Şeytana yardımcı olmak [Süreç Konuşmaları-4]

“- Hangi cümleyi?

– Okuyorum bak AFSV metninden: “…Dolayısıyla kaynağı her ne olursa olsun, Hizmet hareketine ait krediyi kullanarak şiddet veya yasadışılığın herhangi bir şeklini içeren sözde talep ve ricayı taşıyan ve yayan kişilerin Hizmet Hareketi ile iltisakları hangi seviyede olursa olsun, mesajları da kendileri de reddolunmalıdır.” 

– Soruyorum, Hocaefendi daha ne desin? Daha ne yapsın? Bu Hizmet’te cahil insan yok. Hemen herkes neyin yanlış neyin doğru olduğunu bilir. Bir insan bireysel olarak kokuşmamışsa şimdiden sonra bu cümleyi kendine Hizmet prensibi yapsa bahsettiğin yanlışlara düşmez, öyle değil mi?

– Düşmez. 

– Bu yanlışların oranı neydi sence?

– Bence yüzde 2-3’ü geçmez. Ama Hizmet o kadar bembeyaz bir elbise ki bu kadarcık zifos ve çamur bile ‘avuç içi’nden fazla oluyor ve ‘namaz’ı bozuyor. Bunlar şimdiden sonra kaçınmamız gereken yanlışlar.”

 (Diyaloglar; alıntılar ve yanlışlanmaya açık sübjektif değerlendirmelerden oluşmaktadır.)

– “Avuç içi” Anlamadım?

– Hani avuç içi yüzeyi kadar bile necis şey abdeste, namaza engel olur. Vücudun yüzde 98’i temiz olsa bile bu kadarcık kir namaza engel olur. Bediüzzaman Hazretleri “Sizler ve bizler öyle bir insan-ı kâmil ismine lâyık bir şahs-ı manevînin a’zâlarıyız.”diyor. İşte bu azalardan birinin sürçmesi düşmesi tüm vücudu etkiliyor. Hizmet; insanların beraberce yaptığı bir toplu “ibadet.” Bu temizlik sorumluluğu sadece “kirli” kısma ait değil. Diğer temiz kısımlar da bu tür kirliliğe karşı mücadele etmeli. Seyirci kalmak bu kirliliğe ortaklık anlamına gelir. Beyaz kumaş leke kaldırmıyor. Allah rızası için yapılan ameller dediğim gibi süte benziyor. Yüzlerce binlerce insan gayret ediyor, ter döküyor ortaya süt gibi hâlis bir ürün çıkıyor. Ve yüz kişiden biri çıkıyor onu telvis ediyor. Cirminiz kadar bile olsa bu ateş sizle sınırlı kalmıyor. Her şeyi yakıyor. Bırak necaseti, içine kıl düşse o sütü kimse içmez. Hatta o süte yansıyan necis gölgeler bile insanları rahatsız eder.

– Ama “Hel min mezid” diyordunuz?

BÜYÜK BİNALAR, BÜYÜK RAKAMLAR

– İşte bunda dengeyi tutturmak önemli. “Daha yok mu” demek Allah’ı unutup onun kullarına yalvarmak demek değil. Allah’a yalvarmak O’na dönmek, dua etmek, meşru sebepleri zorlamak demek. Hizmet, dediğim gibi namaz gibi bir ibadet. Elbiseye bulaşan necis şeyler nasıl namazı bozuyorsa yaptığım Hizmet’lere bulaşan çok az bir “yalan” “hile” hatta “hile-i şeriye” ve “aldatma” bütün elbiseyi necis ediyor. Bedeli çok ağır oluyor. Kimi zaman da rakam ve ‘excel’ hırsının bize yaptırdığı yanlışlar oldu. His ve heveslerimizi Hizmet sandık. Büyük binalar, büyük rakamlar… Adaleti ve liyakatı unutup adam kayırdığımız gün oldu. Şeytan bana şatafatlı ev aldıramayınca, lüks ev döşetemeyince konforlu binalar yaptırarak gönlümü çaldı. Gün geldi Allah rızasını kazanmak ile birebir alakasız bir işin peşine düştüm. Ticari işleri, dünyanın boş işlerini bazen Hizmet sandım. Tebliğ ve temsili bir kenara attım.

– Bu senin “fiili özeleştiri”ni sevdim. Umarım herkes yapar.

– Herkes yapmak zorunda. Allah, kimseye iltimas geçmiyor. Deniz; taş ve toprakla doldurduğunuz alanı yani kendisinden çaldığımız kısımları bize bırakmıyor. İlk depremde kurunun yanında yaş da sulara kapılıp gidiyor.

OLSAYDI…

– O işlerin içinde değildim, bizde para suistimalleri veya yolsuzluk olmuş mudur?

– Allah’a şükür olmadı. Olsaydı şu senin kızıp durduğun insanlarla ilgili çarşaf çarşaf haberler, manşetler yaparlardı. Banka hesapları yayınlarlardı. Kimseye “Banka hesaplarında şu kadar para var diyemediler. Villası var, köşkleri var.” diyemediler. Asılsız ve kuyruksuz yalanlar hariç kimse için ‘hesabına şunları transfer etmiş’ diyemediler.

– Geçen gördüm ama öyle bir şey.

– Ben genel olarak diyorum. Evet tekil bir iki vaka maalesef oldu. Keşke olmasaydı. Ama binlerce müessesemiz, on binlerce yöneticimiz, müdürümüz, üst düzey genel müdürlerimiz vardı. Binlerce muhasebecimiz oldu. Allah’a şükür bunlar hakkında böyle ağır ithamlar yapılamadı. Bahsettiğin vakanın detayını bilmiyorum. Ama tekil bir vaka. Açıklamasını herhalde sorumlular yapar. Bize düşen itham edilenler işin iç yüzünü açıklayana kadar dilimizi tutmak. Diğer tarafa düşen ise su-i zannı önlemek için “Mümin kardeşine karşı şeytana yardımcı olmamak.”

– Bu ne demek, anlamadım?

– Bu bir hadis. Şeytana insanların zihnine vesvese atabilmek için malzeme gerekir. İnsanlar bu malzemeyi Şeytan’a vermemeli. Hadiseyi hatırlayacaksın. Efendimiz’in (sav) akşam üstü Safiyye Validemizi yolcularken onları gören bir iki sahabenin su-i zanna girmesini önlemek maksadıyla nikabını kaldırmış, “Bakın, bu benim hanımım Safiyye’dir” demişti. Böyle çok örnek var. Üstad Hazretlerinin tüm dünyevi fakirliğine rağmen sık sık yaptığı mal beyanı… “Şu üstümdeki sakoyu, yedi sene evvel eski olarak almıştım. Beş senedir elbise, çamaşır, pabuç, çorap için dört buçuk lira ile idare ettim.” Gibi çok örnek var.

Mü’min kardeşine karşı Şeytan’a yardımcı olmamak bu demek. Sen demedin ama ben bugünlerde başka bir şey çok şükrediyorum.

– O ne?

– Bak adamların iki yurdu var birinde istismar skandalı çıkıyor. Üç kur’an kursu açıyorlar dört öğretmenin rezilliği medyaya düşüyor. Allah’a şükür binlerce okulumuz on binlerce yurdumuz oldu. Ben tek vaka hatırlamıyorum. Tenakuza bak ki bizde öğrencinin biri kaza geçiriyor, müdür dua ediyor ki ‘kendi çocuğu kaza geçirmiş olsun, aman emanet çocuklara bir şey olmasın.’ Ama şimdi ülke sarık cübbe takıp milletin emaneti çocuklara hıyanet edenlere kaldı.

– Doğru aklıma gelmemişti. Allah bizi muhafaza etmiş kötü karakterli insanlardan.

SUİSTİMALE SEYİRCİ KALMANIN YAPMAKTAN FARKI…

– Neyse biz kendimize dönelim. Kendi içimizde İnsanlara kızmak yerine onları günaha sokmamaya çalışmamız lazım.

– Siz malzeme verirseniz insi ve cinni Şeytanlar kullanır. İnsanların zihnine vesvese atar.

– Bunu önlemenin yolu şeffaf olmak.

– İnşaAllah zamanla olur. Dönüşümler zaman alır. Hizmet’i başarıya götürecek olan “gerçek”lerdir. İfrat ve tefritlerin, abartıların yararı yok. “Kol kırılır yen içinde…” “Halının altına süpürmek!” gibi çözümler Hizmet’e sadece şüphe uyarıyor, zarar veriyor.

– İyi diyorsun da bu dediklerin kimin umurunda?

– Duyarlı herkes sorumludur. Herhangi bir suistimale seyirci kalmanın onu yapmaktan bence farkı yok. Eski hastalıklarımızdan henüz tam sıyrılamadık.

– Sana yeni bir şey söyleyeyim. Geçen baktım yardım toplayan bir arkadaş lüks bir arabayla geziyordu.

– Eski modeldir. Bazen iyi markaların eski modelleri ucuz olabiliyor.

– Hayır canım. Ben arabadan anlarım. Gayet de yeniydi.

– Peki sana sorayım. Gidip kendisini bizzat ikaz ettin mi? ‘Bu yaptığın yanlış’ dedin mi?

– Elbette hayır.

– Başındaki yöneticiyi ikaz ettin mi?

– Hayır.

– Kusura bakma o zaman konuşma hakkın yok. Lütfen dilini tut.

– Ne diyeyim. Doğrusu o kadar yürekli olamadım.

MASADA KONUŞULMAYAN HER ŞEY, DUVARIN ARDINDA FİTNEYE DÖNÜŞÜYOR

– Gördüğün gibi sen de de problem var, bende de. Sahabi diyoruz ama kapalı kapılar ardında konuşuyoruz. Yiğitçe ve mertçe hata yaptığını düşündüğümüz kişileri ikaz etmiyoruz. Herkes görüyor, herkes susuyor. Bari bu süreçten sonra yanlışlara usulünce savaş açalım. Yanlış yaptığını düşündüğümüzü kenara çekip nezaketle “Arkadaş bu yaptığın yanlış!” diyelim.

– Evet ne diyeyim, demesi zor ama haklısın. Peki sen ikaz ediyor musun?

– Ben de senin gibi yüreksizim. Ama yazarak kendimi kurtarmaya çalışıyorum. Problem şurdan çıkıyor. Masada konuşulmayan her şey, duvarın ardında fitneye dönüşüyor. Temsil makamında bir insan her şeyine dikkat etmeli. Üstad’ın tavsiyesi önemli. ‘Sevad-ı azam’a ittiba etmeli.

– Bu ne demek?

– Herkes gibi sade yaşamak. Sana kendimce çok önemli gördüğüm sübjektif bir şey söyleyeyim. Bir başka arkadaşı dünyevi yaşantıyla imrendirmek tehlikeli bir şey. Hele yöneticinin evi arabası veya mal varlığı imrenilebilecek düzeydeyse sahibine kesinlikle hayır getirmiyor. Nazar değiyor. Bir şekilde fatura çıkıyor. Ya kendinden veya çocuklarından.

– Böyle düşünürsen ortalık soru işareti kaynıyor..

KAYNAĞI AÇIKLAYABİLMEK YETMEZ

– Bu tür lüks emtianın savunulacak yanı yok. Net problem. Gerçi dileyen dilediği arabaya biner. Meşrudur ama aktif yönetici veya mutemet olarak Hizmet eden bir insanın “izah gerektiren” bir mal varlığı olması yanlış. “İzah edebilmek” yetmez. “İzah gerektirmek” problem olarak kafi. Bir insanın sahip olduğu varlığın kaynağını açıklayabiliyor olması yetmez. Ya mal varlığından feragat etmeli veya vazifesinden. Herkes Hizmet’te aktif yönetici olmak zorunda değil. Hocaefendi’nin, kardeşleri için gösterdiği ihtimam hatta mal varlığı sahibi olmasınlar diye duası herkesin malumu. Kimsenin kimseyi sui zanna sokmaya hakkı yok. Hem Hizmet’te önde koşayım, hem hesapları tutayım, hem de konfor içinde yaşayayım. Bu doğru değil. Kaynağı ne olursa olsun, babamdan bile kalsa Hizmet’te elim paraya değiyorsa, lüks yaşayamam. İnsanları sui zanna sokmanın bedeli çok ağır olur. Ne oluyor? Şeytan tek bir istisnayı her gün gözümüze sokarak sanki pek çoklar böyleymiş gibi inandırıyor.

– Ticaretle uğraşanları kastetmiyorsunuz değil mi?

TAVAF EDERKEN KOLA İÇMEK!

– Tabii ki. Esnaf zaten kendi helal parasıyla yaşıyor. Kimse onları diline dolamıyor. Ama temsil durumundakilerin, âmir durumundakilerin, eline Hizmet’in parası değenlerin buna dikkat etmesi lazım. Bir de harem dairesinde iseniz… Sebep olduğunuz sui zanla ahiretinizi karartabilirsiniz. Çünkü haremde elinize zemzem yakışır. Kola içerek tavaf edilmez!

– Bu benzetmeyi tuttum. İyiymiş.

– En büyük ‘Şeytan’lar Hacerü’l Esved’in yanında bekliyor olabilir. En büyük vesveseler Mültezem’de kulağınıza üflenebilir. İşin doğrusu yapılan hatalar bizim elimizdeki kitaplardan kaynaklanmıyor. Ne Risalelerde; ne de Pırlanta’da bu rahatlığı, bu pervasızlığı tecviz eden bir cümle var. Su-i zan ettirme rahatlığı, değerlerimizden, prensiplerimizden kaynaklanmıyor. Önemli olan bundan sonra temel kurallarımızı çiğneyecek hiçbir amacı meşru görmemek. Meşru görenleri yüksek sesle uyarmak. Yani çözüm; kenara çekilmek değil, sahabi gibi yüksek sesle uyarmak.

– Haklısın bu dediklerinde. Senden farklı düşünmüyorum. Ama bir de şu üzerine soru işareti düşmüş şahıslar bir kenara çekilse ne kadar güzel olur.

KADER ZATEN FİİLİ OLARAK YAPIYOR

– Çok fazla kafana takmışsın! Bu dediğin tarihin hiçbir devrinde tam olmadı. Ama merak etme kader bunu fiili olarak yapıyor. Gönüllü kenara çekilmeyeni kader bir süre sonra tasfiye ediyor zaten. Hizmet’in üzerine mini bir karaltı veya küçücük bir gölge veya azıcık bir şaibe düşürenler -kavli ve fiili tevbe etmedikçe- uzun vadede iflah olmuyor. Müsterih ol. Biz işimize bakalım. Yani kendi namazımıza -Hizmet’imize- odaklanalım. Ahirete gittiğimizde başkasının abdestsiz kıldığı namazı, gusülsüz girdiği camiyi bize sormayacaklar.

(Devamı var.)

Please publish modules in offcanvas position.