Mesafeli takip [Süreç konuşmaları-1]

-Bu süreçte baş edilmesi zor hadiselerle karşılaşmayan kimse yok. Atlatılması zor travmalar yaşanıyor. Genelleme doğru değil. Az da olsa bazımızda bedbinlik, ümitsizlik gibi duygular var ve ruhumuzu teslim almış. Böyle olunca aklın tüm unsurları, mantık ve muhakeme rafa kalkıyor. Kaşlar hep çatık, bakışlar sert, sözler imalı ve iğneli, ifadeler ithamlı ve kötümser oluyor.

Bu ruh halinin dayandığı haklı temeller var. Bunları sorgulamak, bunlarla yüzleşmek gerekiyor. Kimseyi duruşuyla ilgili suçlamamak lazım. Öyle bir tsunami geldi ki kimse savrulduğu pozisyonuyla yargılanmamalı. Birbirimizi anlamaya gayret etmemiz, kimseyi dışlamamız ve herkese vefalı olmamız insanî bir vecibe.-  

***

(Diyaloglar; birebir alıntılar ve yanlışlanmaya açık sübjektif değerlendirmelerden oluşmaktadır.)

– Canını sıkan başka şeyler ne?

– İyi diyorsun güzel diyorsun da imalatta yüzde yirmi değil, yüzde beş de olsa problem varsa bunun çözmezsek ileride altından kalkılmaz sonuçları olmaz mı? Halen yaşadıklarımız böyle bir fatura değil mi?

– Uzun ve çetrefilli bir konu.

– Şurdan başla istersen. Şu sözler dönüp duruyor. Bir cevap vermeniz gerekmez mi? Cevaplanmayan her soru işareti ve şüphe bir süre sonra sanki her yerde böyle bir şey varmış algısına sebep oluyor.

– Mesela?

– “Falan zaman şu.. şu.. yanlışları yapanlar… hala iş başında…” “Bak gene falanı filan yere tayin etmişler.” “Sanki başkası yok!” “Şu var ya şu, hâlâ ortalıkta. Hiçbir şey olmamış gibi geziyor…”

– Peki senin veya benim elimden gelen bir şey var mı? Bizim elimizden yazmak geliyor. Yazıyoruz. Söylemek geliyorsa söylüyoruz. Sen ne yapıyorsun, bilmiyorum. Başka ne yapmamızı tavsiye ediyorsun? Ayrıca bizim de doğru düşündüğümüzün bir garantisi yok. Yanlış biliyor ve düşünüyor da olabiliriz. Kendimizi putlaştırmayalım. Veya onlar hata yaptıklarını düşünmüyor olamazlar mı?

– Bence hata yaptıklarını düşünmüyorlar. Dinlediğin zaman hepsi sütten çıkmış ak kaşık! Örneğin ben bugüne kadar trafikte hata yaptığını düşünen hiçbir sürücünün yanında oturmadım. Hep karşı taraf hatalıydı! Dediğin gibi yanlış yaptığını düşünmeyene ne anlatacaksın?

– O zaman Allah’ın onları affedeceğinden mi korkuyorsun?

– Olur mu canım! Bu yaptıkları yanlışlarla sebep oldukları işlerin her biri birer cinayet. Tabii ki bedelini ödeyecekler.

İMAMIN YAKASINA YAPIŞMAK

– Belki fark etmiyorsun ama en büyük cezayı şimdi çekiyorlar. Şu ayeti biliyor musun: “Sakın şunlar gibi olmayın ki onlar Allah’ı unuttukları için, Allah da kendi öz canlarını kendilerine unutturdu.” (Haşir 19) Allah onlara nefislerini unutturmuş olabilir. Yaptıkları hataları göremiyor ve yanlış yaptıklarını düşünmüyor olamazlar mı?

– O nedenle de kendilerini pîrüpâk görüyorlar. Yani “pişkinlik”in sebebi bu diyorsun.

– Senden farklı düşünmüyorum ama pireye kızıp yorgan yakmıyorum. Bak sana bir örnek vereyim. Camiye girdin. Baktın imam veya imamlar cemaate yanlış namaz kıldırıyor, vaiz yanlış şeyler anlatıyor, ne yaparsın?

– Eğer arkada onlara uyduysam “SübhanAllah” der ikaz ederim. Baktım devam ediyorlar, selamdan sonra bir kenarda kendim tekrar kılarım. Vaiz ise ya hemen veya vaazdan sonra itiraz ederim.

– Koşup imamların yakasına yapışmazsın değil mi?

– Yapışmam.

– Onlara kızıp namaz kılmaktan vazgeçmezsin değil mi?

– Tabii ki vazgeçmem.

– Ama şimdi fiilen böyle yapıyorsun. Biz Hizmet’i Yaratıcı’mıza karşı bir vazife olarak düşünüp yapıyoruz. Birilerine kızıp Allah’a karşı olan sorumluluğu bırakmak doğru mu? Sen onları cezalandırmak isterken onlar seni cezalandırıyor. Bir de işin şu yanı var. İtham ettiğin ve öfkelendiğin “karar alıcılar”ın bahsettiğin yanlışları yaptığını kendi gözlerinle gördün mü?

– Hayır. Sadece işittim.

TANIMADAN SUÇLAMAK

– Sadece işittiklerinle, bilmediğin hatta görmediğin insanları, bilmediğin kararlardan dolayı suçlaman doğru mu?

– İsim vermemem gerekirdi, haklısın. Ama sadece işitmedim. Sonuçlarını bizzat yaşadım. Onlar yüzünden mağdur oldum.

– Hepimiz mağdur olduk.

– Ateş olmayan yerden duman çıkmaz. Ortada şu hatalar varsa bunların da sorumlusu mutlaka olmalı, diyorum.

– Bir hukukçu olarak her gördüğün dumanın sorumluluğunu ilk bulduğun ocağa yüklemen doğru mu? Veya yüzlerini dahi görmediğin “ocak”ları suçlaman doğru mu?

– Haklısın fakat başka fail de yok ki!

– Demek, suçları birilerine yükleyip saydırınca insan rahatlıyor.

– Öyle diyelim!

– Herhangi bir yanlış yapıp da Allah’ın kudret elinden kurtulacak kimse var mı? Onların cezalarını bulmayacaklarını mı düşünüyorsun?

– Yok. Ama ben dünyada adalet görmek istiyorum.

– Dünyanın adalet yeri olduğu hangi kitapta yazıyor? Kur’an’da “Her günah ve yanlışın bedeli dünyada ödenir.” diye bir ayet mi var?

– Yok demek ki ama işte benimki öfke ve isyan. Ama Hizmet’e yazık değil mi? Hizmet’in geleceği ne olacak?

– Hizmet’i bugüne sen mi getirdin ki sonrasından endişe duyuyorsun?

– Bugüne kadar hep ‘Hizmet’i öncelikle düşünün’ diyen siz değil miydiniz? Bu kadar yılımı verdim bu işe!

– Yıllarının boşa gittiğini mi düşünüyorsun? Pişman mısın?

– Hayır, Allah niye zayi etsin. Ama şimdi mesafe bıraktım.

– Mesafeli birliktelik ?

– Mesafeli takip diyelim.

– Bu yaşına kadar yani 30-35 yıllık Hizmet hayatından pişman değilsin yani?

– Değilim. Allah çok güzel işlere vesile etti.

– Peki şimdiden sonra tahminen kaç yıl daha yaşarsın?

– Allah ömür verirse 25-30 yıl daha yaşayabilirim.

– Şimdiden sonra yaşayacağın 25-30 yılı mahkeme kurup suçlu olduklarına hüküm verdiğin birilerine saydırarak geçirmek, öfkeyle tüketmek mantıklı mı? Elinden geleni yaptıysan, usulünce “isyan ahlakı” gereği itirazlarını başındakilere söylediysen başka ne yapabilirsin? Hak ve hukukun gereklerini cesurca dile getirdiysen, işin yargıya intikal ettirilmesi gereken kısmı varsa yaptıysan başka ne istiyorsun? Ne yapsın bu kızdığın insanlar, intihar mı etsin?

– Hayır canım yapacak çok şey var. Örneğin İnziva diye bir şey var. Yıllarca bize ‘bir tekkeye çekilmek, evradı ezkar okumak, yüzlerce rekat namaz kılmak’ erdemini anlattılar. İtikaf ve riyazet diye bir şey var. İçlerinde bunu yapanlar var mesela. Her geçen gün gözümde büyüyorlar. İnsanın kendisi yorulmasa bile ismi yorulduysa böyle yapmalı.

– Peki sen ‘hala icrada olmak, hükmetmek ısrarını’ nasıl iyi niyetle karşılıyorsun?

– Ona geleceğim. Çok şey var dedin başka?

– Kenara çekilmek? İnsan suçsuz da olabilir. Hukukta ‘Beraat-ı zimmet asıldır’. Suç ispatlanana kadar her insan suçsuzdur ama eğer hakkında bir şaibe çıktıysa, sen birilerine haksız da olsa malzeme verdiysen kenara çekilmelisin. Hep anlatır takdir ederiz ya… İşte İsveçli bakan, çikolata alırken yanlışlıkla devletin kartını kullanmış diye istifa etti… Japon genel müdür, en alt düzeydeki bir memuru hata yaptı diye görevi bıraktı. Böyle binlerce örnek var. Bu tür bir durumu kaderi bir işaret saymalı. ‘Demek ki benim inisiyatif sahamda benim bizzat bir taksirim olmasa da bir vukuat olmuş.’ deyip, bunu kaderi bir mesaj saymalı kenara çekilmeli. Israrla konumunu korumaya çalışma hem o şahsı tamamen bitiriyor hem de fatura Hizmet’e çıkıyor. Hz Ömer, Fırat’ın kenarında kurtun kuzuya saldırmasının sorumlusu olarak kendisini görmüyor muydu? Bu olmayınca benim gibi bir sürü insan Hizmet’e küsüyor.

– Belki onları zorla icrada tutuyorlardır.

– Hiç sanmam. Beni güldürme! Hizmet’te gönüllülük esas. Hizmet kimseyi zorla bir yerde tutmaz. Nezaketen ‘devam edin’ deseler bile hakkında birileri ‘bıdı bıdı ‘ediyorsa işini bir başka insana devretmeli, zor gelse de icraî işleri bırakmalı.

– Ya yapacak başka bir şey yoksa?

– Bulundukları ülkenin dilini öğrenebilirler.

– Bu yaştan sonra?

– Niye olması? Niyetleri Hizmet ise, insanların gönlüne girmek ve bir şeyler anlatmaksa 5 yıl, 10 yıl bile uğraşsalar, sonunda da dil öğrenip bir insana vesile olsalar değmez mi?

– Değer.

– Hatta çalışma saatleri nafile ibadet olur. O ülkenin dilini öğrenemeseler bile bu niyet insana ebediyet kazandırabilir.

– Bir cami bahçesine demir atmak, bir yerlere yük veya angarya olup Hz. Azrail’i (as) beklemek sana da tuhaf gelmiyor mu?

– Böyle dememek lazım. Vefalı olmak lazım. Bir insan 70 yıllık hayatının sadece bir yılında bile ülkesine ve milletine Hizmet etti ise bize düşen onlara vefalı olup başımızın üstünde taşımaktır. Allah, ömrümüzün bütününe göre bize muamele ediyor. Yıkıldığımız yerde itmiyor. Vefa herkesin el üstünde tuttuğu zamanlarda değil, makam mansıp her şey yitirildiğinde anlamını kazanır. Ben kimsenin olmadığı bir zamanda Hizmet etmiş insanlara vefam kadar insanım. Bunu yaparsam Allah’tan vefa beklemeye hakkım olur.

– Evet zor ama denemek lazım.

YOLCULARA KIZIP YOLU SUÇLAMAK

– Peki sen ve senin gibilerin kızdığı ve öfkeli oldukları insan oranı nasıl?

– Öndeki üç beş kişi veya on yirmi…

– Diyelim yüz kişi olsun. Bu rakam, Hizmet gönüllülerine nispetle on veya yirmi binde birdir. Belki de yüz binde bir.  ‘Pire için yorgan yakmak’; ‘Papaza kızıp oruç bozmak’ gibi güzel sözlerimiz var. ‘Bir gemide dokuz cani bir masum olsa bile o gemi batırılamaz’. Yüz binlerce masum insanın kol kola verip yaptıkları bir Hizmet’e kişilere öfkelenip mesafe bırakmak doğru mu? Trafik sıkışıklığına öfkelenip veya şoförlere kızıp ‘yol’u suçlamak doğru mu? Sen onları cezalandırmak istiyorken bak, onlar sana zarar veriyor. Şöyle sorayım. Şu şehirde senin öfkeli olduğun ve uzak durduğun Hizmet’lerde yanlış bulduğun neler var?

– Şu an buradakiler yanlış bir şey yapmıyor. Daha doğrusu benim bulunduğum eyalette. Herkes mağdurlara yardım için çalışıyor.

– Yani Hizmet bu eyaletten ibaret olsa küskünlüğün geçecek?

– Öyle değil. İş sayı azlığından ibaret değil. Az dediğin kimseler çok etkin.

– Sinek küçük ama mide bulandırıyor, diyorsun.

– Sinek değil atmaca, saksağan, karga…

– Bir de şöyle yapmayı denesen.

– Ne yapmayı?

– Ömrünü böyle heba etmektense sineklere, atmacalara bakmasan. İşine odaklansan. Kızdığın ve öfkeden delirdiğin bu zevat senin şu an Hizmet etmene mâni mi?

– Tabii ki değil. Ama Hizmet’in geleceği ne olacak?

ÖNEMLİ OLAN ALLAH’IN HUZURUNA İYİ ŞEYLERLE GİTMEK

– Hizmet’in geleceğini düşünmen çok güzel. Ama dünya Hizmet’ten ibaret değil. Yüz tane Hizmet olsa dünyaya yetmez. Kenara çekilmekten vazgeç! Başka işlerde de topluma ve insanlığa yararlı olabilirsin. Dünyada yüzlerce problem var. Açlık, susuzluk, uyuşturucu, çevre… Bunlarla mücadele etmek de Hizmet’tir. Bunlarla da Allah rızası kazanılabilir. Sonuçta Hizmet bazı coğrafyalarda zaten bunları yapıyor. Önemli olan Allah’ın huzuruna iyi şeylerle gitmek. Ölünce ‘İnsanlığa veya insanlara faydalı ne yaptın?’ sorusu karşısında mahcup olmamak gerek. Hizmet artık organik bir zemine evrildi. Herbirimiz bir başka toprağa savrulduk. Dileyen dilediği zeminde bir birey olarak çiçek açabilir, ürün verebilir. Kimse kimsenin elini tutmuyor. Birilerine kafayı takmaya gerek yok. Binlerce masum mağdur ve mazlum yardım bekliyor.

(Devamı var.)

Please publish modules in offcanvas position.