Vitrindeki ayakkabı!

Vitrindeki ayakkabı!

Savaşın tüm acımasızlığına rağmen ticari bir hayat akıyordu Suriye çarşılarında. Halep’te ayakkabıcı dükkanı sahibi olan Samir, o gün yeni gelen malları diziyordu vitrine.

Halkın alım gücü pek yerinde olmasa da, vitrinlerdeki rengarenklilik iyi geliyordu çarşıda dolaşarak vakit geçiren, alım gücü olmayan Suriyeliler için.

Durup dakikalarca, hatta saatlerce vitrin bakabiliyorlardı.

Samir, son ayakkabıyı koyarken, vitrinin dışından kendisini dikkatle izleyen bir çocuğu fark etti.

Göz göze gelmişlerdi ve 9-10 yaşlarındaki çocuk sanki suçüstü yakalanmış gibi utanmış, başını çevirmişti.

Samir görmezden gelir gibi davranıp, biten işini bilinçli olarak uzatıyordu.

Çocuk büyülenmiş gibi bakıyordu yeni model spor ayakkabılara.

Samir, dükkanını gizlice seyreden bu genç meraklı çocuğu incelemeye başladı.

Kılık kıyafetinin pejmürdeliğinden bu tür dükkanlardan alış veriş yapabilecek aileye mensup olmadığını anlamak kolaydı.

Çocuk koltuk değneklerine dayanmış bakıyordu vitrine.

Pantolonunun sol bacağı dizine kadar kıvrılmış ve bir çengelli iğne ile tutturulmuştu.

Kenan, dükkan sahibinin kendisini fark etmesinden ürkmüştü ama adam önemsememişti galiba!

O yüzden incelemeye devam etti spor ayakkabıları.

Top oynamayı çok severdi küçük çocuk.

Savaşın başladığı güne kadar Halid Bin Velid Camii’nin arkasındaki sokakta top oynarlardı arkadaşlarıyla.

Hem de hemen her gün.

Şimdi ne camii vardı doğru düzgün ne sokak.

800 yıllık ibadethane delik deşik olmuştu.

Sokakta ise açılan kocaman bomba çukurları çamurlu sularla doluydu.

O bombalardan biri de Kenan’ın yaşadığı eve isabet etmiş. Babası ölmüş, kendisinin ise sol bacağı kesilmek zorunda kalmıştı.

Halep’teki hastaneye birkaç ayda bir geliyor ve kontrolden geçiyordu Kenan ve dayısı.

Dayısı bozdurmak için getirdiği son bilezikleri kuyumculara satmak için dolaşırken yeğeni yorulmasın diye beklemesini söylemişti.

En fazla 1-1,5 saat sürer, demişti ona.

Ve Kenan bu ayakkabıcı vitrinine dalarak neredeyse yarım saati geçirmişti bile.

Top oynadığı günleri hatırladı. İki bacağı da sağlamdı ve ayağında da şu an vitrinde gördüğü en fiyakalı ayakkabı duruyordu.

Küçük Messi diyorlardı ona.

İyi top oynuyordu ama maalesef o bomba, sadece bacağını değil, hayatını da paramparça etmişti..

“tık tık tık…”

Sesin geldiği yere baktı. Dükkan sahibi vurmuştu cama ve onu içeri davet ediyordu.

Tedirgin oldu, arkasına filan baktı ama çağrılanın kendi olduğunu anladı.

Kenan dükkanın kapısını iterek içeri girdi.

Samir, “Ayakkabı almayı düşünür müsün delikanlı, yeni sezon ayakkabıları bunlar, hepsi yeni model!” dedi.

“Çok güzeller ama..” diyerek bacağına baktı Kenan.

Samir gülümsemeye devam ediyordu.

“Bence hiç önemli değil!. Bu dünyada her şeyiyle tam insan mı var Allah aşkına?”

Kenan şaşkın şekilde bakarken Samir devam etti:

“Kiminin eli noksan, kiminin ayağı yok… Hadi bunlar neyse de pek çoğunun ahlakı, aklı ya da vicdanı bile yok!”

Meseleyi nereye getirecekti acaba?

“Keşke, diyorum insanların vicdanı, merhameti eksik olacağına birer uzvu, mesela bacakları eksik olsaydı. Daha iyi olurdu hem daha kolay tanırdık!”

Kafası karışmıştı Küçük Arap çocuğun.

“Anlamadım, niye ki?” diye sorabildi ancak.

“Sebebi çok basit!” dedi Samir, “Eğer ahlak, vicdan, merhamet yoksa cennete giremeyiz. Ama ayaklar yoksa problem değil. Zaten orda tüm eksikler tamamlanacak. Hatta sakat insanlar, sağlamlara oranla, daha fazla mükafat verilecek…”

Belki teselli için söylüyordu ama hoşuna gitmişti Kenan’ın bu cümleler.

Samir eliyle vitrini işaret ederek:

-Şu bir süredir baktığın ayakkabı var ya! Bence en şahanesi ve sana acayip yakışır! Hadi bir dene bakalım.”

Kenan ayakkabının etiketine odaklanıp başını olumsuz salladı. “Benim satın alabilmem mümkün değil!” dedi.

Adam tebessüm ediyordu.

“Bak indirim sezonu birkaç ay sonra ama sana özel biraz öne çekebilirim. O zaman yarı fiyatına düşüyor.”

Kenan şaşkın şekilde dinliyordu.

“sana bir tanesi yeteceği için, onun da yarısını indiriyoruz!”

Kenan sakat olabilirdi ama aptal değildi.

“Öteki teki ne işe yarayacak ki?” diye sordu. Samir hazırlıklıydı.

“Onu da, diğer ayağı olan birine satarım. Savaş sebebiyle epey var böyle kişiler…”

Mantıklı geldi Kenan’a bu örnek.

Samir ciddi bir satıcı edasıyla devam ediyordu, üstelik eline bir hesap makinası almıştı. Aslında epeydir pili bitmiş olan cihaz çalışmıyordu ama Kenan’ın o açıdan bunu fark etmesi mümkün değildi.

“Görünüşe göre öğrencisin de!”

“Üçe geçtim” diye sevinçle bağırdı Kenan.

Samir başını salladı ve işaret parmağıyla sert bir vuruş yaparak,

“5’e düştü bak fiyatı…”

Neredeyse on katı düşürmüştü rakamı Samir. Kenan mutluydu ama bu mutluluğu da kısa sürdü.

“Ama bende 5 de yok ki!”

“Hele bir dur, önce ayakkabıyı deneyelim” dedi Samir.

Kalın karton kutunun içindeki hışır hışır ambalajından pırıl pırıl parlayan yesyeni spor ayakkabının tekini çıkardı ve Kenan’ın sağlam ayağına giydiği perişan olmuş ayakkabısının hemen yanına koydu.

“Şimdi önce şu eskisini çıkaralım bir…”

Çıkardı… Özenle giydirdi çocuğa ayakkabıyı…

Kenan’ın içinde bir güvercin deliler gibi kanat çırpmaya başlamıştı sanki.

Bir süreliğine bile olsa bu ayakkabıyı giymeyi hayal bile edemezdi ama giymişti işte..

“Şöyle bir yürü bakalım” dedi Samir.

Kenan birkaç mahcup adım attı ama yine üzgün şekilde geri gelerek, “altı kirlenmesin alamam ben bunu!” dedi.

“Hele bir dur bakalım” dedi Samir. Elinde Kenan’ın çıkardığı döküntü eski ayakkabısı vardı. Bir antikacı kisvesiyle incelmiyordu.

“hmmm, iyi ve nadir bir parça, artık bunlar üretilmiyor o yüzden değerli ha bu!” dedi.

Kenan, dudak büktü, “Sanmam, en küçük dayımın eskileri, önce abim giydi sonra ben.”

“bunu bana satar mısın?” dedi Samir…

Kenan şok olmuştu.

“Nasıl yani?” diyebildi.

“Açık değil mi, sat bana bunu, değerli bir parça, iyi fiyata müşteri bulurum ben buna. Bugünlerde zenginlerin neleri biriktirme hastalığına yakalandığını bilsen şaşarsın” dedi Samir.

“Şaka mı yapıyorsunuz, burnu delik, tabanı koptu kopacak bu ayakkabının” dedi.

Kenan son derece ciddi bir şekilde, “Senin antika eşyalardan, antika dünyasından haberin yok galiba delikanlı” diye üste çıktı.

“Bu var ya, en az 40-50 eder, öyle değerli bir parça bu!”

Küçük çocuk o kadar sersemlemişti ki, söylenen rakamı tam olarak algılayamamıştı.

Çok uçtuğunu fark eden Samir, fiyatı makul noktaya çekebilecek kıvraklıkta bir zekaya da sahipti.

“Ancak indirim sezonunu geriye çektiğimiz için yüzde 50 indirimle alırım…”

“?”

“Eh çift olmadığı için de yarı fiyatına iner. Benim kazancımı da eklersek 5 veririm buna.”

Yine hesap makinasını aldı, seri şekilde tuşlara basarken sesli düşünüyordu:

“Beş yeni ayakkabıdan alacağım var, 5 de eskiden dolayı verecekliyim, elde kaldı sıfır!”

Kenan hayretle bakarken hesap makinasını üstün körü ona doğru tutar gibi yaptı:

“Gördüğün gibi delikanlı alacak vereceğimiz kalmadı, tam tamına karşıladı fiyatlar birbirini. Hadi güle güle kullan.”

Kenan dükkandan çıkarken sevinçten ağlıyordu ama esas Samir’in mutluluğu inanılmazdı. Kendi kendine, “Oğlum Samir, bu dükkandaki tüm malları satmış olsan bu kadar ferahlayamazdın” dedi.

 

e-max.it: your social media marketing partner

Please publish modules in offcanvas position.