Gözü cep telefonunda denizin yarılmasını bekleyenler [Süreç Konuşmaları-2]

Dünyada yüzlerce problem var. Açlık, susuzluk, uyuşturucu, çevre… Bunlarla mücadele etmek de Hizmet’tir. Bunlarla da Allah rızası kazanılabilir. Sonuçta Hizmet bazı coğrafyalarda zaten bunları yapıyor. Önemli olan Allah’ın huzuruna iyi şeylerle gitmek. Ölünce ‘İnsanlığa veya insanlara faydalı ne yaptın?’ sorusu karşısında mahcup olmamak gerek. Hizmet artık organik bir zemine evrildi. Herbirimiz bir başka toprağa savrulduk. Dileyen dilediği zeminde bir birey olarak çiçek açabilir, ürün verebilir. Kimse kimsenin elini tutmuyor. Birilerine kafayı takmaya gerek yok. Binlerce masum mağdur ve mazlum yardım bekliyor.

***

(Diyaloglar; alıntılar ve yanlışlanmaya açık sübjektif değerlendirmelerden oluşmaktadır.)

-Evet bunda haklısın. Biz Hizmet’ten topluma faydalı olmayı öğrendik. İsteyen her yerde faydalı olabilir. Tabi Hizmet’teki bazı problemlere üzülüyorum.

– Tarihte a’dan z’ye her şeyin düzgün olduğu bir dönem var mı? Hiçbir mekanizma yüzde yüz verimle çalışmaz. Abartsak ‘yüzde on problem var’ desek bile bu büyük bir başarıdır. Ben başka bir şey anlatayım. Meleklerin dünyanın yaratılışına yaptıkları ‘muhalefet şerhi’ni biliyor musun? Belki istifsar (tefsirini, hikmetini sorma) demeliyim.

– Hayır, öyle bir ayet hatırlamadım.

– Söyleyince hatırlayacaksın. Bak okuyayım: “Rabbin meleklere: ‘Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım’ dediği vakit onlar: ‘Â! Oradaki nizamı bozacak ve yeryüzünü kana bulayacak bir mahlûk mu yaratacaksın?’… dediler.” (Bakara, 30) Kur’an, meleklerin bu itirazını veya istifsarını alıntılamış.

– Çok enteresan! Söyleyeceğim söz günah olur mu bilmem ama… Allah ne kadar demokrat! Meleklerin itirazına Kur’an’da yer vermiş. Konuşma hakkı vermiş. Allah’ın böyle bir sıfatı var mı?

– Bilmiyorum. Kullandığın sıfat, lafzi olarak doğru mu bilemem ama içerik bence doğru.

– Demek ki melekler gibi düşünmüşüm!

– Melekler ‘varlık projesi’nin merkezinde ‘insan’ı görüyor. Ve insanın iradesiyle sebep olabileceği cinayetleri bilip veya öngörüp hikmetini soruyorlar. Bu açıdan bakınca belki “kâmil insan” az olacak. Bazı coğrafyalar zâlim, bazıları mazlum olacak. Belki “insan” diyebileceğimiz “insan”lar çoğunluk olmayacak, fevkalade kan dökülecek, çok zulüm ve gözyaşı olacak. Sadece 2. Dünya savaşında 65 milyon insan öldü. Ardı ardına bitip tükenmeyen soykırımlar oldu… Tepkisiz çoğunluklar seyretti. Zulme ortak oldu. Bunların failleri insandı. Şimdi bebekleri bile kapsayan akıl almayan bir zulüm süreci ‘Tenkil süreci’ var. İnsanın karakteri bu olunca “İnsan”ın rol aldığı bir filmde bunlar kaçınılmaz. “Varlık projesi”nin veya “filmi”nin konsepti, içeriği böyle.

TÜM YILDIZLAR BİR “DÜNYA” EDER Mİ?

Şuna benziyor. Uzaya bakalım. Ay, Merkür, Mars, Neptün, Satürn… Görebildiğimiz uzaklıklarda taş, gaz veya ateşten ibaret kupkuru böyle yüz binlerce gezegen, yıldız var. Bir de Dünya’yı düşün. Masmavi, pırıl pırıl, capcanlı, hayat dolu. Evrenin gözbebeği. Gerçek “insan” olmakla “hayvan”ların altında olmak böyle bir farklılık. Hz. Yusuf’u hatırla. Kur’an’da aktarılan rüyasında şöyle diyordu:  “Bir zaman Yusuf babasına, ‘Babacığım!’ dedi. ‘Ben rüyamda on bir yıldızın, güneş ve Ay’ın bana secde ettiklerini gördüm’.”(Yusuf, 4) Eğer, insanlar ‘Yusuf’laşacaksa bunun için diğer kardeşlere katlanmaya değer. Melekler de zaten sonradan “Her şeyi hakkıyla bilen, her şeyi hikmetle yapan Sensin.”(Bakara, 32) diyerek “varlık projesinin” hikmetine ikna olduklarını ikrar ediyorlar. Gerçek insan muhteşem ve ebedi bir meyve. Bu meyve için neye katlanılsa değer.

İNSANLAR “HAK”TAN HOŞLANMAZ

– Başka ayetler de var. “İnsan cidden çok zâlim, çok cahildir.” (Ahzap 72) Bu Yaradan’ın yarattığıyla ilgili net hükmü. Diğer çarpıcı bir ayet çoğunlukla ilgili. “Eğer yeryüzündekilerin çoğunluğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar. Çünkü onlar sadece ‘zann’a uyarlar ve saçmalarlar.” (En’am 116)

– Bundan ne anlamak lazım?

– Demek ki çoğunluk zannların, tahminlerin, vehimlerin peşinde olacak, bunlara inanacak. Kur’an diyor bunu. Başka bir hüküm de şu: İnsanlar “hak”tan hoşlanmaz, “hak perest” değillerdir. “Andolsun ki biz size hakkı getirdik. Fakat sizin çoğunuz haktan hoşlanmıyorsunuz.”(Zuhruf 78) Bu ayetleri art arda düşününce pembe hayaller kurmamak lazım. İnsan malzemesi bu. “Varlık projesi”ndeki insan çoğunluğunun ekserisi “insan” olarak sıfatlandırılmaya layık olmayabilir. Ama insan sıfatlarına sahip azınlık için değiyor.

DİKENLERE ÖFKELENİP GÜLDEN SOĞUMAK

Varlığın yaratıcısı Kur’an’da “İnsan” gerçeğini böyle ifade ediyor. Hizmet’te seçsen en iyisini toplasan bile “genel” oranlardan alacağı zorunlu bir defolu pay var. Bunun önüne geçemezsin. Eşyanın tabiatına aykırı. Varlığın tabiati insan tabiatını yansıtıyor. Her gül goncasının yakın bünyesinde, yanıbaşında kanatıcı dikenler olur. Dikenlere öfkelenip gülden vaz geçemeyiz. Gülün kaderi bu. Gül, güllerle çevrili olmayabiliyor. Karanfil, Hanımeli veya fesleğen varsa ne âlâ. Ama hemen dibinde ısırgan otu da olabiliyor, aylandoz da… At sineği veya kımıl zararlıları olabiliyor. Dünyanın ekolojik sistemi ve florası bu. Rafine olmak epey lüks. Tarihte mümkün olmamış. Bence canını sıkan fotoğrafları unutmayı dene. ‘Güzel gören güzel düşünür.’ Kötü fotoğrafları gözlük camlarına yapıştırırsan artık iyi bir şey göremezsin. Yatar kalkar bunları konuşursun. Tek gündemin ısırgan otları ve at sinekleri olur. Ama gözlük camları lafla temizlenmez. ‘Amel-i salih’ lazım. “İnsan” için “insanlık” için koşmak lazım.

– Doğru, sağıma soluma bakınca kendi arkadaşlarımdan daha iyisini bulamıyorum. Ama benim kastettiğim problemli azınlık, karar alıcılar. Her türlü kararı onlar veriyor. Onlar ne olacak?

– Son dört yılda bahsettiğin kişilerden canını sıkan, sana ulaşan hangi karar var?

– Bana bir şey ulaşmadı.

– Sana ulaşmayan kararlardan, yani bilmediğin konulardan dolayı birilerine öfkelisin. Yani sen aslında şu… şu… adamları zihninden çıkarsan güzel güzel hizmet edebileceksin, değil mi? Bu psikolojiyle hayat yaşanmaz. Yaşaman muhtemel 25-30 yılı düzeltilmesi elinden gelmeyen yanlışlara söverek mi geçireceksin?

– …Başka ne yapabilirim? Moralim bozuk.

– Geçmiş zamana kader açısından gelecek zamana ise irademiz açısından bakmayı öğrenmedik mi? Böyle bir kenara çekilmek seni yer bitirir. Meyve vermeyen ağaç kurur.

– Meyve verecek dalım mı kaldı?

– Bi kere şu kendini aşmayı bir denesen. Sen kendine mi aitsin, Allah’a mı?

– Allah’a aitim.

İNSANLARA KIZIP ALLAH’A NAZ EDEMEYİZ

– O zaman tek muhatabın Allah olsun. Geri kalan kızdığın, kırıldığın kim varsa boşver. Biz, Allah’a inancımızla buradayız. İnsanlara kızıp Allah’a naz edemeyiz. İnsanlara kızıp Allah’ın kapısından uzaklaşamayız. Zaten insan, insanlarla olan imtihanını aşmadan Allah kapısından giremez. Bizim işimiz niyaz. Şu zamanda meyve vermek diğer zamanlardan çok daha kıymetli. ‘Şu an içimde bulunduğun şartlarda neler yapabilirim’ diye düşünsen ona kafa yorsan. Allah kendisine dönen, kendisine tevekkül eden kimin elini havada bırakmış? Mesleğini yapmaya uğraş. Bugün için elinden ne gelebilir, düşün. Bunlar hep dua olacaktır. Allah senin önüne mutlaka yapacağın bir hizmet çıkaracaktır. İnsanları zihninden çıkar at artık.

GÖZÜ CEP TELEFONUNDA DENİZİN YARILMASINI BEKLEYENLER

– İyi diyorsun da Süreç’in travmasını atlatmak kolay değil.

– Evet, doğru. Hele bu süreç gözler cep telefonunda, akıl siyaset ve siyasilerde olduğu sürece atlatılmaz. Sadece seni demiyorum. Gözü cep telefonunda denizin yarılmasını bekleyenlerimiz var. Demin dediğim gibi muhatabımız Allah olmalı. Bekleyerek, oturarak travma atlatılmaz. Hareket lazım. Yoksa ümitsizlik ve kötümserlik karadelik gibi insanı içine çeker yok eder. Psikolojiyi kalıcı olarak bozar. Bir beslenme şekline dönüşür. Başına kötü bir olay geldiğinde sevinir hale gelirsin. Kötümserlikte haklı olduğuna kanaaat getirip mutlu olursun.

– Evet bu, acı bir gerçek.

– Daha kötüsü bir zaman sonra ümitle koşan, gayret eden diğer insanları küçümsemeye başlarsın. İş, Allah korusun melankoli’ye varır. “Bu iş bitti.” “Artık niye boş işlerle uğraşıyorsunuz” “Zaten entegre de olamıyorsunuz.” demeye başlarsın. Tek işin “Bu iş bitti” demek için malzeme avına çıkmak olur.

– Belki de oraya vardım. Fakat merak etme henüz “Tehlike anında gemiden uzaklaşan fareler, geminin batmamasını bir türlü affedemezler.” noktasına gelmedim.

– Estağfirullah o nasıl söz?

– Benim için öyle diyen de olmuş.

– Varsa bile böyle düşünen ciddiye alma. Onun bunun değil, Allah’ın ne “düşündüğü” önemli. Hizmet’in içinde her ne pozisyonda olursa olsun kimin ne düşündüğü bunun yanında hiçbir şey. Bu rahatsız olduğun hatta fitil olduğun insanlar binde bir, binde iki. Hemen herkes, kendi işinde. Hizmet’ine bakıyor. Demin demiştim. “Bir gemide dokuz cani, bir masum bulunsa yine o gemi hiçbir kanunu adaletle batırılmaz.” Sen de yakından biliyorsun bu gemidekilerin yüzde 99’u masum.

(Sonraki Bölüm: Yanlışlarla yüzleşmeden…)

Please publish modules in offcanvas position.