AKP, nasıl anılacak?

AKP, nasıl anılacak?

Adnan Menderes’in Demokrat Partisi, Turgut Özal’ın Anavatan’ı, Süleyman Demirel’in DYP’si, Necmettin Erbakan’ın Refah Partisi, Bülent Ecevit’in DSP’si, Erdal İnönü’nün SHP’si…

Hepsi doğdu, büyüdü, iktidar oldu ve sonra tarih sayfalarındaki yerini aldı. Bütün siyasi partilerin yaşadığı bu süreci 2002’de ‘daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük, daha fazla insan hakları ve bağımsız yargı’ vaadiyle iktidara gelen AKP de yaşayacak.

Erdoğan’ın lideri olduğu AKP de tıpkı diğerleri gibi günü geldiğinde siyasi partiler mezarlığındaki yerini alacak. Peki nelerle hatırlanacak AKP?

ÖNCE SAVCISI, SONRA AVUKATI

Ergenekon soruşturmasının savcısı olduğunu söylemişti Erdoğan bir konuşmasında. 17 Aralık yolsuzluk soruşturmasından sonra birdenbire söz konusu örgütün ‘avukatı’ oluverdi. Sanki yer altından hiç bomba ve cephanelik çıkmamış, Danıştay saldırısı olmamış, AKP hakkında kapatma davası açılmamış ve AKP söz konusu davaya müdahil olmamış gibi!

GEZİ’DE 9 CAN GİTTİ

Gezi Parkı’na topçu kışlası yapılacağı, Taksim’de son kalan yeşil alanın da ranta açılacağı iddiaları milleti sokağa döktü. İktidarın tepkisi ve sert oldu. Eylemcilerin çadırları şafak baskınıyla yakıldı, 9 kişi hayatını kaybetti. Erdoğan, eylemlere katılanları ‘çapulcu’ olarak tanımladı.

TREN FACİALARI… SOMALILARA TEKMELİ ‘TAZİYE’

Facialar dönemi… Soma’da 13 Mayıs 2014’de yaşanan faciada 301 madenci hayatını kaybetti. Facia, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en çok can kaybı ile sonuçlanan iş ve madencilik kazası olarak kayıtlara geçti. Dönemin Başbakanlık Müşaviri Yusuf Yerkel, Somalılara taziyesini bir madenci yakınını yerde tekmeleyerek iletti.
Çorlu’da, Pamukova’da ve son olarak Ankara’da hızlandırılmış tren facişarında onlarca vatandaş can verdi. Ama sorumlular kulağonın üzerine yattı.

İSTİHBARAT FACİASININ ÜZERİ ÖRTÜLDÜ

Uludere’de 28 Aralık 2011’de ‘milli istihbarat’a dayanarak gerçekleştirilen operasyonda, savaş uçaklarının bombalaması sonucu aralarında çocukların da bulunduğu 35 vatandaş hayatını kaybetti. ‘Milli istihbarat’ın ne olduğu hiç açıklanmadı! Olaydan iki yıl sonra askeri savcılık, ‘kaçınılmaz hata’ olarak tanımladığı olayla ilgili takipsizlik kararı verdi. Ölenler öldüğüyle kaldı…

EVDE NE VARSA SIFIRLAYIN!

Öyle kısık sesle konuşuyordu ki telefonda, sanki miting meydanlarında höyküren o değilmiş gibi… 17 Aralık operasyonunun olduğu sabah Konya’dan aradığı oğlu Bilal Erdoğan’a, ‘evdeki paraları sıfırlaması’ talimatını veriyordu. Bilal Erdoğan meleseyi tam anlayamayınca, “Sümeyye’yi yanına gönderiyorum.” diyordu. Ve Sümeyye Erdoğan, TK2123 sefer sayılı THY uçağı ile yanındaki kadın koruma polisi ile birlikte sabah 09.00’da İstanbul’a uçmuştu.

 

KIRIN KAPIYI, ALIN İÇERİ!

17 Aralık’tan iki gün sonra, gece yarısı. Dönemin ‘cevval’ İçişleri Bakanı Efkan Ala, yine dönemin İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu’yu arıyor. Gazeteci Mehmet Baransu’nun evinin basılarak gözaltına alınmasını söylüyor. Sanki savcıymış gibi! Bununla da yetinmiyor; Mutlu’nun mahkeme kararı olmadığını hatırlatması üzerine, “Mahkeme kararına gerek yok, kapısını kırın, o adamı alın.” diyor. Kırdılar ve ‘o adamı’ aldılar. Ve o adam yıllardır cezaevinde…

SENİN ÖNÜNE YATARIM REZA!

Koskoca Türkiye Cumhuriyeti’nin İçişleri Bakanıydı Muammer Güler. 17 Aralık’ın kilit ismi Reza Zarrap, kendisini arayıp hakkında bir soruşturma olduğu iddialarını sorunca Güler, “Vallahi öyle bir şey olursa senin önüne yatarım yaa!” diyordu. Onu almalarına izin vermeyeceğini anlatıyordu 29 yaşındaki İranlı Reza’ya…

BELGELERLE SÖYLÜYORUM!

Dönemin İçişleri Bakanı Efkan Ala, yolsuzluk operasyonundan tam 12 gün sonra katıldığı bir televizyon programında, iktidarı zor durumda bırakmak için Bank Asya’nın piyasadan yüklü miktarda dolar çektiğini iddia etti. Ancak Merkez Bankası bile kendisini yalanladı. Günler sonra “Ben banka adı anmadım ki!” diyerek kendini savundu.

NE ÖZELİ, GENEL GENEL
Recep Tayyip Erdoğan, 17 Aralık’tan sonraki konuşmalarında Deniz Baykal’a yönelik kaset kumpasını Cemaat’in kurduğunu savundu. Ancak aynı Erdoğan, her seçim dönemi öncesi söz konusu kaseti hem de miting meydanlarında gündeme getirerek adeta üzerinde tepindi! “Ne özeli, genel bu genel.” diyerek Baykal’ı yuhalattı.

KABATAŞ’TA KİM LİNÇ EDİLDİ?

AKP iktidarının en büyük yalanlarından biri de ‘Kabataş’ta başörtülü bacımıza’ yönelik çirkin saldırıydı. İddiayı ilk Erdoğan 11 Haziran 2013’teki partisinin grup toplantısında dile getirdi. “Elimizde görüntüler var, cuma günü açıklayacağız” dedi. Aradan 5 yıl geçti. Açıklanmadı. Aksine, ortaya çıkan görüntüler ‘başörtülü bacımıza’ hiç kimsenin saldırmadığını ortaya koyuyordu.

GÖKHAN ÖĞRETMEN İŞKENCEYLE ÖLDÜRÜLDÜ

Öğretmen Gökhan Açıkkollu… 15 Temmuz sonrasında 13 gün gözaltında kaldı. Şeker hastasıydı. İlaçları verilmedi. Gözaltında işkenceyle öldürüldü. İstanbul’da defnedilmesine izin verilmedi. Hainler mezarlığı adres gösterildi. Eşinin memleketi Konya’da toprağa verildi. İmam cenaze namazını kıldırmadı. Ölümünden 1,5 yıl sonra suçsuz bularak görevine iade kararı aldı.

MADEN AİLESİ MERİÇ’TE CAN VERDİ

Bir başka öğretmen Hüseyin Maden… Eşi de kendisi de 15 Temmuz’un ardından mesleklerinden ihraç edildi. Zulümden kaçmak isterken eşi ve üç çocuğuyla birlikte Meriç’in soğuk sularında can verdiler. Üçü çocuk 5 kişinin cansız bedenleri Midilli Adası’nda kıyıya vurdu.

743 BEBEK CEZAEVİNDE

AKP dönemi zulmünün en büyük göstergelerinden biri de anneleriyle birlikte cezaevine atılan bebekler oldu. 743 bebek, anneleriyle birlikte tutuklandı. Yeni doğum yapmış 50’den fazla lohusa kadın, doğumhanelerin kapılarından alındı, cezaevlerine konuldu. 207 bin kapasiteli cezaevlerinin nüfusu 260 bini geçti. 7 kişilik koğuşlara 35 kişi dolduruldu.

 

Please publish modules in offcanvas position.