Bunlar iyi günlerimiz!

Bunlar iyi günlerimiz!

Bu hafta Londra’da ilginç bir toplantı gerçekleştirilecek.

İlk defa bakanlar seviyesinde gerçekleştirilecek olan bu toplantının adı “Ruh Sağlığı Zirvesi.”

Peki Lancet Komisyonu’nu duydunuz mu?

Muhtemelen duymamışsınızdır.

Psikiyatri, halk sağlığı ve nörobilim alanında 28 küresel uzman ile sivil toplum örgütünün oluşturduğu bir komisyon. Bu komisyon önceki gün Lancet Raporu yayınladı.

Lancet Komisyonu raporunda, ruh sağlığı konusunda dünya çapında büyüyen krizin insanlar, toplumlar ve ekonomiler üzerinde kalıcı zararlara yol açabileceği vurgulanıyor.

Raporun başyazarı Harward Tıp Okulundan Profesör Vikram Patel, son 25 yılda ruh sağlığı rahatsızlıklarının toplumların gittikçe yaşlanması nedeniyle “çarpıcı şekilde” arttığına işaret ederek, “Durum, aşırı derecede vahim ama hiçbir ülke bu konuda yeterince yatırım yapmıyor. İnsanlarda ruh sağlığı kadar başka hiçbir sağlık durumu ihmal edilmedi.” diye konuşmuş.

Toplumların bu hale gelmesinde liderlerin etkisi ne derecedir bilmiyorum. Putin Rusları, Trump Amerikalıları, Erdoğan Türkiye’yi ne derece çıldırttı tam bir veri çıkar mı emin değilim.

Ancak emin olduğum bir şey var, toplumların dengesinin bozulmasında, toplumsal bünyenin zehirlenmesinde o ülkeyi yönetenlerin çok ciddi etkisi olduğunu düşünüyorum. Elbette bir lider tek başına ülkesini toptan hasta etmez ama kitlelerin derinlerinde sakladıkları ne kadar marazi unsur varsa ortaya çıkmasını kolaylaştırdıklarına da eminim.

Türk toplumunun bu hale gelmesinde Erdoğan etkisi az olabilir ama toplumun “kerih” yönlerinin su yüzüne çıkmasında Erdoğan gibi liderlerin toplumsal tüm ayarları bozmasının etkisi olduğu kesin…

Her haliyle perişan olduğu halde kendisine uzatılan mikrofona, “son derece mutluyuz, iyiyiz, yabancılar bizi çekemiyor” gibi şeyler söyleyenleri bir de bu bilgiler ışığında değerlendirmekte yarar olacaktır.

Damat kontenjanından siyasete, iktidara ve son olarak sarayın bakanlık koltuğuna oturan bakan bey geçtiğimiz gün yine bol “bakın burası çok önemli” katkılı ‘Enflasyonla Topyekün Mücadele Programı’nı İstanbul Kongre Merkezi’nde açıkladı. Bakan Albayrak, doğalgaz ve elektrik zammına ilişkin “Dünyada çok sıra dışı bir durum olmazsa, elektrik ve doğalgaza yılsonuna kadar zam yapmayacağız” dedi. Bakan Albayrak, 1 Ağustos ve sonrası alınan kredilerin faiz oranlarına yüzde 10 indirim yapılacağını açıkladı.

Bu açıklama esnasında ve sonrasında Türkiye’nin değişik marketlerinde ve pazarlarında bugüne kadar görmeye alışık olmadığımız tablolar yaşandı.

Yanına havuz medyasından birkaç kamera alarak Pazar basan yerel yöneticiler esnafa ayar vererek fiyatları indirmemeleri durumunda satış yapamayacaklarını açıkladılar.

Havuzun “Kahraman başkan hain pazarcıya karşı” konseptiyle sunduğu haberlerde yer alan yerel yetkililerin makam odalarını daha önce bu köşede sizlerle paylaşmıştık.

Belediye reisleri bununla da yetinmediler.

Ellerindeki tüm belediye zabıtalarını bakkal ve marketlere yollayarak etiketleri kontrol ettiler. Yurdun dört bir yanında ellerinde hesap makinası raflardaki ürünleri, geliş fiyatı/gidiş fiyatı hesabı yapan zabıta memurlarını görmeye başladık.

Yabancı medya bu kahraman memurları “Türk Enflasyon polisi” olarak niteledi. (BKZ) Bu gelişmeleri gören Süleyman Soylu özellikle belediye başkan adaylarının belirlendiği bu süreçte Saray’ın gözüne girmek istediğinden olsa gerek valilikleri de bu işte istihdam etmek için emir yollamış. Artık valilikler de bakkal basacak, raf denetleyecek!

Hani George Orwel’in 1984’ünde “Düşünce polisi” vardı ya, bizde de ütopyayı aşkın bir enflasyon polisi modeli türedi.

Bu ülkede tüm ara suçlar artık kaldırıldı. Ya kahraman oluyorsunuz; Kürtaj dede gibilerin safına katıyorlar. Ya da “Hayın”…

İktidar da vatandaşı yine göreve çağırıyor, diyor ki, “Fahiş olduğunu düşündüğün fiyatı falanca numaraya bildir, anında baskın yapalım, ihanetle suçlayalım.”

Nasıl güzel mi?

Bu başarı hepimizin…

Bakan Albayrak anlattığı şeylerin gerçekliğine galiba inanarak konuşuyor. Ve galiba esas endişe edilecek olan durum da bu..

Çünkü realitenin farkında değil…

Farkında olsa, “Enflasyonla Topyekün Mücadele” diye açıkladığı önlemlerin komik ötesi bir mizah barındığını bilmesi gerekirdi.

Olay şuna benziyor:

Kocaman bir gemi var ve devasa delikler, çatlaklar, kırıklarla hasar görmüş. Kamyon büyüklüğünde gedikler gemiyi battı batacak durumuna getirmiş ama yardımcı kaptan ve avanesi ortaya çıkıp ellerindeki plastik bardaklarla gemideki suyu tahliye edeceklerine inandıklarını söylüyor, tüm mürettebatı da elde bardak ile güverteden denize su atmaya davet ediyorlar. Atılan bir bardak su, birkaç saniye içerisinde onlarca ton olarak tekrar gemiye doluyor ve batış daha da kesinleşiyor bu sürede.

Kaptanın durumu daha fecaat. O kaptan köşkünde sanki gemi batmıyormuş gibi yaşıyor. Başka şeylerle ilgileniyor. Gemi batıyor diyeni denize atmakla tehdit ediyor. Gemi batsa bile haklı çıkmanın hesaplarını yapıyor bir yandan. Kendisi dışında herkesi sorumlu tutabilecek kadar büyük bir olgunluğa da sahip!

Bakın işte batırdılar, ben demiştim, filan diyecek galiba işin sonunda!

McKinsey olayından İsmet İnönü’yü sorumlu tutanların, geminin batmasından Nuh Peygamberi sorumlu ilan etmesine şaşırmaz kimse sanırım.

Bakan Albayrak yüzde 10’luk bir indirimden bahsetmiş.

Yurtdışı gezisine çıkarken koluna 35 bin dolarlık marka çanta takan “Först Leydi”nin damadı sıradan insanlardan yüzde 10 kısıtlama ile enflasyonu düşüreceğine inanıyor.

Hatırlayacaksınız, daha önce dövizle mücadele ederken de yine fakir fukaranın yastık altına gözlerini dikmiş ve oradaki altın/dövizleri bozdurmalarını söylemişlerdi.

Man Adası belgelerine göre ise kendileri milyon dolarları, beş kuruş vergi ödemeden yurtdışında gezdiriyor duruyorlar!

Başhekimler, “ölüm” gibi bir netice olmayacaksa ameliyat yapanı hain ilan etmeye başladılar. Aciliyeti (ne demekse) ve ölüm riski olmayan ameliyata karar veren doktorların sağlık bakanlığına bildirilmesi gerektiğini içeren resmi yazı internete filan düştü.

Damat diyor ki; “en kötü günler geride kaldı…”

Oysa bu işten fındık kabuğu çapında anlayanlar bile çok iyi biliyor ki, “henüz tam olarak başlamadı bile!”

Bir korku tünelinde filan değiliz.

Çünkü daha girmedik…

Ama gireceğiz.

Yüzde 10 almayı bireysel ve hükümet prensibi haline getirmiş bir zihniyetin milletin böyle bir oranda fedakarlık yaparak bu işten sıyıracağını düşünmesi çaresizlikten başka bir şey değil.

Oysa zaten ülkeyi bu hale getiren bu lanet olası “Yüzde 10” değil miydi?

Humuslar diyorum beyler, belediyelerden, iş adamlarından, inşaat şirketlerinden, kamu ihalelerinden ve daha bin türlü şeyden “indira gandi” yaptığınız humuslardan bahsediyoruz…

Zaten o yüzde 10’a zaafınız olmasaydı bugün Türkiye’de bambaşka şeyleri konuşuyorduk belki de.

Bunlar daha iyi günlerimiz, çünkü zamlı da olsa mal bulmak mümkün hala. Yakında önce alacak para olmayacak, sonra da almak istesek bile alacak mal olmayacak raflarda.

Buna rağmen makam aracı saltanatından, 500 milyon dolarlık uçan saray alımlarına kadar hiçbir alanda en ufak bir tasarrufa gidilmemesi esas felaketin daha yaşanmadığının da kanıtı.

Bunu biz değil bu işin uzmanları söylüyor.

Pek çok uluslararası uzman damadın şaka yaptığını zannediyor. Tipik bir “Ağam bizimle eğlenir” güldürüsü.

Henüz durumun vahametinin farkında değiliz. Çünkü toplu işten çıkarmalar, iflaslar ve bankaların büyük gürültüyle çökmesi yaşanmadı, iktidar elindeki medya ile durumu olabildiğince sessizleştirmeye ya da ertelemeye çabalıyor. Bir yere kadar yapabilecek elbette bunu. Sonra seyreyleyin gümbürtüyü.

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standard & Poor’s, ise damat bakanın aksine filmin daha yeni başladığına inanıyor. Diyor ki, 2019 felaket geçecek… Bir sürü ekonomik tabiri de var bu ekonomik felaketin ama kısaca şunu demek istiyorlar, “ayvayı yemiş durumdasınız ama bunun farkında değilsiniz daha!”

Erdoğan “Kalan sağlar benimdir” mantığıyla felaket sonrasına hazırlanıyor ama geriye ülkeden bir şey kalırsa tabii.

e-max.it: your social media marketing partner

Please publish modules in offcanvas position.