Paranız pul, sıfırlayamadığınız dolarınız çöp olacak

Başlıkta ‘para’dan ‘pul’dan ve ‘dolar’dan bahsettim ama bu yazısının konusu ekonomik kriz ve piyasaların analizi değil. En azından doğrudan değil. Mesele Erdoğan’ın S-400 ısrarı nedeniyle Türkiye’nin muhatap olacağı yaptırımlar ve ekonomik çöküş.


Uzun bir yazı olacak ama ‘yakın bir zamanda başınıza gelecekleri’ merak ediyorsanız sonuna kadar okuyun derim.

Herşeyden önce Erdoğan’ın S-400 macerası ve ABD ile olan ilişkileri Gabrial Garcia Marquez’in ‘Kırmızı Pazartesi’ romanı gibi. Marquez bu kitabında çocukluğunu geçirdiği kasabada yıllar önce işlenen bir cinayeti anlatır. Kasabadaki herkes romanın kahramanı Santiago Nasar’ın nerede, nasıl öldürüleceğini bilir ama engellemek için hiçbir şey yapmaz.

Türkiye’nin S-400 macerası da biraz Marquez romanı gibi. Herkes ‘başımıza gelecekleri’ biliyor ama Erdoğan’a etki edebilecek konumdaki kimse ‘durun bu yol çıkmaz sokak, sonumuz felaket olacak’ demiyor.

Daha önce Washington’un nabzı, Türkiye’nin karşılaşacağı muhtemel durumlara dair çok yazı yazdım. Mesela ‘Trump düğmeye basarsa..’ yazısında ‘hazır yaptırım listelerinden’ bahsetmiştim. Ancak konunun önemine binaen bazı şeyleri tekrar etmekte fayda var.

KİME KARŞI OLDUĞU BİLİNMEYEN HAVA SAVUNMA SİSTEMİ

Türk Amerikan ilişkilerinde ‘mayınlı alan’ çok fazla.

Reza Zarrab’dan (Bu arada Zarrab’ın savcılarla mesaisi devam ediyor. Geçtiğimiz hafta içerisinde Zarrab’ın dosyasına gizli bir belge daha eklendi.) Halkbank’a uygulanacak cezaya, Trump’ın eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Flynn’in yargılandığı ve Erdoğan kabinesinden bazı bakanlarında adının geçtiği dosyaya (bu arada Flynn’in önümüzdeki duruşmada AKP ile olan ilişkilerine dair çok önemli açıklamalar yapması bekleniyor) Erdoğan’ın yakın ekibinin ABD’de çevirdiği dolaplara, S-400’den Türkiye’de tutuklu bulunan ABD vatandaşı ya da elçilik çalışanlarına kadar bir düzine başlık var.

Kongre’nin uzunca bir zamandır Erdoğan rejiminin yaptığı insan hakları ihlallerine karşı Magnitsky Yasası’nı uygulamak istediği biliniyor. Ancak bütün bu krizler içerisinde en ciddisi Türkiye’nin Rus yapımı S-400 hava savunma sistemini alacak olması nedeniyle yaşanıyor.

Washington yönetimi uzunca bir zamandır Türkiye’nin bir NATO ülkesi olduğunu hatırlatıp S-400 hava savunma sistemlerini almasının ittifakın ruhuna -mantığına aykırı olduğunu anlatıyor. Tercih edilen dil önceleri ‘tavsiye’ şeklindeydi. Uzunca bir süre böyle devam etti. Daha sonra ‘uyarı’ aşamasına geçildi. Ancak Ankara’da karşılık bulunamadı ve dil ‘tehdit’ boyutuna evrildi. Son olarak ABD Savunma Bakanlığı vekili Patrick Shanahan mevkidaşı Hulusi Akar’a diplomaside eşi benzeri pek görülmemiş sertlikte bir mektup yolladı. Mektupta en yalın haliyle “S-400 alırsanız neler olacak” anlatıldı.

Mektup daha çok bir ‘ültimatom’ gibiydi ve mektupta da hatırlatıldığı gibi ABD yönetimi ve Kongre atılacak adımlar konusunda hemfikir.

Türkiye önce mektubu ‘yok saydı’ ancak ABD tarafı mektubu medyayla paylaşınca bu kez de ‘önemsememe’ taktiğini uyguladı. Ne Erdoğan’dan ne de AKP kurmaylarından uzun süre ses çıkmadı. Ardından da ‘aynıyla cevap verilecek’ dendi ancak benim bu satırları yazdığım saatlere kadar Türkiye’nin cevabi mektubuna dair bir ipucu yoktu.

Ankara’nın bu tip durumlarda ‘hemen tepki’ verdiğini düşünürseniz, Shanahan’ın mektubuna iki haftadan fazladır bir cevap yazılamamış olmasını not etmek gerek.

Daha önce anlatmaya çalıştım; Erdoğan’ın şu anda Washington’daki tek dostu Başkan Trump. Trump dışında -lobilere akıtılan milyonlarca dolara rağmen-oturup konuşabildikleri bir güç odağı yok. ABD Başkentine gelen AKP’liler de ‘Türkün Türke propagandası’ denebilecek programlara imza atıp dönüyorlar. Erdoğan’ın son umudu Trump ile ay sonu Japonya’da yapılacak olan G-20 zirvesi. Erdoğan bu zirvede Trump ile ‘enine boyuna konuşacağını’ söyledi. Normal şartlarda Erdoğan’ın böyle bir mektubu önümüzdeki İstanbul seçimleri için sonuna kadar istismar etmesi, ‘dış düşman’ söylemini kullanmasını beklerdik ancak ekonomideki derin kırılma Erdoğan’ın önüne gelen ‘muz ortaya’ kafa uzatmasına engel oluyor.

Bütün bu denklemde hala cevabı bulunamamış temel bir soru daha var; S-400 kime karşı alınıyor ? Nereye yerleştirilecek ?

En başta şu hatırlatmayı yapmak lazım; Türkiye bir NATO ülkesi ve tüm savunma sistemleri NATO’ya entegre. NATO olmadan gemilerin seyri, uçakların uçması imkansıza yakın. Üstelik Türk Hava Kuvvetleri’nin belkemiği F-16’lar ve S-400 alınması halinde bu uçaklara veda etmek gerekecek. F-35’ler zaten gelmiyor.

Füzelerin hangi ülkeden gelecek tehdide karşı konumlandırılacağı da belli değil. Bataryaların nereye konuşlanacağı sorusuna ise bugüne kadar verilen ‘en net cevap’ (!) Savunma Bakanı Hulusi Akar’dan geldi : “İstanbul olur, belki Ankara olur, belki bir sanayi bölgesi olabilir”. Hava savunma sistemlerinin önümüzdeki ay gelmesi bekleniyor ancak hala nereye konuşlanacağına karar verilemedi.

AKP ve Havuz kalemlerince sıklıkla dile getirilen “Bizim S-400 almamız ABD’yi neden geriyor?” söyleminin de Washington’da bir karşılığı yok.

Çünkü S-400’ün ağ tabanlı olarak kullanılmaması durumunda bile S-400 sistemi elektronik olarak ‘arka kapıları’ kullanarak NATO sistemlerinin operasyonel verilerini elde edebiliyor. Bu da başta ABD olmak üzere birçok devletin kritik verilerinin Rus istihbarıtının eline geçmesi demek. Türkiye’nin S-400 alması ABD içinde ‘güvenlik riski’ olarak kabul ediliyor. Bu yüzden ABD Kongresi ilk olarak F-35 uçaklarının Türkiye’ye teslimatını engelledi. Shanahan’ın mektubunda açıkça yazıldığı gibi, Türkiye yalnızca F-35 uçaklarını kaybetmekle kalmıyor, NATO sistemlerinden izole ediliyor. Bir başka ifadeyle ABD’den alamadığımız uçak ve bilgileri diğer ittifak ülkelerinden almamız da mümkün olmayacak.

Öte yandan Türkiye’nin maket uçakla katıldığı Fransa’daki havacılık fuarında açıklamalar yapan ABD’li siyasiler Türkiye’nin S-400’de ısrarcı olması halinde F-35’in ötesinde yaptırımlar getirebilir.

CAATSA NEDİR NELERE YOL AÇAR ?

Peki son dönemde ABD ve Avrupa medyasında sıklıkla duymaya başladığımız CAATSA nedir ve neleri kapsar ? Türkiye’nin bu yasa kapsamında ambargoya maruz kalmasının ne gibi sonuçları olur ?

Eğer Erdoğan’a gaz vermek için makuliyet sınırlarının çok ötesinde yorumlar yapan Ulusalcı çevreleri dinlerseniz CAATSA yaptırımları Türkiye’ye uygulansa bile bir şey olmaz. AKP’li kalemlerler ve AkTrollere göre ise “gerekirse aç kalarız ama ABD’ye boyun eğmeyiz”.

Maalesef realite son dönemde sıklıkla duyduğunuz bu yorumların çok ötesinde. Mevzu para-dolar olunca daha iyi anladıkları için şöyle anlatayım; Bu yasa uygulanmaya başladığında cebinizdeki Türk lirası pul, dolarlar ise çöp olacak !

Kısa adı CAATSA olan “ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası” ABD Kongresi’nden ağustos 2017’de geçti. Bu yasa ile Rusya, İran ve Kuzey Kore’ye uygulanan yaptırımların önü açıldı. Bir yıl sonra ise Çin bu yasa kapsamında yaptırıma muhatap oldu. Bu arada şu hatırlatmayı yapmakta fayda var; Trump CAATSA taraftarı değil. Ancak Kongre’nin yoğun baskısına direnemedi ve imzaladı.

Bu hatırlatmayı şundan yaptım; Erdoğan’a akıl veren çevreler “Merak etmeyin Trump bu yasayı uygulatmaz, Kongre’ye direnir” diyor. Trump’ın geniş yetkili olduğu doğru ancak Kongre başkan Trump’ın Rusya, İran ve K Kore’ye yaptırımları kaldırma yetkisini sınırladı.

Yasa temel olarak -adından da anlaşılabileceği gibi- Amerika’nın hasımlarıyla mücadelesinde neler yapacağını belirleyen bir düzenleme. Üç temel bölümden oluşuyor; Rusya, İran ve Kuzey kore. Yasa hangi ülkeye karşı ne tür tedbirler uygulanacağını madde madde anlatıyor. Mesela Rusların petrol, gaz, savunma sanayi ve finans sektörlerine yaptırım getiriyor. Rus savunma ve istihbarat kurumlarıyla ilişkilere yaptırım öngörülüyor. Yasa ABD Başkanına, sayılan sektörlerle alışveriş ilişkisine giren kurum veya kişilere karşı yasada yer alan 12 başlıktan en az 5’ini uygulamaya koyma yetkisi veriyor.

Yasa maddelerinde açıkça görülebileceği gibi CAATSA çok kapsamlı bir düzenleme ve muhatabının nefesini kesmeyi hedefliyor. Nitekim yasa çıktığında Rus Başbakanı Medvedev bu düzenlemenin “Rusya ile topyekün ticaret savaşı” anlamına geldiğini söylemişti.

TÜRK EKONOMİSİNE NE OLUR ?

CAATSA’nın uygulanması ile birlikte neler olabileceğine geçmeden kısa bir hatırlatma yapalım. Rahip Brunson krizinde ABD’nin birkaç tweet mesajı bile Türk ekonomisini alt üst etmeye yetmişti. O yüzden Türkiye’nin CAATSA gibi kapsamlı bir yasaya muhatap olması tahmini zor yıkımlara , domino etkisi yapacak hasarlara yol açacaktır.

Yasanın 235’inci maddesinde 12 adet yaptırım metodu tanımlanıyor. En basiti yasaya muhatap olan kişilerin ABD’ye girişi yasaklanıyor, mal varlıklarına el konuyor, ihracat lisansları iptal ediliyor. Bu kapsamdaki en büyük yaptırım ise bankacılık sisteminin dışına çıkarılıyorlar. Yani dolar kullanamıyorlar, dolarla işlem yapamıyorlar, IBAN’ları yasaklandığı için para transferi yapamıyorlar.

Söz konusu madde Rusya, Kuzey Kore ve İran dışında Çin’e karşı da uygulandı. Mesela Çinliler Rusya’dan S-400 aldılar. Ruslar hava savunma sistemlerini 2018 başında teslim etti. ABD ise 2018 Eylül’de bu alımlara aracılık eden Çin şirketine CAATSA kapsamında yaptırımlar uygulamaya başladı. Eğer Türkiye önümüzdeki ay S-400 alırsa benzeri bir süreç Türkiye içinde geçerli olacak.

Peki yaptırım uygulanınca ne gibi sonuçları doğacak ?

En başta söz konusu yasa uygulandığı zaman Türkiye’nin ABD’li savunma sanayii şirketleri ile irtibatı kopacak. ABD’den gelecek tüm teknoloji ve bu teknolojilere bağlı sistemler duracak. Mesela ‘yerli helikopter’ diye reklamı yapılan ATAK helikopterlerinin motoru gelmeyecek. Sayısız yazılım, donanım ve yedek parça da temin edilemeyecek. Uçakların uçamayacağı, gemilerin denize açılamayacağı günler uzakta değil.

Eğer yasayı dikkatli okursanız hayli esnek yazıldığını görebiliyorsunuz. Ancak bu tip esnek yasaların çarpan etkisi fazladır. Mesela Türk savunma sanayii ABD’den yazılım ve donanım temin edemez ama Avrupa’dan da edemez. Hatta dünyanın birçok ülkesinden teknoloji transferi yapamaz. Unutmamak gerekir ki Türk Savunma Sanayinin ithalatının yüzde 90’ı ABD ve Avrupa ülkelerinden.

Tamamen NATO’ya bağlı Türk ordusunun ambargoya tabi bu başlıklarda doğacak boşluğu doldurması çok uzun vadeli bir iş. Yani TSK’da ciddi bir zaafiyet yaşanacak.

Bir diğer konu; yasanın Rusya’yı ilgilendiren bölümleri dolaylı da olsa Türkiye’yi de ilgilendiriyor. Çünkü Rusya yaptırımları başlığında yer alan ‘petrol boru hatları’ ve ‘enerji nakli’ gibi konular Türkiye’yi de ilgilendiriyor. Ayrıca Rus hükümetinin istihbarat ve savunma sektörü ile angaje olanlar bu kapsama giriyor.

S-400 ile ilgili yaptırımlar ise 235. Maddede sıralanıyor. Toplamda 12 farklı yatırım var ve en az beşi uygulanmak zorunda. Bir başka ifadeyle Türkiye S-400 alırsa 231 ve 235. madde çerçevesinde Rusya’dan istihbarat ve savunma sektörü anlamında alışveriş yapan ülke kategorisinde yaptırıma muhatap olacağız.

Peki bu 12 maddede neler var ?

Mesela yaptırıma uğrayan kişiye Amerika’ya ihracat yasağı geliyor. Finansal kısıtlamalara maruz kalıyor. ABD kurumlarından alınacak borçlar durduruluyor. Yani ABD finans kurumlarından artık borç alamıyorsunuz. Bu noktada ABD’ye çok önemli bir koz veriyor yasa. Yasanın ‘Uluslararası finans kuruluşlarından alınacak borçlara taş konması, yaptırıma uğrayan kişinin borç alamaması için elinden geleni yapmak’ diye tanımladığı bu maddenin meali şu; ABD izin vermediği sürece hiçbir yerden para bulamazsınız. En basitinden Türkiye dünyadan izole olacak. ABD sadece ambargo uygulamayacak, başka ülkelere de aynı kapsamda yaptırımlar için baskı yapacak.

Finansal kurumların yasaklanması, Amerikan devletinin yaptırımına uğrayan kişi ve kurumlardan mal veya hizmet satın alınmaması da yasa kapsamında. Bu madde ekonominizin çökertilmesi anlamına geliyor. Bir diğer madde de ise ‘dolar yasağı’ var. Yaptırıma uğrayan kişi ya da kurumlar herhangi bir şekilde dolar ile işlem yapamayacaklar.

Öldürücü maddelerden birisi de şu; yaptırıma uğrayan kişi ve kurumlar bankacılık sisteminin dışına çıkartılıyor. Para transferi yapamayıro, kredi alamıyor, ödeme yapamıyor. Bazı uzmanlara göre elinizdeki dolar artık çöp oluyor. Dahası bazı yorumculara göre cebinizdeki kredi kartını bile kullanamaz hale geliyorsunuz.

Yaptırım kapsamında olan kişi ve kurumların malı mülkü, Amerikan hukukuna tabi yerlerde donduruluyor.Bu kişilere vize verilmiyor, verilmişse iptal ediliyor ve ABD’de iseler sınır dışı ediliyorlar. Maddelerden birisi ise bürokrasiyi doğrudan ilgilendiriyor. “Sanctions on principal officers” başlığı ‘yaptırıma tabi olan kişilerin kendileriyle birlikte sorumlı sıralı amirleri de’ aynı yaptırıma muhatap oluyorlar.

Yani yaptırımlar S-400 imzasını atan bürokratlar, generaller ve siyasiler ile sınırlı kalmaz. Satışa aracılık eden,parayı transfer eden bankalar da yaptırım kapsamına girer. Ancak Erdoğan’a ‘yaptırımlar sembolik, bütün olarak ülkeyi etkilemez” diyenlere göre “yaptırımlar bütün olarak Türkiye’yi değil, imza atan bürokratları kapsayacak, yukarıya doğru siyasileri ve kurumları etkilemeyecek, en hafif maddeler uygulanacak ve Trump 180 gün erteleyecek”.

Trump gibi ‘öngörülemez’ bir siyasetçi için bu kadar kesin bir kanaat nasıl oluştu bilmiyorum ama bu yorumu yapanların bir NATO ülkesinin CAATSA yaptırımına muhatap olmasının neden olacağı ekonomik çöküntüyü görmemeleri hayli ilginç bir durum.

Sonuç olarak; S-400 alımı Türkiye için ağır ekonomik ve siyasi yükler getiriyor. Türkiye’nin ekseni kayıyor ve Rusya’nın uydusu haline geliyor. Dahası Türk ekonomisinde yaşanan fırtına yakın bir zamanda tsunamiye dönüşecek.

Ve bütün bunlar Erdoğan’ın kişisel güvenliğini sağlamak ve iktidarını sürdürmek için Putin’in kanatları altına girmesinin bir sonucu. İmzaları Erdoğan attı ama faturayı tüm Türkiye ödeyecek.

Please publish modules in offcanvas position.