoktur sanırım.

Kur’an-ı Kerim, Meryem suresi 10. ayet şöyledir: “Biz onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Onlardan hiçbirini hissediyor yahut onların bir fısıltısını olsun işitiyor musun?”

Ad, Semud, Sebe, Sebt, Uhdûd, Tübba, Fil, Medyen, Karye, Lut, Musa, Firavun kavimleri ve daha pek çoğu…

Hepsi haddi aşmada sınır bırakmamış, fenalığın çıtasını öyle bir noktaya çekmiş ki, felaket kader olmuş, helak olup gitmişler.

Kimi cinsi sapkınlık, kimi zulüm, kimi hırsızlık, ahlaksızlık, kimi putperestlik konusunda arsızca yaşamayı tercih etmiş ve hesap gününü umursamamışlar.

Buna karşılık kimi sularda boğulmuş, kimi bir zelzele ile yerin dibine gömülmüş, kimi korkunç bir sesle perişan olmuş, kimine hayvanlar musallat olmuş, kimine ateş, kimine kan yağmış vesaire…

Geçmişte yaşamış ve helak edilmiş olan kavimler incelendiğinde, bu kavimlerin ıslah edicilerin tüm çağrılarına rağmen, kendine gelmek yerine çoğu ıslah edicileri de hedef almış, onlara da zulmetmiş…

Bu toplumların ortak karakterlerine baktığımızda hepsinin Allah’tan korkmayan, çirkin sapkınlıklarda bulunan, başkalarının haklarına tecavüz eden, utanma duygularını kaybetmiş, yalnızca kendi menfaatlerini ve dünyevi çıkarlarını düşünen insanlar oldukları görülmektedir.

Yine bu milletlerin en önemli ortak yönleri ise, başta kendilerine gönderilen peygamberler olmak üzere, tüm ıslah edicileri yalanlamaları, şeytanlaştırmaları ve onlara düşmanlık göstermiş olmalarıdır. Bu taşkınlıklarından dolayı da Allah’ın azabıyla karşılaşmışlar ve yeryüzünden bir anda silinmişler.

Şüphesiz bu konudaki en önemli kaynakların başında kutsat kitabımız gelmektedir. Kur’an-ı Kerim meseleye tarihsel perspektifiyle bakarken helake uğrayan kavimlerin temel özelliklerini de ortaya çıkarır.

Bu sapmış ve şirazesi kaymış toplulukların hepsine birer uyarıcı ve ıslah edici gönderilmesine rağmen onlar bırakınız dinlemeyi çoğu zaman yalanlamış, taşa tutmuş, ateşe atmış, kovmuş, şeytanlaştırmıştır.

Kur’an, pek çok ayetinde bu kavimlerle ilgili ayrıntılara girer ve sonunda insanları bu final üzerine düşünmeye çağırır.

Enteresandır bu kavimlere baktığımızda düşeceğimiz ilk yanılgı bu kavimlerin barbar topluluklar olduğunu zannetmek olacaktır. Tam aksine, bu kavimlerin hemen hepsi medeniyetçe gelişmiş, kendi çağının en ileri topluluklarıydı. Demek ki ilk ortak özellikleri budur. Kuran, helak olmuş kavimlerin bu özelliği vurgulanırken şöyle der: “Biz bunlardan önce nice nesiller yıkıma uğrattık ki onlar, zorbaca yakalamak (yakıp-yıkmak, baskı ve şiddetle yönetmek, sindirmek) bakımından kendilerinden daha üstündüler; şehirlerde (yerin üstünü altına getirip, sayısız kazı, inşaat ve araştırmalarla her yanı) delik-deşik etmişlerdi. (Ama) kaçacak bir yer var mı?” (Kaf Suresi, 36)

Yine Kur’an ayetlerine baktığımızda bu toplumların ve toplumu idare edenlerin en temel iki özelliğini de görüyoruz. İlki; “zorbalık”ta rakipsiz oluşları… İkinci özellik ise, bu zorbaları destekleyen kitleler. Yani kavmin kendisi…

Toplumsal miad

Kur’an-ı Kerim bu korkutucu dili kullandıktan hemen sonra, büyükçe bir parantez açıp çareyi de söyler. Kurtarıcı olan kitaba yakışan da budur zaten. “Öyle ki elçiler, umutlarını kesip de, artık onların gerçekten yalanladıklarını sandıkları bir sırada onlara yardımımız gelmiştir; Biz kimi dilersek o kurtulmuştur. Haddi aşmış, azgın topluluğundan zorlu azabımız kesin olarak geri çevrilmeyecektir.” (Yusuf Suresi, 109-111)

Günümüzde içinde yaşadığımız toplumun çürümüş ve bozulmuşluğuna baktığımızda geçmişte helak olmuş kavimlerden hiç de az sayılmayacak bir bozulma ve taşkınlık içinde olduğunu görmek mümkün.

Özellikle idarecilerin yani “kavmin önde gelenlerinin” önemli bir bölümü, kıssalarda anlatılan helak olmuş kavimlerden pek farklı değil esasen. Bu kesim, büyük çoğunluğu İslam’ın hükümlerini bildiği halde, her türlü taşkınlığı ve sapkınlığı uygulamaktan çekinmemektedir. Adeta samimi inançlı insanlara olan düşmanlık ajandasını gün be gün fiiliyata dökmekteler.

Kur’an, pek çok yerde bu hadiseleri ‘masal’ olarak anlatmadığını ‘alınacak ibretler’ olduğunu söyler. Bu yönüyle bir tarih kitabı değildir zaten. Tarihi içerir ama kendi bağlamında başka bir yere ulaşmak için kullanır bu helak nakillerini.

“Bu Kur’an; kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak tek ilah olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara bir bildiridir.” (İbrahim Suresi, 52)

Örneğin, bugün kendi toplumumuza baktığımızda sosyal adaletsizlik ve devleti dolandırmakta, kamu malına çökmekte, Semud Kavmi gibi bugün de sahtekâr ve dolandırıcılar azımsanmayacak sayılarda. Veya cinsel sapkınlıkta Lut Kavmi’nden hiç de aşağı kalmıyor. Yahut en az Sebe Halkı kadar Allah’ın nimetlerine nankör ve isyankâr, İrem halkı kadar şükürsüz, kavm-i Nuh gibi Allah’a gizli-açık asi ve müminlere karşı alaycı, Ad Kavmi gibi hırsız ve arsız…

“Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı? Böylece kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görsünler. Onlar güç bakımından kendilerinden daha üstün idiler, toprağı alt üst etmişler (ekmişler, madenler, sular arayıp çıkarmışlar) ve onu, kendilerinin imar ettiğinden daha çok imar etmişlerdi. Peygamberleri de onlara açık delillerle gelmişti. Demek ki Allah onlara zulmetmiyordu ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.” (Rûm Suresi, 9

Zulüm eşiği aşıldı

Her canlı gibi millet ve toplumların da dünyada belli bir ömürleri vardır; doğar, yaşar ve ölürler. Tarih sahnesinde ebedi olarak yaşayan hiç bir kavim yoktur. Tıpkı insanlarda olduğu gibi kavimler de eceli geldiği zaman tarih sahnesinden silinir giderler. Cenab-ı Hak, bu kavimlerin cezalandırılmasını bizzat birinci kaynaktan teyit eder ve tabiri caizse ilahi bir deruhte var.

Helak edilen kavimler ile ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruluyor:

“Helâk ettiğimiz her memleketin mutlaka bilinen bir yazısı (belli vakti) vardır. Hiçbir toplum ecelini geçemez ve ondan geri de kalamaz.” (Hicr,4-5).

Bu yazıdan sonra maddeyi silerler mi bilmiyorum ama Diyanet’in sarayın hizmetine girmeden hazırladığı metinlerde milletlerin helak oluşunun sebepleri şöyle izah ediliyor: “Kavimlerin helak edilmeleri, yapmış oldukları zulüm ve hatalar yüzündendir. Bir kavim kendisinde bulunan güzel hasletleri değiştirmedikçe Allah onları değiştirmez.” (BKZ)

Bela ve büyük felaketler öyle bir anda sebepsizce olmuyor. Hepsinin işaretleri, öncülleri ve eşikleri var. Belli başlı parametreleri var. Tıpkı Diyanet metninde denildiği gibi, toplumun iyilikten eksilip kötülüğe meyli var.

Suskunluk sonrasında çirkinliğin sıradanlaşması, kötülüğün meşrulaşması ve cezalandırılmaması, bir süre sonra toplumsal karaktere dönüşmesi gibi fazları var.

Cenabı Hak öncelikli olarak bir garanti veriyor, diyor ki; insanlar, iyi hallerini devam ettirdikleri müddetçe nimet ve huzur içerisinde bulunmaya devam ederler. Toplumların helake ve yokluğa sürüklenmeleri fitne, fesat, anarşi ve terör gibi kendi kabahatleri yüzündendir. Bir toplumda ahlaksızlık, haksızlık, zulüm ve kötülükler çoğalır, bu kötülükleri önlenmeye veya kaldırılmaya çalışan da olmazsa cezalandırılır, helâk edilir. Allah bu toplumun yerine başka bir nesil var eder.

Bu kadar açık ve net…

Bugün artık gündelik sıradan olay haline gelen gelişmelere bir bakalım…

Hayvanlara eziyet, tecavüz, öldürmek…

Çocuklara tecavüz ve ölüm…

Çete liderlerinin tehditleri…

Mafyanın gazetecilere posta koyması.

Birer zulüm haneye dönen hapishaneler.

Şüpheli ölümler, intiharlar, cinayetler…

Hapishanede yüzlerce bebek, on binlerce öğrenci, ev hanımı, genç kız..

Öğretmenler, avukatlar, akademisyenler, gazeteciler, parti temsilcileri..

Hapishanede işkence, göz altında tecavüz, darp ve türlü türlü eziyet.

Hapishanelerde yer kalmayınca serbest bırakılan tecavüzcüler, katiller, hırsızlar…

Hayatlarında tırnak makasından başka kesici alet dahi kullanmamış insanları “terörist” olarak yaftalayan ve Doğu Perinçek’in ifadesiyle “Siyasetin köpeği olmuş” yargı sistemi.

Ve tüm pisliklerin üstünü örten, “bir kereden bir şey olmaz” zihniyetiyle her araştırma teklifini reddeden bir iktidar.

Bir yanda yazlık, kışlık saraylar dikilmesi.. Diğer yandan minaresinin yüksekliğiyle övünen hilkat garibesi ibadethaneler inşa edilmesi ve diğer yanda “günah işleme özgürlüğümüz var” ya da “Cuma hutbesinde akrabanızı kollayın diyor ya” diyen bir zihniyet.

Rüşvet, adam kayırma, torpil, liyakatsizlik, ispiyonlama, fişlemenin haddi hesabı yok…

Seçimleri bile artık hırsızlık ve şaibeyle anılan bir devrin zirvesini yaşıyoruz. Bir yılda Saraydaki şahıs ile ilgili 38.500 kişi aleyhine açılan soruşturma.

Ve “Çalıyorlar ama çalışıyorlar” diyen bir toplum…

Komşusunu gammazlayanı mı ararsınız, öz evladını şikayet edeni mi, yakın akrabasına iftira atıp hayatını karartanı mı?

Tekmili birden aynı çağda, aynı coğrafyada yaşıyor…

Tavandan tabana, ayaktan başa kadar kokuşmuş, serkeş, tefessüh etmiş bir kavim görüntüsü…

Bir taraftan da bu cehennem tablosundan kaçmaya çalışan eğitimli, masum insanlar… Islah ediciler…

Sizi bilmem ama çok fazla uzak olmayan bir gelecekte bir felaket olmasını bekliyorum şahsen…

Allah masumları korusun…

e-max.it: your social media marketing partner

Please publish modules in offcanvas position.