Savcı’dan İran’a tuhaf yazı: Ekteki isimler sizin ajanınız mı?

Muhtemelen Shahram Zargham Khoei ismi size bir şey ifade etmeyecektir.

Aslında etmemesi de normal. Çünkü kendisi ‘Türk devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal ve askeri casusluk amacıyla temin etme’ suçundan 15 yıl kesinleşmiş hapis cezası olan bir İran vatandaşı.

2011 yılında Erzurum ve Iğdır bölgesindeki kamu tesisleriyle askeri birliklerin bilgilerini İran’a aktarırken yakalanmıştı. Khoei Erzurum 2.Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandı ve 15 yıl hapis cezasına  çarptırıldı.

Ancak 2015 ortasında Erzurum H Tipi Cezaevi’nden alınarak ‘bilinmeyen bir yere’ götürüldü.

Rivayetlere göre MİT yasasında yapılan bir değişiklik dayanak yapılarak ‘İran’la ajan takası’nda kullanıldı. Rivayetlere göre diyorum çünkü Khoei’nin herhangi bir takas yapılmadan doğrudan İran’a verildiğini iddia eden kaynaklar da mevcut.

Yeri gelmişken bir hatırlatma yapmakta fayda var;

Türkiye’deki İran ajanları ve İran uzantılı örgütler konusu hayli tartışmalı bir mesele. Devletin ve bürokrasinin bu olaya yaklaşımı konjonktüre göre değişiyor. Hal böyle olunca da soruşturmalar ‘yok böyle bir şey’ciler ile ‘her taşın altında İran ajanları var’cılar arasında gidip geliyor. O yüzden bu meselede ekstra ihtiyatlı olmakta fayda var.

Biz Khoei’ye geri dönelim.

Khoei’nin kayıplara karıştığı zamanın ilginç bir özelliği var. Aynı tarihler Selam Tevhid Terör Örgütü soruşturmalarını yapan güvenlik ve yargı bürokratlarına operasyon yapıldığı dönem.

Daha önce de uzun uzun davanın gelişimini anlattığım için tekrardan Selam Tevhid nedir? Kudüs Ordusu kimdir? konularına girmeyeceğim.

İşte o günlerde Khoei ile birlikte 20’den fazla -çoğuda diplomatik misyon çalışanları- İran vatandaşı apar topar Türkiye’den ayrıldı. Aralarında Naser Ghafari ve Seyed Ali Ekber Mirvakili gibi kamuoyunun -en azından ismini duyduğu- bildiği isimler vardı.

2011/762 numaralı Selam Tevhid soruşturması deşifre olunca bazı İran vatandaşlarının ülkelerine dönmeleri normal karşılanabilir. Sonuçta ortada çok ciddi iddialar vardı.

Ancak ‘Selam Tevhid Kumpası’ diye adlandırılan soruşturma dosyasına baktığımızda ilginç bir evrakla karşılaşıyorsunuz.

Başsavcı vekili İrfan Fidan imzası

Dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcı vekili İrfan Fidan, İran’ın İstanbul Başkonsolosluğu’na resmi yazı yazıp 26 İran vatandaşının diplomatik statülerini sormuş. Fidan’ın yazı ekinde 26 İran vatandaşının isimleri yer alıyor. Söz konusu isimler arasında diplomatlar yanında istihbarat görevlileri ve işadamı-öğrenci-akademisyen gibi ‘sivil’ kişiler de var.

Savcı Fidan’ın İran Başkonsolosluğu’na gönderdiği yazı bir çok yönüyle ilk sayılır. Çünkü benzeri bir uygulama daha önce yapılmış değil. Dahası İran’ın ülkenizde yaptığı faaliyetler, adının karıştığı terör olayları ortada iken ilgili ülkeye “listede yer alan isimleri Türk istihbaratı dinlemiş, teknik takip yapmış. Bu isimlerin statüleri nedir?’ diye sorulmasının akla yatkın hiçbir gerekçesi yok.

Dahası savcı Fidan’ın İranlılara “sizi izleyen-dinleyen polislerden şikayetçi misiniz?’ diye sorduğu da ifade ediliyor.

İran tarafının ne cevap verdiğini bilmiyoruz; Çünkü mahkeme dosyasında bu yönde bir veri yok. Başsavcı vekili İrfan Fidan’ın yazısını alan İranlı diplomatların çok şaşırdığı muhakkak. Çünkü listede yer alan isimlerin bir çoğu zaten  İran adına istihbarat toplamakla görevliydi. Ancak Türk yargısı kendilerine ‘bizim istihbaratçılar sizin şu ajanlarınızı dinlemiş’ yazısı gönderiyordu.

7 bin kişi dinlendi yaygarası

Takip eden süreçte aralarında Yurt Atayün ve Ömer Köse gibi çok sayıda polis müdürü ve dinleme-izleme kararlarına imza atan onlarca hakim tutuklandı. Eş zamanlı olarak da Havuz medyasında yoğun bir kampanya yürütüldü. Toplamda 248 kişiyi kapsayan dinleme kararı olmasına rağmen “Paralel polisler Mossad’dan gelen istihbarat üzerine soruşturma başlatıp binlerce kişiyi dinledi” propagandası yapıldı.

Oysaki operasyonun istihbaratı Mossad’dan değil MİT’ten gelmiş.

MİT’in 27 Şubat 2012 tarihli raporu ile Türkiye’deki İsrail hedeflerine yönelik DMO-KG (Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü) tarafından saldırı yapılacağı istihbaratının alındığı belirtilerek ‘gereğinin yapılması’ talep ediliyor.

Üstelik istihbarat raporunda DMO/KG unsurlarından 4 kişinin 3 Ocak 2012’de Türkiye’ye giriş yaptığı bilgisi de mevcut. MİT,  DMO/KG’ye dair ikinci istihbaratı 4 Mart 2012’de yolladı. Raporda söz konusu terör istihbaratına dayanak olan bazı bilgilerin İsrail ve ABD istihbaratından edinildiği ifade edildi.

Ancak 17 Aralık 2013 yolsuzluk operasyonu sonrası Türk emniyetini dağıtan Erdoğan, eldeki bu istihbaratların gereğini yapan polisleri de ‘casus’ olmakla suçlayıp tutuklattı.

Bu aşamada biz Naser Ghafari’ye geri dönelim.

Başsavcı vekili İrfan Fidan’ın İran Başkonsolosluğu’na yolladığı listenin 19. sırasında yer alan Ghafari o  dönem İranın İstanbul Başkonsolosluğu’nda siyasi ateşe. Aynı zamanda İran Devrim Muhafızları Ordusu /Kudüs Gücü’nün Türkiye sorumlusu.

Kapatılan davanın sanıklarından H.Avni Yazıcıoğlu edindiği bilgileri Ghafari’ye ulaştırıyordu. Yazıcıoğlu’nun Ghafari’ye götürdüğü notlar İstanbul Emniyet’nin hazırladığı Selam Tevhid fezlekesinde mevcut. Hüseyin Avni Yazıcıoğlu’nun Ghafari’ye ulaştırdığı notlarda üst düzey AKP’lilerle yaptığı görüşmelerden anektodlar var.

Başsavcı Vekili İrfan Fidan’ın İranlılara bildirdiği listede yer alan isimlerden olan Ghafari’nin insan kaçakçılığından uyuşturucu ticaretine kadar bir çok alanda teknik takibe takıldığını hatırlatmakta fayda var.

Selam Tevhid’de karşımıza çıkan üç isim; Levent Balkan, Hakkı Selçuk Şanlı ve İranlı general Mirvekili 17 Aralık dosyasında da varlar.  Üstelik Erdoğan rejiminin polis ve savcıları tutuklayıp dosyayı kapattırdığı Selam Tevhid soruşturmasının kilit ismi İran Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü yapılanmasının generallerinde Ali Ekber Mirvekili ismine Amerika’daki dava sırasında da rastladık.

Miami’de yakalandıktan sonra savcıyla anlaşıp tanık olan Zarrab’ın anlatımlarına göre Zarrab doğalgaz paralarının aklanmasından, Mirvekili ise petrol ticaretinden elde edilen paraların aklanmasından sorumluydu. Bir başka ifadeyle Mirvekili İran’ın petrol satışı ve paralarının Türkiye üzerinden döndürülmesi ile ilgileniyordu. Bunun için en çok görüştüğü kişi ise eski Halkbank yöneticisi Levent Balkan’dı.

Özetle; İstanbul Başsavcı vekili İrfan Fidan’ın resmi yazı ile İran Başkonsolosluğu’na bildirdiği listede yer alan 26 isim yasaların suç saydığı çok sayıda başlıkta güvenlik birimlerinin ağına takılıyordu. İstihbarat dünyası yapısı gereği gri alanların çok olduğu bir iş. Casusluğun nerede başlayıp nerede bittiği her zaman tartışmalı olmuştur. Selam  Tevhid soruşturmasında da bu gri alanlar üzerine çok sey söylemek mümkün.

Süreçte polisler, hakimler tutuklandı

Ancak başsavcıvekili İrfan Fidan’ın İranlılara yolladığı yazının eşi benzeri yoktur.

Düşünsenize, devletin polisi sizin ülkenizde bulunan ve size karşı düşmanlığı bilinen bir ülkenin istihbaratçılarını izliyor, teknik takip yapıyor. Elde edilen verilerde yargının alınan giren çok sayıda delil var. Ancak iktidarın  talimatıyla bu dosyalar kapatılıyor. Dahası bu operasyonları yapan polis ve savcılar tutuklanıyor. O da yetmiyor, başsavcı vekili resmi yazıyla İran Başkonsolosluğu’na yazı yazıp 26 kişilik listeyi ekliyor. Mealen diyor ki “Bizim istihbaratçılar sizin ajanlarınızı  dinlemiş, izlemiş. Haberiniz olsun.” İranlı diplomatlar yazıyı aldıklarında muhtemelen çok şaşırmıştır.

Tahmin edebileceğiniz gibi listede yer alan isimler soluğu İran’da aldılar. MİT’in ihbarı ile başlatılan operasyona imza atan güvenlik ve yargı bürokratları ise hala Silivri’de.

Please publish modules in offcanvas position.