Çağın yitiği: insaf!

Merhamet, vicdan ve aklın bileşkesidir insaf. Eksikliği insanlığın yoksulluğudur.

Fakirdir aslında insafsız insan.

Zalimler insaflıları zayıf addederler ve hatta küçümser, aşağılarlar bu yüzden.

Oysa hakikat tam tersini söyler; ihtiyaçtır esasen. Lüzum-u hayatın, insanca duruşun en önemli çimentosu. Kainatın Efendisi (sas) güzel ahlakı tarif ederken, ‘üç sacayağından biri” olarak sayar insafı.

Su-i zannın hüküm sürdüğü devirlerde daha değerli bir cevherdir. Zannın kötüsü ile iyisi arasında durur, dengeyi hep hayırdan yana bozmak ister ama kötülük bir virüstür maalesef. Ve ne büyük bir kaybettiricidir insafsızlık, ne fena bir dönüştürücüdür! Mebdeinde güzellik olan nice değeri alır ve karanın en koyusundan çalarak süflileştirir.

İnsafın en görkemlisi şüphesiz Rabbani olanı. Muhtaç olduğumuz da zaten o. İyiliğin onla çarpılıp, kötülüğün ona bölünmesi Rabbani insafın eşsiz bir göstergesi. Sıkıntı insanda. İyiye ve güzele odaklanması gerekirken, güzelin içindeki çirkini çekip almak, abartıp tüm estetiği ziyan etmek yine insanoğluna has bir nakısa.

Cümleye olumsuzlukla başlayan insan, insafın ferahfeza tepelerinden çoktan inmiş demektir.

Munsif biri, tablo ne kadar negatif olursa olsun içindeki minnacık bir olumlu noktayı bulur ve çıkarır. Kimi zalim yürekler bunu –affedersiniz- ahlaksızlıkla eşdeğer tutsa da öyle değildir elbette. İnsaf hakkın hatırını ali tutmak, akıl ve vicdan aynasını sürekli parlatmaktadır.

İnsaf bir kez yitirilmeye görsün.

Haset, kin, demagoji, yalan ve iftira artık geçer akçaya dönüşmüştür.

İman; ‘dinin yarısıdır’ diyerek emsalsiz bir yere oturtur insafı, nisyan ile malul olan insan, insaf ile dünya hayatının geçiciliğini hatırlar ve hakiki olana yönelip kendine çeki düzen verir.
En samimi niyet, en gönülden tebessüm bile didik didik edilir, ardına, yamacına bakılır ve fenalık aranır. Aslında oyulan kendi altıdır insafsızın ama böyle de bir yönü vardır; hakikate karşı körleştirici bir yönü bulunur insafsızlığın.

Bayezid-i Bistami insanı aşağılık yapan on özelliği şöyle sıralar: 1) Öfke ve hiddet, 2) Kin ve nefret, 3) Büyüklenme, 4) Zulüm ve haksızlık, 5) İnat yollu mücadele, 6) Cimrilik, 7) Başkasına eza ve cefa etmek, 8) Mümin kardeşine saygısızlık, 9) Kötü huy ve fenâ ahlâk, 10) İnsaf ölçülerini aşmak.

Hayata insafla bakmak, dostluklara, hatta düşmanlıklara bile insaf merceğiyle nazar etmek yiğit insanların işi. Önyargılarını, öfke ve nefretlerini aşarak insaflı olabilmek her babayiğidin harcı değil şüphesiz.

İman; ‘dinin yarısıdır’ diyerek emsalsiz bir yere oturtur insafı, nisyan ile malul olan insan, insaf ile dünya hayatının geçiciliğini hatırlar ve hakiki olana yönelip kendine çeki düzen verir.

İnsafsızlık insanlığın fetret devrinin en önemli özelliğidir. Eğer merhamet bir zaaf, vicdan gereksiz bir aparat görüldüğü çağlar acınasıdır. Ne ki bundan ne haberdardır, ne de şikayet eder insafsızlar. İnsafı olmayanın utancı olmaz zira!

İnsaf ile sarmalanmamış, insaf ambalajına girmemiş hiçbir hakikatin tesiri yoktur, samimi muhatabı bulunamaz. Dolayısıyla tesirinden de bahsetmek mümkün değildir. En güçlü hakikat bile insafsızın elinde pespaye bir sahte sihirbaz tozuna dönüşür.

İnsaf en tesir ve ikna edici silaha dönüşür samimi insanın elinde. Söze bile ihtiyaç bırakmaz çoğu zaman. Sahibini ışıl ışıl parıldayan bir hakikat timsaline dönüştürür ve istemeseniz bile ikna edici olur.

Hava ne kadar kasvetli, insanlar ne kadar umutsuz, gelecek ne kadar koyu görünürse görünsün, insafın sırtladığı umut her daim bir ışıktır.

Allah hepimizi insaflı insan eyleye!

Please publish modules in offcanvas position.