Kriz yok, öyle mi?

Kriz yok, öyle mi?

Türkiye’nin hakikatle bağı öyle bir koptu ki en ağır kriz şartlarında bile insanlar, “Hani kriz vardı!” diyebiliyor. Bir partinin yahut takımın fanatiği olmuşsanız inanmak istediklerinizi duyar, ötesini inkâr edersiniz.

Esasında tek başına Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarının algı oyunları ile izah edilemeyecek kadar sari bir hastalıkla karşı karşıyayız. Üstelik hastalığın kökü çok derinlerde. Ekseriyetle psikiyatrların ihtisas sahasına giren bir mahiyet arzediyor.

KRİZ YOK, ÖYLE Mİ?

Enflasyon son 15 senenin zirvesine çıkmış,

Pazarda 5 TL’nin altında patates-soğan bulmak Türkiye’de petrol bulmak kadar zor hale gelmiş,

Elektrik-doğalgaz bir senede yüzde 40 zamlanmış,

Hazine geçen seneye nazaran yüzde 120 daha fazla faiz ödeyerek ancak borç bulabiliyormuş,

Bütçede faize giden para tutarı 40 milyar TL’den 80 milyar TL’ye fırlamış,

2019 bütçesinde faiz ödemeleri 117 milyar TL’ye çıkmış,

Merkez Bankası’nın elinde 1,5 aylık ithalata kâfi gelecek kadar döviz-altın kalmış,

Dış borç milli gelirin yüzde 53’üne ulaşmış,

Şirketlerin sadece bu sene 80 milyar dolar borç ödemesi gerekiyormuş,

Bankalar ya sermaye artıracak ya da kepenk indirecek noktaya gelmiş,

Kredi faizleri yüzde 15’lerden yüzde 35’lere tırmanmış,

Kayıtlı işsiz sayısı 4 milyona, gerçek işsiz sayısı 7 milyon sınırına dayanmış,

Kamudan ihale alan müteahhitlere 6 aydır tek kuruş ödeme yapılmıyormuş,

Hastanelerde acil ameliyatlar haricinde ameliyatlar tehir ediliyormuş,

Adliyede kararı yazılı talep eden avukatlara, mahkeme reisleri, “A4 kâğıt getirin.” diyormuş,

Hazine yurt dışından borç bulamayınca vatandaşa yüksek faizle euro-dolar tahvili satıyormuş,

Borsa yüzde 21 gerilemiş ve hisseleri işlem gören bütün şirketlerin toplam değeri 151 milyar dolar etmiyormuş,

TL, dolar ve euroya mukabil yüzde 50’ye yakın erimiş,

Holdingler 75 milyar TL borcu ödeyemediği için bankalar mecburen ötelemiş,

Yörsan gibi 40-50 senelik binlerce sanayi devi konkordato ilan etmiş,

Vatandaşın bankalar borcu 542 milyar TL’ye yükselmiş,

Asgari ücretli açlık sınırında “açlık oyunları” filminden beter bir ölüm-kalım mücadelesi veriyormuş,

Emekli de asgari ücretli gibi bir bir başka arenada bitap düşmüş,

Memlekette çivi çakılmaz, yabancı sermaye gelmez olmuş, yerli yatırımcı da gider olmuş…

Daha neler neler olmuş…

İKTADARIN TEK DERDİ 31 MART

Ekonominin ahvali bu kadar perişan iken birilerinin kriz yok demesi hakikati değiştirir mi?

Red yahut inkâr siyasetinin krizin bünyede yayılmasını sağlamaktan başka işe yaramadığını görmek istemeyen iktidar, “31 Mart 2019 Mahallî İdareler Seçimi’ni atlatayım, ötesi teferruat” şeklinde hülâsa edilebilecek bir aymazlıkla mevzuya yaklaşıyor.

Teşhis konulmadığı için tedavi safhasına geçilemiyor. Bünyenin direnci düşerken virüs giderek yayılıyor.

IMF’NİN EKİM RAPORU “KRİZ SÜRECEK” DİYOR

Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) ekim ayında hazırladığı rapor Türkiye’nin hem 2018’de hem de 2019’da küçüleceğine işaret ediyor.

IMF, dünyanın en büyük 20 ekonomisinin yer aldığı G-20 kulübünde gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH/GDP) ve fert başına gelir rakamlarını açıkladı.

Türkiye’de dolar nevinden GSYH 2018’de 713,5 milyar dolara gerileyecek. 2017 rakamı 851 milyar dolar seviyesinde idi. Daha vahimi küçülme 2019 senesinde devam edecek.

MİLLİ GELİR YÜZDE 11 AZALACAK

IMF’ye göre GSYH 631,2 milyar dolara inecek. Rakamlar 2018’e kıyasla yüzde 11 daralma manasına geliyor.

Kur artışı ile durgunluğun bir araya geldiği tabloda böyle bir çöküş hiç sürpriz değil. Fert başına gelir de 2018 için 8 bin 715 dolar, 2019 için 7 bin 615 dolar olacak.

IMF demek istiyor ki kriz bitmedi, devam edecek. 2018’i geride bırakırken milî gelirimiz 2008 rakamlarına gerileyecek. 2012 seviyesine çıkmamız için 2023’e kadar bekleyeceğiz.

http://www.tr724.com/wp-content/uploads/2019/01/imf-spot1-300x192.jpg 300w" sizes="(max-width: 609px) 100vw, 609px" pagespeed_url_hash="1867208789" onload="pagespeed.CriticalImages.checkImageForCriticality(this);" style="box-sizing: border-box; border: 0px; vertical-align: middle; max-width: 100%; height: auto; padding: 1px; display: block; margin: 15px 15px 15px 0px;">

Hal böyle iken hakiki bir büyümeden, refah artışından bahsedilebilebilir mi? Krizi yüzde 100 ispat etseniz de müesses nizam değişmiyor. Bir avuç azınlık, saltanat kayığına binerken vergileri ile devleti ayakta tutan halk sefalet içinde yüzüyor.

GÖRÜNMEZ ADAM DİZİSİ

Halihazırda Saray’ın resmi yayın organına dönmüş ATV’de yayınlanan “Görünmez Adam” dizisi vardı, hayli eskilerde kaldı.

Tam hesabı ödeyeceği sırada lokantadan kaybolurdu dizinin kahramanı. AKP iktidarı da çare bulamadığı her mevzuyu algı hokkabazlıkları ile görünmez hale getirdiğini zannediyor.

O diziden mülhem Türkiye’nin maruz kaldığı siyasî ve iktisadî krize “görünmez kriz” denilebilir… Bu tarif iktidarın da hoşuna gider herhâlde.

Haddi zatında medyayı, mahkemeleri, sivil toplum kuruluşlarını, hasılı hukuk devletini ayakta tutan bütün unsurları Saray’a bağlayınca krize kriz demek bile cesaret icap ettiriyor.

KUZEY KORE, VENEZUELA VE TÜRKİYE

Hem demokrasi ile otoriter rejimler arasındaki en bariz fark siyaha siyah, beyaza beyaz diyebilmek değil mi? Gördüğünüzü, bildiğinizi, inandığınızı dilediğiniz şekilde ifade edebiliyorsanız ve başınıza bir iş gelmiyorsa demokrasi sahilindesiniz demektir.

Diktatörlüklerde milyonlarca kişi fakr u zaruret içinde iken bile kimsenin gıkı çıkmıyor. Daha doğrusu kimse otoriter rejimlerde kafasını kaldıramıyor, iki çift söz sarf edemiyor.

Bakınız Kuzey Kore, Venezuela ve aile şirketi gibi idare olunan Türkiye…

Please publish modules in offcanvas position.