Sen ne sanmıştın?

Sen ne sanmıştın?

“İçimizdeki bazı gafiller sanıyorlar ki mesele Tayyip Erdoğan meselesidir. Sanıyorlar ki mesele, AK Parti meselesi. Hayır, mesele, Türkiye meselesidir. Mesele, milletimizin şahsında sembolleştirdikleri İslam meselesidir.”

Uzun bir zaman sonra ilk defa doğru bir şey söyledi. Mesele sen falan değilsin. Sen zaten tarihe geçtin. Sonun, tarihteki yerinde bir cila olacak sadece. Demokratik yollarla başa geçip sonra demokrasinin ırzına nasıl geçilirin ders kitaplarında ilgili en güncel yerisin. Bir lokma bir hırka edebiyatı yaparak yola çıkıp her tarafa saray nasıl dikilirin mütemmim cüzüsün. Arkandan çok yazılıp çizilecek. Şu an ülkede korkudan kimse konuşup yazamadığı için, mazlumlar sesini çıkaramadığı için birçok şey sen gittikten sonra piyasaya çıkacak. Sosyal bilimler sana diktatör, yandaşların dahi hırsız-zalim diyecek. Ki zaten öylesin. Ki zaten biz bugün de diyoruz çok şükür.

Doğru, mesele AKP falan da değil. Ankara’da bir zamanlar çokça söylenen artık son derece naif ve komik kalan “seçim kazandıkça dava kaybedildi” sözü bile bir şey anlatmıyor. Bugün AKP, ülkeyi soymak ve çıkar elde etmek için faaliyet gösteren örgütlü bir yapıdan başka bir şey değil. Deniz bitince, hesap dönünce “ben zaten hep dedim bunlardan hayır gelmez” diyen tiplerle dolacak ortalık. Parti kaydını silmek için e-Devlet’e girmeye çalışanlardan sistem kilitlenecek aylarca.

Elbette mesele Türkiye. Çünkü Türkiye güçlenmiyor, bilakis çöküyor. Ekonomisi günden güne felakete doğru gidiyor. Her geçen gün ülke fakirleşiyor. Ordusunun uçaklarını uçaracağı pilotu yok, PR çalışması olsun diye karşısında düşmanın olmadığı yerlerde dahi başkalarının izniyle hareket ediyor, hepsi bir yana bitişik nizam yüreyebilecek asker kalmadı; polisi arama yapmak için girdiği evi soyuyor, devletin aracındaki benzini satıyor, birbirinin boğazını kesiyor. Ülkede sermayesi olan ülkeyi terk etti, kalanlarda borçlu ve iflas göstermek için kendini yırtıyor. Adalet diye bir şey yok. Kim güçlüyse işini hallediyor. Mazlumlar hapiste. Hakimlerin, savcıların tarifelerini bilmeyen yok. Mafya liderleri, tescilli hırsızlar protokolde başköşede. Meclis hepten yok. Muhalefet desen iktidar için bulunmaz nimet. Gerçekleri yazacak, söyleyecek medya yok. Eğitim dipte. Liseyi bitirmiş ama toplama-çıkarma yapamayanların, arka arkaya iki tane yanlışsız cümle yazamayanların sayısından daha az nüfusu olan ülkeler var dünyada. Vs. vs. Bu liste uzar gider ama bitmez. Türkiye düşmanı sizden çok kimi sevebilir.

Mesele elbette ki İslam meselesi. Sizin yüzünüzden ülkede itibarı kalmamış din için bütün bu mücadele. Büyük bir çoğunluğa “Din matah bir şey olsaydı bunlar bu kadar azgın, zalim ve hırsız olamazlardı” dedirtmeniz mesele. Din insanları doğru yere götüren, ahlak kazandıran bir şey değilmiş diye düşündürtmeniz.

İnsanların namazı bırakmaları, cumaya gitmemeleri artık sıradan bir şey oldu. İnsanlar imanlarını kaybedip, Allah’a bir şekilde inanan ama Allah’ın bir şeye karışmadığını söyleyen deizm bataklığına savruluyorlar. İnsanlar dua etmenin anlamsız olduğunu, Allah’ın adaletini sorguluyorlar. En büyük musibet dine gelen musibettir. Bu ülke insanına daha nasıl bir kötülük yapabilirdiniz ki.

Yıllar sonra araştırmalar yapıldığında bugün gözlemlediğimiz, İslamcı bir hükümetin iktidar olduğu yıllarda rekor düzeyde ateist ve deist olduğunu bilimsel olarak da öğreneceğiz, bundan kimsenin şüphesi olmasın. Aynen İslam cumhuriyeti tabelası olan, bunların bugün samimiyetsiz öykündükleri Osmanlı ve Türkiye tarihini çöpe atarcasına “ikinci evimiz” dediği İran’da dini hayatın neredeyse hiç olmadığı gibi.

Mesele bu topraklarda dinin yaşanması için asırlar boyu mücadele veren yapılarla tek tek savaş yapmanızdan ibaret. Bu mücadeleyi gerizekalı kemalistler, hırslı materyalistler ve elbette sizin sözde kavgalı göründüğünüz ama göbekten bağlı olduğunuz yapılar kanırta kanırta yapmaya kalkınca geri tepmişti. Her baskı biraz daha safları sağlamlaştırdı ama sonra deneme yanılma bu işin daha güzel bir yolunu buldular. Sizin gibi üç kuruşa bütün hayatı boyunca savunduklarını satacak İslamcıları görünce onlar bile şaşırdı.

Her gün bir çürüme haberi, her gün bir skandal. “Müslüman bir ülkede bunlar olur mu?” ambalajı ile. Olur tabii ki, Türkiye’de din artık dillerde bir gelenek, bir gösteriş ve nemalanma aracıdır. Elbette olur.

Cibilli din muhaliflerinin neredeyse sevinçten bayılacak şekilde ama çoğu zaman şimdilik korkularından aptala yatarak sanki dertleri demokrasiymiş, hak-hukukmuş gibi yaptıkları paylaşımların en acı kısmı, yaşananların gerçek olması…

Halbuki ne kadar büyük bir fırsat vardı elde. Kader altın tepside uzatmıştı nimetlerini.

2003’te tek başlarına göreve geldiklerinde Türkiye’nin hiçbir kronik sorunun müsebbibi değillerdi. Büyük bir kredileri vardı. Yıllarca partileri kapatılmış, siyaset yapmaları engellenmişti ama tek başına iktidar olmuşlardı. AB reformlarını yaparken bütün demokratlardan destek aldılar. Bugün o zaman destek verenleri eleştirenlerin samimiyetsizliğini boşverin. Doğru yaparken doğru yanlış yaparken yanlış. Kürt sorununda cesurdular. Ekonomide de işler iyi gidiyordu. Ülkenin prestiji zirvedeydi. AB’den ne zaman gün alınacağı konuşulan bir ülkeydi. Merkez ve Sarkozy’nin Türkiye üye olabilir diye endişelendiği günler. Kafası bozulunca darbe yapan, istediği partiyi kapatıp, istediği manşeti attıran askeri vesayetin beli kırılmıştı. O zamana kadar horlanan Anadolu sermayesi en kazançlı günlerini yaşıyordu. Alevi açılımı yapacak kadar çıtayı yükseltmişlerdi. Faili meçhuller durmuştu. Türkiye’yi dünyada örnek bir ülke, İslam ile demokrasinin beraber varolabileceğinin nişanesi yapıp bu ülkeye de bu dine de en büyük hizmeti yapıp tarihe altın harflerle geçeceklerine gidip salak bir Ortadoğu emiri ve onun kulları olmayı tercih ettiler. Kürt sorununu çözmüş, ülkeyi AB’ye sokmuş bir lider olup kendiliğinden heykeli dikilecekken bugün kendi putlarını zorla asmakla meşguller.

Geçen cumartesi İstiklal’de dövdükleri Cumartesi anneleri ile aslında kim olduklarını gösterdiler. Kimin kime sahip olduğunu bir kez daha en güçlüsünden ilan ettiler.

Göreve geldiklerinde ülkenin hiçbir sorununun müsebbibi değillerdi geçen 15 yılda ülkedeki bütün karanlık işlerin hem avukatı hem de faili oldular. Ama hala devlet biziz sanıyorlar ahmakça.

Ülke kaybetti, kendileri kaybetti.

Yığınlar hep böyle miydi? İyilikte iyilik, kötülükte kötülük neşet eder. Bunlara denk gelmeseydi epey bir yığın içindeki eyleme geçmemiş, açılmamış dosyalarla belki de bu dünyadan gidecekken bunlara kapılıp hem bu dünyalarını hem de ahiretlerini berbat ettiler. Ne kötü bir kaybediş.

Bunlara kapılıp gitmeyenler için her şey sıfırdan yeniden başlıyor.

e-max.it: your social media marketing partner

Please publish modules in offcanvas position.