Sevmek zamanı!

Sevmek zamanı!

Gündemin ağırlığı hepimizi boğuyor. Öyle ki zaman zaman nefes alamayacak hale geliyoruz. Sağ olsun siyasetçiler, hayatı siyasi dünya üzerinden kurgulamayı artık normalleştiren bir millet olduk. Acıları paylaşırken bile önce acının yaranın hangi tarafımızda olduğuna bakar olduk.

Galiba en çok zayiatı da buradan veriyoruz; insanlığımızdan…

Gülmek, ağlamak, paylaşmak, takdir etmek ya da kınamak için muhatabın siyasi kampın neresinde durduğuna bakıyoruz önce.

Yazık ki böyle…

Teknoloji ve iletişim çağının bir laneti midir bilemiyorum ama üzülecek zaman olmuyor neredeyse, acıyı hafifletecek zamanın olmaması gibi.

İnanılmaz bir hızla yaşıyoruz duyguları ve doğal olarak duygu dönüşümlerimiz de ışık hızıyla oluyor!

Yolladığımız bir mesajın ulaşıp ulaşmadığını muhatabımızdan değil, ekranın altındaki “Çift tık”tan anlıyor ve buna göre üzülüyor, seviniyor, belki de sinirleniyoruz; “Madem okudu, niye cevap yazmıyor ki?”

Fıtri olan mesafeleri kısalttığımız için lanetlenmiş olabilir miyiz, diye düşünmek lazım ciddi ciddi.

Sömürgeciliğin zirve olduğu dönemler…

İngilizler sömürdükleri zenginlikleri limanlara kolayca ulaştırabilmek için her yere ray döşediği zamanlar.

Bu vesile ile Çin’e de demiryolu getirmişler. Çinli çiftçiler tarlalarının ortasından dumanlar çıkararak gürültüyle ilerleyen bu devasa demir ejderhadan rahatsızlıklarını itirazla dile getiriyorlar. İngilizler ise demiryolunun yararlarını anlatarak Çinli köylüleri ikna etmeye çalışırken; “Şimdi köyünüzden Pekin’e gitmek kaç gün sürüyor?” diye soruyorlar. Çinlilerin cevabı: “40 gün filan…”

İngilizler kibirle, “hah, tamam işte bu treni kullanarak sadece 4 günde gidebileceksiniz!” diyorlar.

Köylülerin takdirini beklerken bir çiftçinin şu cevabıyla sarsılıyorlar:

“İyi de biz geri kalan 36 gün ne yapacağız ki?”

 

Hız her zaman iyi bir şey değil. Bazen bir hayale ulaşamamak bile gerçeğin kendisinden çok daha güzel olabiliyor.

Metin Erksan’ın güzeller güzeli Sevmek Zamanı filmini hatırlayalım.

Usta yönetmen Erksan, doğu geleneğinin “surete âşık olma” temasından ilham alan Sevmek Zamanı filmiyle zaman kavramını aşan ve her çağa yayılan bir sinema yaptığını göstermiştir yıllar önce bizlere.

İstanbul adalarda ustasıyla birlikte boyacılık yapan Halil, çeşitli evlerde çalışmaktadır. Bir gün çalışmaya gittiği bir köşkün duvarında asılı halde gördüğü bir kadın resmine âşık olur. Uzun bir süre boyunca resme bakmak için sık sık evi ziyaret eden Halil, bu güzel kadının suretine tarifi zor bir biçimde âşık olmuştur. Yine bu ziyaretlerden birinde, fotoğrafını gördüğü kadın, Meral, ansızın çıkagelir. Halil’in suretine âşık olduğunu öğrenen Meral, bu durumdan fazlasıyla etkilenir. Aralarında bir şeyler olacağını, Halil’in çok özel bir adam olduğunu düşünen genç kadın Halil’le aralarında özel bir şeyler olacağını düşünür. Ancak Halil yalnızca Meral’in resmine âşık olmuştur, kendisine değil… Zengin kızı Meral’i reddeder boyacı Halil.

Gurbet eskiden çok daha güzel ve anlamlıymış sanırım.

Şimdilerde görüntülü arama, dakika başı mesajlaşmalar ile özlemek bile lüks artık modern insan için.

Yaklaşık 60 yıl önce Köln’e ekmek kazanmaya gelen Gurbetçi Bayram’ın öyküsünü bilir misiniz?

Bir pansiyonda 12 Türk işçiyle beraber bekâr olarak kalıyordur Bayram. İşçilerin bazıları evlidir ve çoğunun okuma yazması yoktur. Aralarındaki en yaşlı olan Muharrem eşine mektup yazmak için Bayram’dan rica eder. Bayram her hafta Muharrem ağabeyi için yengeye mektuplar yazar.

Mektubun diğer ucundaki durum da pek farklı değildir. Muharrem’in eşinin de okuma yazması yoktur ve okuyup cevap yazması için komşunun kızı Gülbahar’dan yardım istemektedir sürekli.

Muharrem’in eşi, bir mektubun sonuna, “Sağ olsun bizim komşu kızı Gülbahar ne zaman istesem sana mektup yazıyor..” diye not düşer.

Muharrem’in cevabi mektubunda ise şu not vardır:

“Allah razı olsun bizim Bayram da beni kırmıyor, hem okuyor, hem yazıyor…” diye not yazdırdı.

O andan itibaren aracılar birbirini fark etmiştir. Bayram bir gün Muharrem’den habersiz mektuba şu notu ekler: “Gülizar Hanım yazınız pek güzelmiş, okunması çok kolay…”

Gülbahar bu jeste karşılık verir ve birbirini tanımayan bu iki insan, başkasının mektubunun altında, mektubun sahiplerinden habersizce mektuplaşmaya başlarlar. Her mektubun sonunda, kendisine yazılan kısmı okumak için sabırsızlanır Gülbahar.

Muharrem ve eşinden habersiz aşk mektupları gidip gelmeye başlar.

Aradan bir süre geçtikten sonra Bayram durumu Muharrem ağabeyine açar.

Yaşlı işçi şöyle der; “Ulan Bayram ben bir söylüyorum sen üç yazıyordun meğer ondanmış” der.

İlk izin döneminde beraberce Gülbahar’ı istemeye giderler.

Ve evlenir Gülbahar ile Bayram…

Bugün Almanya’da mutlu mesut beraber yaşamaya devam etmektedirler.

Sevmek eski zamanlarda sevmekmiş anlayacağımız…

e-max.it: your social media marketing partner

Please publish modules in offcanvas position.