Bir fotoğraf…

Bir fotoğraf…

Kamera akar, geçip gider. Fotoğraf akmaz. Alır bir şeye odaklar sonra da mıh gibi saplanır yüreğine.

Öylece kalırsınız, hiçbir şey yapmadan, yapamadan, diyemeden, gidemeden öylece kalakalırsınız. Gelir üzerinize çöker fotoğraf, uykuda yakalayan karabasan gibi. Kımıldamak istersiniz kımıldatmaz. İçine alır çıkarmaz, hareket ettirmez. Akmaz!

Fotoğraf sizi odaklar, tevekkülün ne olduğuna odaklar, inanmışlığı gözünüze sokar, onurun nasıl bir şey olduğunu gösterir. Celladına bile şefkat göstermek ne demekmiş anlatır. Siz utanırsınız, aynada kendi yüzünüze bakamazsınız, o inanç, o vakar, o duruş karşısında mini minnacık olursunuz. Utanırsınız yolda gezdiğiniz için, utanırsınız mavi gökyüzüne bakabildiğiniz için, dalgalarla selamlaşabildiğiniz için. Lokmalar boğazınızda dizilir de orada öylece kalır. Ezilir gidersiniz de içinizdeki vesveselerin utancı kalır sizinle.

Bir 28 Şubat günü Bursa cezaevinden kamuoyuna yansıyan, kadınların cezaevi fotoğrafından söz ediyorum. Tek bir söz söylemeden ne kadar da çok şey anlatıyor.

Anneler, kız kardeşler, kız çocukları… Anneler, kız kardeşler, kız çocukları… Anneler kız kardeşler, kız çocukları…

Öyle mütevekkil, öylesine müstağni, öylesine müşfik! Mini minnacık bebeğiyle hapis yatarken, hâlâ ‘hani benim kariyerim, geleceğim nerede’ şarkıları söylememize bile hiç laf etmezler. Celladına acıyıp şefkat gösterdiği gibi size de şefkat gösterirler, bu çiğliğimizi yüzümüze vurmaz, umursamazlar.  Kariyer ve gelecek planlarımıza, ‘hizmet’ sosu eklememizle de ilgilenmezler. Hatta ‘özgürlüğünüzü yaşarken bari mızmızlanmayın’ bile demiyorlar. Öyle mütevekkil duruşuyla görenleri ezim ezim ezdiklerini bilseler onu da göstermeyecek, fotoğrafa bakan gözleri utandırdıklarını fark etseler onu da perdeleyecekler.

Ben fotoğrafa bakarken kendimden çok utandım. Ezildim. Zayıflığımdan, korkularımdan, çelişkilerimden, itimatsızlığımdan… Bir davayı şöylesine onurla taşıyamadığımdan, şöylesine dik ve pervasız olamadığımdan. Böylesine inanamadığımdan.

Peki; siz utandınız mı? Size de taşınmaz bir yük daha yükledi mi bu fotoğraf?

Ya siz utandınız mı 28 Şubat tüccarları, başörtüsü mücahitleri… siz de bu fotoğraftan utandınız mı? Bir zamanlar ‘başörtülü bacımıza deri ceketliler’ fısıltısıyla ayağa kalkanlar, 30 yıldır baş örtüsünden iktidar devşirenler, ya siz din bezirganları? Utandınız mı?

Görmezden mi geldiniz yoksa? Her türlü ahlaksızlığı ‘zaruret halinde’ kılıfına sokan firavun sihirbazı, saray fetvacısı, bizden olmayan herkes her şeye müstehaktır gibi bir fetva mı yetiştirdi size? ‘Zaruret halinde insanlığınızla birlikte utanma duygusunu aldırabilirsiniz’ falan mı dedi?  Kendinizden olmayan herkese onların yaptığının 100 katını yapıp hala 28 Şubat mağduriyet destanı yazdığınıza göre evet böyle bir ameliyattan geçmiş olmalısınız. Üstelik bir zaruret de olmadan.

Ama bu fotoğraf sizin olsaydı ne destanlar yazar, ne menkıbelere konu ederdiniz. Ne ağıtlar yakar, ne isyanlar çıkartırdınız. Bilmem kaç yazar, aynı gün, aynı başlıkla benim başörtülü bacılarım diye yazılar yazardınız. Bin yıllık destandı sizin için. Bu fotoğraf maskenizi iyice düşürdü.

Please publish modules in offcanvas position.