İkiyüzlülüğe hatta üç yüzlülüğe dair…

İkiyüzlülüğe hatta üç yüzlülüğe dair…

Bitmeyen “Niçin o zaman sustunuz da falan hadiseden sonra perdeyi yırtıp tavır aldınız?” mevzuuna dair sübjektif sözler…

İkiyüzlülük, nifak, münafıklık bir insanlık realitesidir. Her devirde farklı türleriyle hep olagelmiştir. En iyi tanımı hadis ifade eder:

“Münafığın alameti dörttür: Konuştuğu zaman yalan söyler, söz verdiği zaman yerine getirmez, ona güvenildiği zaman hıyanet eder, bir kimseyle çekiştiği zaman aşırı gider, zulmeder.” Başka bir hadis vasıfları devam ettirir: “Yemekleri gasp ve yağmadır, Ganimetleri hile ile kazançtır. Kibirlidirler. Ne sevilirler ne de severler…” Hadis bu insanları “Oruç tutup, namaz kılsa ve Müslüman olduğunu iddia etse bile…” münafık sayar.

Konumuz münafık ve ikiyüzlü’nün veya münkirlerin sıfatları değil, davranış stratejisi.

İKİ ANA KARAKTER

İlki: Düşmanlığını sinsice içinde saklayan, nifakını belli etmeyen, dıştan bakıldığında dost görünen, yüzünüze gülen ama arkanızdan altınızı oyan tipler.

İkincisi: Bu grup artık nifak ve düşmanlığını saklamaya gerek duymayan, “perde yırtıldığı” için açıktan aleyhinizde olan, kin ve iğbirarını saklamayan tipler. “Fasık-ı mütecahir”ler. Nifakını gizlemeyen, açıktan küfür cephesinde savaşan tipler.

Bu iki gruba aynı şekilde muamele edilmez. Ederseniz yanlış yaparsınız.

Tarihte ilk gruba en iyi örnek Abdullah ibni übey ibn-i Selül’dür. Hz. Ayşe’ye iftirayı yaygınlaştırmıştı. Uhut Savaşı öncesi 300 kişiyle ayrılıp moral bozmuştu. Hendek’in en kritik anında bahaneyle çevresini toplayıp gitmişti. Ama hep bunları “perde”li olarak yapmıştı. Kendisini öyle gizlemişti ki birer büyük sahabi olan oğlu Abdullah ve kızı Naciye dahi onun münafıklığını fark etmemişti.

Efendimiz (sav) onun ikiyüzlülüğünü duyurmamıştı, ilan etmemişti. Perdeyi yırtıp azgınlığını artırmasına izin vermemişti. Bu nedenle İbn-i Selül’ün evinde Efendimiz (sav) aleyhinde konuşulmazdı. Bu sebeple oğlu ve kızı o evde tazyik görmedi. Müslümanlıklarını sürdürebildi. Babası vefât ettikten sonra oğlu Abdullah, Efendimiz’e (sav) geldi “Yâ Resûlallah! Gömleğinizi bana verseniz babamı onunla kefenlesem ve onun namazını kılıp istiğfarda bulunsanız.” dedi. Efendimiz (sav) onu kırmadı. Gömleğini verdi. Cenazesine gitti. Efendimiz (sav)’in İbn-i Selül’ün cenaze namazını kıldığını gören 1000’e yakın İbn-i Selül taraftarı müslüman oldu.

Sünnetten örnek almak lazım. Bize açıktan savaş açmayanları, bizimle açıktan savaşan insanlarla aynı safa itmemek lazım.

İBN-İ SELÜL’Ü EBU LEHEB’E ÇEVİRMEMEK

Birinci tip ile ikinci tip arasında çok önemli fark vardır.

Diyelim ki bir insan var. Açıktan aleyhinizde konuşmuyor. Size lanetli kelimelerle hitap etmiyor. Ama münafık. Bu insana ikinci tip münafık-münkir gibi davranamazsınız. Tedbirli olarak onun ilk düzeyde kalmasını sağlamak önemli bir kazançtır.

Eğer ayırt etmez kendini gizleyen ve size karşı üslubunu koruyan “münafıklara”, perdeyi yırtmış açıktan şavaş ilan etmiş “münafık-münkir” gibi davranırsanız onlar da ikincisine döner.

Ani öfkelerimizi yansıtan sözlerle “kaşımadıkça” bize karşı gayz ve nefretini ortaya dökmeyeni kendi haline bırakmak bir kazançtır.

Bize ağzını doldura doldura lanetli kelimelerle hitap edenle, bu sözleri tırnakla ifade edeni aynı safta ele alamayız.

“Münafıklar” bir yana sosyal medyada bize 10 derece muhalif olanlara bile taarruz etmemiz ve onları bize 180 derece ters olanlarla aynı görmemiz çoğu “muhalif” ve “münafık”ı bize karşı keskinleştirir. Dönüşüme zorlar.

Ebu Lehep açık bir düşmandır. Kur’an’da ismi zikredilir ama “münafık kafirden daha eşed (şiddetli)” olduğu halde hiç bir münafığın adı Kur’an’da zikredilmez. Sadece nifak sıfatlarına dikkat çekilir. Münafıklarla ilgili yüzü aşkın ayet vardır. Tedbir alınması defalarca tembih edilir.

VAKTİYLE “BAZI”LARI İÇİN NİYE PERDE YIRTILMADI?

Şimdiki siyasilerin “milat” dedikleri dönemin öncesini hatırlayalım. O zaman diliminde henüz “Ebu Lehep”leşmeyenler, kendileri bizzat perdeyi yırtıp “Ebu Lehep”leşene kadar “İbn-i Selül” muamelesi gördü. Takdir ve tebcille karşılandı.

Bediüzzaman Hazretleri Barla’da sürgün yıllarında iken münkir bir gazeteci kendisini ziyarete gelir. Üstad, haddlerinin fevkinde onunla ilgilenir. İkramda bulunur. Taziz eder. Sorularına nezaketle cevap verir.

Gazeteci ayrıldıktan sonra talebeleri merakla sorar: “Üstadım, hakkınızda zehir zemberek sözler etmiş bu habis adama bu kadar alakaya niye?”

Bediüzzaman “Bir düşmanın yüz düşmanlığı varsa bunu doksan dokuza düşürmek bir kazançtır.” der.

STRATEJİ Mİ ÜSLUP MU?

Bediüzamanın bu davranışı bir “strateji” olarak da ele alınabilir. Ama zaten O’nun üslubu da buydu. Kendisinden hiç kimse hakında menfi bir söz sudur etmemişti. “Bu dostlarım içinde çok münafıklar var. Münafık kâfirden eşeddir. Onun için, kâfir Rus’un bana çektirmediğini çektiriyorlar.” diyordu, isim vermiyordu ve ötesinde her şeye katlanıyordu.

“Perdeyi yırtmamaya”, münafıkı kafire çevirmemeye strateji de denebilir. Ama doğrusu, zaten müminin üslubu bunu gerektirdiği için böyle davranmaktır.

Bu ayrımı yapamayınca, “Niçin o zaman sustunuz da falan hadiseden sonra perdeyi yırtıp tavır aldınız?” demek normaldir.

e-max.it: your social media marketing partner

Please publish modules in offcanvas position.