Erdoğan’ın son şansı

Erdoğan’ın son şansı

Önce ‘kritik bir kulis’ bilgisi ile başlayalım; son dönemde Erdoğan’ın ‘yakın çevresi’nden, ‘çok güvendiği isimler’den ABD’ye gelenler muhataplarına ‘enteresan Türkiye analizleri’ yapıyorlar.


Türkiye’de iken yüksek perdeden ABD’ye ayar veren bu kişiler (ve mikrofonlara konuş(a)mayanlar) okyonusu aşıp Washington’a geldiğinde farklı bir kimliğe bürünüyorlar.

Hepsi gayet mülayim, işbirliğine açık ve dahası muhataplarına ‘bağlılık bildiren’ mesajlar veriyorlar.

Buraya kadar duyduklarınız az çok tahmin edebileceğiniz şeyler olabilir. Sonuçta ‘içeride farklı, dışarıda farklı konuşmak’ AKP tarzı siyasetin belirgin özelliklerinden.

Ancak son dönem de ‘yeni bir durum’ var.

ABD’li muhataplarından sert eleştiriler geldiğinde Erdoğan’ın yakın halkasındaki isimler ‘Haklısınız ama Reis’e söz geçiremiyoruz. Bu kararları tek başına alıyor, bütün politikalar onun eseri.’ diyorlar.

Bir nevi ‘çevresi iyi Erdoğan kötü’ söylemi var. Peki ne oluyor ? Erdoğan’ın yakın halkası, sırdaş bürokratları ‘Reis’i yolda mı bırakıyor?’

Siyasette temel kurallardan birisidir; başarı birleştirir. Sebebi ne olursa olsun herkes iktidara, güç odaklarına yakın olmak ister. İktidar gidince de dün önünde el pençe divan durulan kudretli siyasilerin yüzüne bakan olmaz.

Erdoğan için ‘yaprak dökümü’ var demek için erken. Ancak Erdoğan’ın yakın halkasındaki isimlerin ‘günah keçisi’ olarak Erdoğan’ı işaret etmeleri ABD’li muhataplarının bile dikkatini çekmiş durumda. Söz konusu AKP’lilerin ‘post Erdoğan dönemi’ne hazırlık yaptıkları yorumu hayli yaygın.

Bu ‘detay’ı not edip esas yazı konuma geçeyim.

Türkiye 31 Mart seçimleri ve sonrasında gelişen gündemlerin peşine takıldığı için pek fark etmiyor ama ABD başkenti’nde ilginç gelişmeler yaşanıyor.

Bilindiği gibi Ankara ile Washington’un arası hayli gergin. Türkiye’de tutuklu bulunan ABD vatandaşlarından S-400’lere, YPG’den Halkbank yaptırımlarına kadar uzun bir liste var.

Ankara uzunca bir zamandır Türkiye’nin stratejik önemini masaya sürüp ‘Türkiye’yi kaybetmeyi göze alamazsınız’ diyordu. Hatta bu ifadeyi geçen hafta Washington’da olan Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın bir kez daha kullandı. Ancak Washington aynı frekansta değil. S-400 bahsinde kimse Türkiye’nin stratejik önemini dikkate almıyor.

Kongre ve Pentagon “Türkiye, Ruslar’dan S-400 alma projesinden tamamen vazgeçmeden hiç bir şey konuşmayız” modunda. Ayrıca Türkiye’de tutuklu bulunan ABD vatandaşları sebebiyle bir yıldır gündemde olan Küresel Magnitsky Yasası’ndan sonra ABD’nin Düşmanlarına Yaptırımlarla Karşı Koyma Yasası (CAATSA) da ısıtıldı.

Son haftalarda CAATSA kapsamında Türkiye’ye yaptırım uygulanması gerektiği yaygın olarak dile getiriliyor.

Hatta Senato Silahlı Hizmetler Komitesi Başkanı Cumhuriyetçi Oklahoma Senatörü Jim Inhofe öncülüğünde bir grup senatör Türkiye’nin S-400’den vazgeçmemesi halinde CAATSA kapsamında ambargoya muhatap olması gerektiğini ifade eden yazılar yazdılar.

Eğer CAATSA kapsamında Türkiye’ye yönelik bir ambargo uygulanırsa zaten derin bir krizde olan Türk ekonomisinin ağır bir çöküşe sürükleneceği değerlendirmesi yapılıyor.

Başkentte konuşulanlara ve kulislere yansıyanlara göre hem Magnitsky hem de CAATSA kapsamında yaptırımlar listesi hazır. Demokratların çoğunlukta olduğu Temsilciler Meclisi bu konuda kararlı. Bazı Cumhuriyetçi senatörlerinde Erdoğan rejimine kızgınlıkları artık sır değil.

Bu arada zaten medyaya yansıdı ama belki gözünüzden kaçmıştır diye aktarmış olayım; Berat Albayrak ‘para bulmak’ için geldiği Washington’da pek itibar görmedi. ABD medyasına yansıyanlara göre, Albayrak’ın sunumu yatırımcıların ‘bugüne kadar gördükleri en zayıf sunum’ olmuş.

Fakat Berat Albayrak’ın asıl başarısı, zaten az sayıda olan Türkiye dostu siyasileri küstürmek oldu. Şöyle ki; Albayrak ikili görüşmeler için Kongre’de ‘bulabildiği’ iki senatörden randevu alıyor. Bunlar Jim Risch ve Trump’ın yakın dostu olmasıyla bilinen Lindsey Graham.

Ancak Albayrak, Senato binasına girişte üst arama cihazından geçmeyeceğini söyleyip randevulara gitmiyor. ABD tarafı Senato’daki protokol kuralları gereği Albayrak’ın üst arama cihazından geçmesi gerektiğini söylese de Albayrak kararını değiştirmiyor.

Konumuza dönersek;

ABD Kongresi’nde Erdoğan rejimine yoğun bir tepki var. Magnitsky Yasası’ndan sonra CAATSA için de hazırlıklar yapılıyor. Hatta duyumlarıma göre kapsamlı bir ‘yaptırım listesi’ hazır. Zaten başta Berat Albayrak ve Mevlüt Çavuşoğlu ABD’de iddianame konusu oldu. Eğer bahsedilen yaptırımların yarısı bile uygulansa Erdoğan’ın saadet zinciri kopar.

Kaldı ki ABD’nin Pazartesi sabahı ilan ettiği yeni düzenleme ile aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 8 ülkeye tanınan İranla petrol ticareti yapma muafiyeti önümüzdeki hafta itibariyle son bulacak. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo kararı açıklarken mayıs itibariyle kimseyi istisna sağlanmayacağını belirtip “sağlanan fayda alınacak risklere değmez” diye uyarmayı da ihmal etmedi.

Böylece Türkiye ile ABD arasında var olan ‘kriz listesi’ne bir madde daha eklenmiş oldu. S-400 kadar olmasa da İranla petrol ticareti muafiyetinin iptali ciddi bir kriz demek.

Bu noktada Erdoğan rejiminin oyun planına parantez açalım.

Uzunca bir zamandır ABD başkentinde Erdoğan rejiminin dostu yok. Kongre’nin tavrı ortada. Sadece Demokratlar değil, Cumhuriyetçiler arasında da Erdoğana ‘ciddi bir ders verilmesi’gerektiğini savunanlar var.

Bu yüzden Erdoğan tüm oyun planını Trump üzerine kurmuş durumda. Hatta geçtiğimiz hafta Washington’da olan Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın bu durumu teyit eden “ Trump’tan Türkiye’nin alacağı S-400’lerden dolayı gerçekleştirilebilecek olan S-400 yaptırımlarından bizi korumasını bekliyoruz.” Ifadesini kullandı.

Kalın diplomatik dille ifade ediyor ama bu cümlenin anlamı şu; ‘Koru bizi Trump’.

Erdoğan ve AKP kurmayları, Kongre’den gelecek yaptırımlara kesin gözüyle bakıyor ve yaşanabilecek krizleri önlemek için Trump’a yanaşıyor. Erdoğan Trump ile olan ‘frekans uyumu’ ile sorunları çözmeyi umuyor.

Aslında şu ana kadar da bu taktiğin başarılı olduğunu söylemek mümkün.

Zira başta Halkbank cezası olmak üzere ‘hazır’ gündemler var. Ancak Trump düğmeye basmadı. ‘Hazır dosyaları’ sümen altı etti. Dahası damat Albayrak’ı Beyaz Saray’da ağırlayarak ‘bu ilişki modelini’ desteklediğini göstermiş oldu.

Özü itibariyle Trump iş adamı ve Erdoğan ABD başkanının zihnini nasıl çeleceğini biliyor. Trump’a cazip gelen iş teklifleri ile gidiyor. Damatlar aracılığı ile farklı bir diplomasi yürütüyor. Trump ise Erdoğan’a bir nevi kol kanat geriyor.

Kısacası Başkan Trump Erdoğan’ın ABD’deki son şansı.

Please publish modules in offcanvas position.