‘Baskıyla’ buraya kadar!

‘Baskıyla’ buraya kadar!

Evet kıymetli ZAMAN dostları. Maruz kaldığımız hayasızca ‘baskı’lardan dolayı, ‘baskı’ işine son vermek zorunda kalıyoruz. Dünyanın gittiği yönün baskı gazeteciliğinden dijital gazeteciliğe doğru olduğu noktasında, herkes hemfikir. Fakat kader, aziz Türkiye’nin şimdilik kaderine musallat olmuş bir yapının tazyikiyle basılı yayıncılığa son vermemizi murad buyurdu.

ZAMAN Makedonya, bağımsız Makedonya’nın kesintisiz olarak en uzun süreli basılan Türkçe gazetesiydi. Dahası gelecekte de bu ünvana rakip çıkacak, Türkçe olarak yayın yapmakta olan, uzun soluklu ciddi bir medya kurumu görünmüyor ortalıkta.

Anadolu’nun şimdilerde yaşadığı cinnet haline aldırmıyoruz. O mübarek toprakların anlık fotoğraflarının arkasına gizlenmiş esas silüete odaklanıyoruz. Anadolu’nun bağrında saklı eskimez, solmaz değerler vardır. Bu değerlerin en parıltılı olanlarından biri de ‘vefa’ dır. İşte bağımsızlığın hemen ardından ZAMAN’ı Makedonya yollarına düşüren saik, Anadolu’nun Rumeli’ye olan vefa duygusudur. Nitekim Makedonya insanı, ZAMAN’ın sergilediği ‘vefa’ ya ‘vefa’ ile karşılık vermiş, 25 yıl boyunca gazetesine sahip çıkmıştır. Gelip geçici rüzgarlara hiçbir zaman prim vermeyen sadık okuyucularımız, müsterih olmalıdır. Zira ne aziz Anadolu münafık yapılanmaları uzun süre sırtında taşıyacaktır, ne de ZAMAN Makedonya’nın verdiği hizmet son bulacaktır.

Bedüzzaman, “ölümüm hayatımdan daha ziyade hizmet edecek” demişti. ZAMAN Makedonya da, basılı yayına son vermesiyle noktalanan şu son süreçte, 25 yılın toplamına denk bir hizmet ortaya koymuştur. ZAMAN’ın maruz kaldığı hayasızca linç girişimleri, nice hakikatin apaçık ispatı olmuştur. 15 Temmuz kanlı tiyatrosunun, memleketin bütün kaynaklarına ebediyyen hesap vermeyecek şekilde konmayı planlayan din tüccarı bir azgın yapının tezgahı olduğu, son yaşadıklarımızla birlikte daha da görünür hale gelmiştir. Zira sırf diktatörya muhalifi olduğu için soykırıma maruz bırakılan yüzbinlerin yanısıra, ta Makedonya’lardaki bir mütevazi gazetenin boğulmaya çalışılması, artık paçavraya dönmüş resmi 15 Temmuz tezlerini hepten çürütmüştür.

Bir gazetenin, medya kurumunun eğer bir misyonu olacaksa, mazlumların ve ezilenlerin sesine ses olmak kadar değerli bir vazife olamaz. İşte ZAMAN Makedonya son yaşananlarla birlikte, Türkiye’de soykırıma tabi tutulan masum yüzbinlerce insanın dramının, Makedonya gündeminin ilk sıralarına taşınmasına vesile olmuştur. ZAMAN’ın maruz kaldığı ahlaksızca saldırılar vesilesiyle, hemen hemen bütün medya kurumlarında, siyaset buluşmalarında, ülkenin nabzının attığı mahfillerde, devlet terörünün paletleri altında ezilen masumların dramı konuşulmuştur. Kontrolsüz gücün sarhoşluğuyla kendinden geçmiş siyasal islamcı güruh, yaşananların nerelerde ne yansımalara dönüştüğünün farkında değil gibi şimdilik. Ancak bu ifritten günler son bulduğunda yapılacak serinkanlı çalışmalar, ZAMAN Makedonya’nın basılı yayın dünyasına veda ederken ifa ettiği büyük misyonu tespit edecek ve tarihe not düşeceklerdir.

ZAMAN Makedonya’nın basılı yayınlarına son vermesinin ardından Üsküp’teki Büyükelçiliğin ortaya koyduğu tavır da her açıdan ibretliktir. Dünya üzerinde aşikar şekilde diktatorya ile yönetilen ülkeler bile, yeri geldiğinde açıkça yalan söyleyerek medyaya hürriyet tanıdıklarını iddia ederler. Demokrasiden uzak ülkeler bile, gazetecileri hapsettiklerini kabul etmez, ilgili kişilerin gazeteci olmadıklarını iddia ederler. Sanki Türkiye Devleti’nin temsilcisi değil de, AKP’nin Üsküp il Başkanıymış gibi hareket eden hanımefendi ve etrafındakiler ise, bir gazeteyi linç etmenin mahcubiyetini yaşamak bir tarafa, adeta zil takıp oynamaktadırlar.

Din tüccarı siyasilerin, iktidara gelmelerinin hemen ardından ekonomide, eğitimde, dış politikada, tarımda, hayvancılıkta, toplumsal barışı sağlamada vs hiçbir projelerinin olmadığı; sadece hangi kupon araziden ne kadar rant devşirecekleri konusunda hazırlıklı oldukları ortaya çıkmış durumda. Dolayısıyla AKP’nin, daha geniş anlamıyla siyasal islamcı din tüccarlarının, nitelikli insan yetiştirdikleri vaki değildir. Malum yapı insan yetiştirmek bir yana, yetişmiş vatan evlatlarını da geri plana çekerek, kifayetsiz parti kadrolarını vitrine serpiştirmiştir. Nitekim Türkiye’nin diplomatları vardı bir zamanlar. Adeta bir ihtiyaç halinde her biri bir devleti yönetecek liyakat ve ehliyette, kadim Türk devlet geleneklerine vakıf, vakur, iyi eğitimli kişilerdi eskiden diplomatlarımız.

Şimdilerde ise devletin her alanında olduğu gibi, köklü Türk hariciyesinde de, parti teşkilatlarından toplanmış kişiler boy gösteriyor sadece. Bu yeni nesil sözde diplomatlar, devirdikleri çamlara, Türk devletinin uzun yıllardır biriktirdiği itibarı bozuk para gibi harcıyor olmaya, hiç aldırış etmiyorlar. Reis’lerinin gözüne girmekten başka hiçbir şeyi gözü görmeyen bu ‘partili’ diplomatların yol açtığı büyük tahribat da, fırtınalar dindikten sonra yapılacak serinkanlı çalışmalarla tespit edilecek. Fakat diplomasi adına bu kadar faciaya imza atılırken, ‘Hanımefendi’nin yanında hiç mi meslekten diplomat, gerektiğinde dengeleyecek aklı başında kimse yoktu ?’ sorusu da hep sorulmaya devam edecek.

Din tüccarı oligarşik yapı, Türkiye’nin bugününü kararttığı gibi, gelecek nesillerin omuzlarına da büyük bir ekonomik ve sosyal iflasın yükünü bırakmaya hazırlanıyor. Ama ağır tahribat, sadece bugünle ve gelecekle sınırlı değil. Geçmişin mirası da hoyratça tüketiliyor. Türkler yaklaşık 550 yılın ardından bu topraklardan çekildiler ve elde sadece, “asırlarca adaletli bir yönetim sergilendiği” iddiası kaldı. Bu iddiaya katılan oldu, katılmayan oldu. Ama şimdilerde bir Makedonya’lı kalkıp da “Bu mu sizin adaletiniz? Ülkenizde yaşanan şaibeli bir darbe girişiminden hareketle dünyanın dört bir yanında ve dahi Makedonya’da insanları linç etmeye çalışıyorsunuz. Artık Türkiye ile bağı kalmamış, on yıllardır başka ülkelerde çalışan eğitimcilere, gazetecilere, sanatçılara cadı avı yapmaya kalkışıyorsunuz. Marka olmuş okulları, gazeteleri, şirketleri kapattırmaya çalışıyorsunuz. Palas pandıras adam kaçırıyorsunuz. Önceki asırlarda da bu muydu o meşhur adaletiniz ? ” derse, acaba ne cevap verecek ‘yerli ve milli’ bürokratlar?

Evet, vefalı ve sadık okuyucularımız, kıymetli dostlarımız. Görüldüğü gibi değerlerin alt üst olduğu, ezberlerin bozulduğu, hainlerin kahraman, kahramanların hain sanıldığı, oldukça kaygan bir zaman dilimine denk geldik. İşte biz ZAMAN Makedonya olarak böylesi bir savrulma zemininde, rüşdümüzü ispat etmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Çeyrek yüzyıllık basılı yayıncılığımız esnasında mahcup olacağımız hiç bir habere, yoruma, değerlendirmeye yer vermedik. Hiç bir mali denetime, ithama muhatap olmadık. Hiç bir tekzip yayınlamak durumunda kalmadık. Hiç bir şaibeye adımız karışmadı. Mahkeme kapılarında hesap verme durumlarına düşmedik. Siyasal din tüccarları haricinde yerli yabancı bütün kesimlerin açık takdirine mazhar olduk. Son süreçte de ZAMAN’a yakışan bir final yaptık.

Bu başıyla sonuyla güzel hikaye, ilk günden bu güne kadar kadrolarımızda yer alan biribirinden kıymetli arkadaşlarımıza ve sadık okuyucularımıza aittir. Söyleyeceğimiz daha çok sözümüz var. Dijital dünyanın sınırsız mecralarında görüşmek üzere, Allah’a (cc) emanet olunuz efendim.


Genel Yayın Yönetmeni: Memet Emin Çoban

Please publish modules in offcanvas position.