‘Erdoğan’ın dili’nden 25 Aralık [Yazı Dizisi-1]

Tr724 ÖZEL | ADEM YAVUZ ARSLAN

Bugün, Türkiye tarihinin gördüğü en büyük, en komplike yolsuzluk operasyonlarından biri olan 25 Aralık 2013 yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun yıldönümü.

Dönemin Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş 6 yıl önce bugün, aralarında bir çok ünlü işadamı ve bürokratın da olduğu 41 kişi için gözaltı talimatı verdi. Ancak AKP Hükümeti yargıya doğrudan müdahale edip savcının talimatlarını uygulatmadı.

Emniyet, tarihinde ilk kez savcıya direndi. Soruşturmayı yürüten savcı Muammer Akkaş soruşturmadan alındı, emniyet ve yargı bürokrasisi darmadağın edildi.

Emniyete ve yargıya hükümet yandaşı kadrolar atandı ve soruşturma kapatıldı.

Savcı ve polisler önce sürüldü sonra da darbecilik suçlamasıyla tutuklandı. Bir kısmı yaklaşık 6 yıldır eşleri ve çocuklarıyla birlikte cezaevinde.

Bazı polis şefleri ve savcılar ise yurt dışında.

Peki neydi 25 Aralık operasyonu? Neden önemliydi ve Erdoğan rejimi için ne anlam ifade ediyordu? Bir yolsuzluk soruşturması nasıl ‘darbe’ suçlamasına dönüştü ?

Bu yazı dizisinde 25 Aralık operasyonuna farklı bir pencereden bakacağız.

Özellikle de Erdoğan ve çevresinde dönen rüşvet-yolsuzluk çarkına projektör tutacağız. Bunu yaparken de açık kaynaklardan, mahkeme evraklarından ve fezlekeye yansıyan tapelerden yararlanacağız.

Bir bakıma o süreci ‘Beyfendi’nin dilinden takip edeceğiz.  Yorumu ve sürecin anlamını ise size bırakacağız.

ÇORAP SÖKÜĞÜ GİBİ

Önce 25 Aralık operasyonunun çerçevesine ana hatlarıyla bakalım.

Zira Türk medyasının neredeyse yüzde yüzüne hakim olan Erdoğan rejimi, söz konusu operasyona dair yoğun bir karartma uyguladı.

Yolsuzluk soruşturmasını haber yapma cesareti gösteren gazeteler kapatıldı, gazeteciler tutuklandı.

Yazı dizisinin ilerleyen bölümlerinde kuruluş hikayesini okuyacağınız Havuz Medyası ise olayı tamamen komplo teorilerine boğup saptırdı.

Bu yüzden belki bir çok bilgiyi, telefon görüşmesini ve rüşvet rakamlarını – aradan geçen 6 yıla rağmen- ilk kez okuyacaksınız.

Aslında 25 Aralık operasyonu sıradan bir yolsuzluk – ihaleye fesat karıştırma iddiasıyla başladı.

Aralarında üst düzey bürokratların da olduğu bir grubun kurdukları paravan şirketler üzerinden kamu arazilerinin satış ihalelerine fesat karıştırdığı soruşturuluyordu.

Ancak soruşturma ilerledikçe her şey çorap söküğü gibi geldi. Sıradan bir yolsuzluk soruşturması diye başlayan soruşturma bir anda Başbakan Erdoğan’a kadar uzanmıştı.

Savcı Akkaş’ın Bugün TV’den Fatih Akalan’a verdiği röportaja göre Erdoğan hiç bir zaman teknik takibe alınmadı ama soruşturmada her yol bir şekilde Erdoğan’a çıkıyordu.

Soruşturmaya ‘1.Grup’ olarak giren ekip Bosphorus 360 isimli bir şirketin etrafında örgütlenmişti. Şirketin resmi ortağı Cengiz Aktürk ve eşi gözükmesine rağmen gizli ortakları içinde adı bir dönem BM Güvenlik Konseyi’nin terör örgütlerinin finansmanı suçlamasıyla gündeme gelen Yasin El Kadı, oğlu Muaz Kadıoğlu, Usame Kutub, Abdülkerim Çay ve dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın olduğu tespit edildi.

Yasin El Kadı ismi bir anda tüm dikkatleri üzerine çekti.

Çünkü Yasin El Kadı BM Güvenlik Konseyi’nin ‘terör destekçisi’ listesinde ve ABD tarafından Türkiye’ye yollanan ‘terör örgütleriyle bağlantılı 39 kişilik listenin içindeydi.

Dönemin Bakanlar Kurulu da 22 Aralık 2001’de El Kadı’nın mal varlıklarını dondurmuş, yargı süreci tartışmalı bir şekilde devam etmiş , daha sonra Danıştay mal varlıklarını dondurma kararını iptal etmiş ama El Kadı’nın Türkiye’ye girişi bir süre daha yasaklı kalmıştı.

Soruşturma evraklarına göre Yasin El Kadı hakkında giriş yasağı olmasına rağmen ilgili dönemde çok defa Türkiye’ye giriş yaptı.

EL KADI VİP MİSAFİR, KAMERALAR KAPALI

Bu ziyaretler sırasında havalimanının VIP bölümünü kullandı, kameralar kapatıldı, başbakanlık korumaları eşlik etti. Bu işlemler de bizzat Erdoğan’ın özel kalem müdürü Hasan Doğan tarafından takip edildi. Hatta bu ziyaretlerden birinde Yasin El Kadı’nın içinde bulunduğu araç kazaya karıştı.

Soruşturmayı derinleştiren güvenlik birimleri suç örgütünün farklı gruplardan oluştuğunu ve birbirine paralel olarak çok sayıda ihaleye fesat karıştırdığını tespit etti.

Fezlekeye göre bu gruplar ve çalışma alanları şöyle:

  1. Grup:Yasin El Kadı’nın başında olduğu bu grup kamu arazilerinin usulsüz ele geçirilmesi, rüşvet karşılığı maden işletme ruhsatı almak , resmi belgede sahtecilik gibi suçlamalara muhatap.

İddiaya göre Bilal Erdoğan üzerinden nüfuz kullanan örgüt, İstanbul’un en değerli arsalarından olan Etiler Polis Okulu arazisini önce Emniyet Genel Müdürlüğü’nden Maliye’ye oradan da İstanbul Büyükşehir’e, Büyükşehir’den de KİPTAŞ’a devrine çalışıyordu.

Daha sonra ise KİPTAŞ üzerinden ihalesiz olarak Bosphorus 360 şirketine verdirilmesi hedefleniyordu. Grup henüz arsayı almadan üzerine inşaat projeleri yapmış bu kapsamda sunumlar hazırlamış, hazırladıkları maketleri devletin zirvesine göstermişti.

Soruşturma dosyası bu sürecin fotoromanı gibi. Her aşamanın sesli ve görüntülü kaydı alınmış.

  1. Grubun diğer faaliyet alanı Bosphorus 360 üzerinden termik santrallerin ihalesini takip etmek. Bu grubun tıpkı Etiler Polis Okulu olayında olduğu gibi kamu gücünü kullanarak şirket çıkarlarına göre düzenlemeler yaptırdığı tespit edildi.  Hatta Yasin El Kadı bazı termik santrallerin özelleştirmelerini bile iptal ettirmiş.
  2. Grup:Latif Topbaş yönetimindeki yapılanma. İddiaya göre bunlar, kamu ihalelerine fesat karıştırma, rüşvet ve imar usulsüzlükleri yapıyorlardı. Meşhur Urla Villaları olayı bu grubun faaliyetleri içerisinde yer aldı.
  3. Grup:Bilal Erdoğan’ın başkanlığındaki yapılanma. Fezlekede TÜRGEV’e arazi ve para toplamasına aracılık etme, kamu ihalelerine fesat karıştırma, rüşvet ve tehdit suçlaması var.

RÜŞVET HAVUZUNDAN HAVUZ MEDYASINA

  1. Grupise dönemin Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım yönetimindeki ekip.

İçlerinde AKP döneminin ünlü işadamları Mehmet Cengiz, Celal Koloğlu, İbrahim Çeçen, Adnan Çebi, Nihat Özdemir, Mehmet Nazif Günal, Hayrettin Özaltın gibi isimlerin yanında dönemin TCDD genel müdürü Süleyman Karaman, Karayolları Genel Müdürü Cahit Turan gibi bürokratlar var.

25 Aralık operasyonunun temelini aslında bu 4.grup oluşturuyor.

Çünkü söz konusu yapılanma  tekil bir suça işaret etmiyor. Adeta Erdoğan rejiminin para kaynağı ve rüşvet çarkını temsil ediyor.

Soruşturma evraklarına göre Binali Yıldırım ‘yukarıdan’ aldığı talimatlarla işadamlarından para topladığı, karşılığında bu iş adamlarına kamu ihaleleri verdirttiği, toplanan paraları Bilal Erdoğan ve Berat Albayrak’ın takip ettiği, paraları Berat Albayrak’ın Nebi Yanık aracılığı ile Çalık Holding binasına götürdüğü tespit edildi.

Kamu ihalelerine fesat karıştırdığı iddia edilen bu grubun kamu ihalelerinden toplanan rüşvetlerle Sabah Atv grubunun satın alınmasını organize etmesi soruşturmanın en önemli suçlaması.

Ayrıca söz konusu yapılanmanın Ciner Grubu’nda yönetici olan Fatih Saraç aracılığıyla yayınlara müdahale ettiği, bunun karşılığında medya grubunun patronu Turgay Ciner’in Enerji Bakanlığı’ndaki ‘işlerinin kolaylaştırıldığı’ ortaya çıktı.

Kamuoyunda ‘Alo Fatih’ olarak bilinen, Başbakan Erdoğan ile Habertürk yöneticisi Fatih Saraç arasındaki görüşmeler bu kapsamda elde edilmiş.

Dahası Başkanlık Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan’ın söz konusu grupla yakın temasta olduğu, gelişmelerden Erdoğan’ı haberdar ettiği ve  Erdoğan’dan aldığı talimatları da işadamlarına ulaştırdığı belirlendi.

‘ARKADAŞ’ ‘SAKALLI’ VE ‘BEYFENDİ’ 

Soruşturma kapsamında yapılan çalışmalarda grubun gizliliğe çok ciddi riayet ettikleri, grup yöneticileri hakkında kod isim kullandıkları tespit edildi.

İddiaya göre Yasin  El Kadı için ‘Abi’, Bilal Erdoğan için ‘Arkadaş’, Tayyip Erdoğan için ‘arkadaşın babası’ yada ‘Beyfendi’, dönemin Enerji Bakanı Taner Yıldız için de ‘sakallı’ kodlaması kullanılmış.

Mesela 2 Nisan 2012 günü saat 23.16’da Usame Kutup , Başkana Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan’ı arayıp “Abicim, abi Beyfendi’yi görmek istiyor” diyor.

Bu görüşmenin sonunda Yasin El Kadı ile Erdoğan randevusu ayarlanıyor.

29 Eylül 2012 tarihli bir başka görüşmede ise Usame Kutup Hasan Doğan’a “Abicim, abi hem Beyfendi hem de Hakan Bey’le görüşmek istiyor” diyor. Hasan Doğan da hem Erdoğan’ın hem de MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın katılacağı bir görüşme ayarlıyor.

Bu arada soruşturma evraklarına göre Yasin El Kadı görüşmelerinin kaydedilmesinden korktuğu için kriptolu telefon talep ediyor.

Özetle 25 Aralık soruşturmasına konu olan yapılanma ve suçlamalar bu şekilde.

Girişte de kısaca özetlediğim gibi Erdoğan, emniyet ve yargıya müdahale ederek soruşturmaları durdurdu.

Savcı Muammer Akkaş görevden alındı yeni savcılar da soruşturmada takipsizlik kararı verdiler. Aralarında Bilal Erdoğan’ın da bulunduğu 96 şüpheli hakkında kovuşturmaya yer olmadığına hükmedildi.

Soruşturmayı yürüten güvenlik bürokratları ise “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya çalışmakla” suçlandı.

Dosya kapatıldı ancak deliller hala ortada duruyor.

Üstelik soruşturma konusu olayların seyri, yaşanan gelişmeler soruşturmayı teyit eden türden.

Yazı dizisinde özellikle dönemin Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım önderliğinde yürütülen rüşvet toplama ve Havuz medyasının oluşturulması sürecine yakından bakacağız.

Çünkü söz konusu veriler son derece açık, üzerinde yorum yapmaya bile fırsat bırakmayacak kadar net.

Okuyun ve karar verin bu bir darbe girişimi mi yoksa nizami bir yolsuzluk soruşturması mı?

Bu arada hatırlatayım, tüm konuşmalar, telefon kayıtları soruşturma dosyalarında, açık kaynaklarda ve fezlekede mevcut.

BİR GARİP MEDYA OPERASYONU 

Önce skandalın merkezindeki Sabah-ATV grubunun hikayesine bakalım.

Bilindiği gibi Çalık Holding 5 Aralık 2007’de TMSF üzerinden Ciner Holding’e bağlı Merkez Medya Grubu’nu 1.1 milyar dolara satın aldı. Satın alma işlemi için kamu bankalarından 750 milyon dolarlık kredi kullanıldı.

Söz konusu grubun Çalık Holding’e devri 2008’de tamamlandı ve grup bütünüyle Turkuvaz Medya’nın oldu.

Temmuz 2008’de ise Turkuvaz Medya’nın yüzde 25 hissesi Katar Yatırım İdaresi’nin iştiraki olan Lusail International Media’ya devredildi.

Medya grubu görünüşte Ahmet Çalık’ın olsa da yönetimi Erdoğan ailesinin elindeydi. Medya Grubunun başında Serhat Albayrak vardı. Ancak bu durum Erdoğan ailesi için yeterli görülmüyordu.

2012’ye gelindiğinde Turkuvaz Medya’nın satışı gündeme geldi.

Rekabet Kurumu’nun 19 Aralık 2013 tarihli onayı ile Çalık Holding bünyesindeki Turkuvaz Medya’nın yüzde 75’lik hissesi Ömer Faruk Kalyoncu’nun yönetim kurulu başkanı olduğu Zirve Holding’e devredildi.

Sıradan bir ticari faaliyet-devir gözüken bu hadise aslında dev bir skandaldı. Çünkü yüzde 75’lik hisse resmiyette 300 milyon dolara devredilmişti ama gayri resmi rakam 700 milyon dolardı.

Lusail International Media 12 Eylül 2014’te Rekabet Kurumu’na başvurarak Sabah ve ATV’deki hisselerinin tamamını Zirve Holding’e  devretti. Böylece Turkuvaz Medya’nın tamamı Zirve Holding’in olmuştu.

Bu devir esnasında Sabah – ATV grubu ile ilgilenen sadece Kalyoncular değildi.

ABD’li medya devi Rupert Murdoch’ın sahibi olduğu News Corporation Sabah Grubu için 1 milyar dolarlık teklif hazırladı. Buna dair bilgiler grubunu gazetesi Wall Street Journal’de yayınlandı.

Hatta ABD medya devi satış işlemi için Goldman Sachs şirketini yetkilendirdi.

Ancak Sabah Atv grubu 1 milyar dolarlık teklife rağmen Aralık 2013’te şirket sermayesi 190 milyon dolar gözüken Zirve Holding’e –resmi kayıtlara göre- 300 milyon dolara devredildi.

Yazının ilerleyen bölümlerinde detaylarıyla anlatacağım ama bu noktada kısa bir parantez açalım.  Çünkü söz konusu 300 milyon dolar rüşvet olarak işadamlarından toplanan para. 100 milyon dolar 29 Mayıs 2012’de ihalesi yapılan, 26 Ağustos 2016’da hizmete giren 3. Boğaz Köprüsü ihalesini alan İÇtaş-Astaldi grubundan temin edildi. Şirketin sahibi İbrahim Çeçen bu projeyi alma karşılığında rüşvet havuzuna 100 milyon dolar yatırdı.

Rüşvet havuzuna akıtılan paraların bir diğer kaynağı ise İstanbul üçüncü havalimanıydı.

3 Mayıs 2013’te ihalesi yapılan projeyi Cengiz-Limak-Kolin-Kalyon-Mapa konsorsiyumu kazandı. Toplam rakam 26 Milyar 142 milyon Euro olarak belirlendi. İhaleyi alan iş adamları rüşvet havuzuna 100’er milyon dolar gönderdi.

İLK TOPLANTI İLK TALİMAT 

Sabah-ATV grubunun Çalık Holding’ten Zirve Holding’e satış-devir hikayesi ana hatlarıyla böyle.

Ancak bu görünüşte böyle. Realite çok farklı ve perde gerisinde yaşananlar soruşturma esnasında ortaya çıktı.

Bu aşamada soruşturma evraklarına bakalım ve gün gün, saat saat bakalım neler olmuş. Erdoğan’ın bu süreçteki konumu neymiş, ‘gerçek patron’ kimmiş?

Tarih 21 Temmuz 2013.

Erdoğan Turkuaz Medya’ya el koyma ve bu iş için ‘naylon patron’ olarak Ömer Faruk Kalyoncu’yu görevlendirmek için görüşmelere başlıyor.

Öğleden sonra saat 15:51’de Erdoğan ile Orhan Cemal Kalyoncu telefonda.

Erdoğan “neredesin Orhan, Faruk nerede, iftardan sonra bir iki görüşme yapacağım” dedikten sonra “Bizim evde bir görüşme yapalım sen Faruk’a da söyle”  demiştir.

Orhan Cemal Kalyoncu da “Tamam Faruk’u da alır gelirim efendim” demiştir.  (Faruk ilerleyen bölümlerde ‘genç arkadaş’ olarak tapelere konu olacak , 1977 doğumlu genç bir işadamıdır)

Aynı gün. Saat 16:01

Orhan Cemal Kalyoncu ile Berat Albayrak telefon görüşmesindedir.

Berat Albayrak “Akşam görüşüyoruz abi tamam mı ?” diyerek toplantıya katılacağını Kalyoncu’ya söylüyor.

İlerleyen telefon trafiklerinde göreceğiniz gibi Berat Albayrak Turkuvaz Medya’nın Erdoğan ailesine geçiş sürecinin önemli aktörlerinden.

Gün içerisinde yapılan bu görüşmelerden sonra Erdoğan Kısıklı’daki evine geçmiş ve Kalyoncu’larla bahsettiği toplantıyı yapmıştır.

Bu toplantının üç gün sonrası.

24 Temmuz 2013. Saat 19:53.

Berat Albayrak ile Orhan Cemal Kalyoncu görüşmektedir.

Kalyoncu kendisine önerilen projeye dair netleştirme yapmak istemektedir. Albayrak’a “Dün toplantılarımız vardı bu şeyle ilgili. Faruk’un sana uğramasına gerek var mı bu ara” diye sorar.

Albayrak ise “Yani gerekiyorsa, kafasında soru işareti varsa uğrasın” diye cevap verir. Tapelere yansıyan görüşmelere göre devir işlemi için yapılacak naylon yapının koordinatörlüğünü de Berat Albayrak yürütmektedir.

Çünkü bir sonraki tape (Eylül 2013)ye göre Erdoğan ile Berat Albayrak devre dair detayları tartışıyorlar.

Berat Albayrak “O zaman yüzde 75’lik kısmı arkadaş için başlatıyorum” dedikten sonra şöyle devam ediyor “ Ben o zaman o arkadaşlar kanalıyla süreci başlatıyorum o zaman, protokol sürecini, de mi, o isimde mutabıksak

Erdoğan ise ‘Hangi isimde?’ diye cevaplıyor.

Berat Albayrak cevaben “Malum arkadaş var ya. Genç arkadaş. Genç arkadaş üzerinden protokolü başlatıyorum”

Burada bahsi geçen ‘genç arkadaş’ 1977 doğumlu Ömer Faruk Kalyoncu.

Erdoğan ise daha önce konuşulan naylon patron olayını bildiği için telefonda şöyle devam ediyor :

Tabi tabi, hem o hem o, ona öbürünü de katalım. Yani onun üzerinden başlatalım” 

Berat Albayrak cevaben “Tamam, sadece onun üzerinden, okey” diyerek konuşmayı sonlandırıyor.

Delil klasörleri arasında yer alan bu görüşmedeki ‘malum arkadaş’ Cemal Kalyoncu, ‘genç arkadaş’ ise Faruk Kalyoncu’ya işaret ediyor.

Telefon tapelerine yansıyan diyaloglar, mutabık kalınan süreçler gerçek patronun Erdoğan ailesi olduğunu net olarak gösteriyor.

Tam da planlandığı gibi ‘genç arkadaş’ üzerinden devir işlemi gerçekleştirilir ve 20  Aralık 2013 itibariyle Turkuaz Medya’nın yüzde 75’lik hissesi Ömer Faruk Kalyoncu’nun yönetim kurulu başkanı göründüğü Zirve Holding’e satılıyor.

Peki bu devirdeki para trafikleri nasıl döndü. Perde gerisinde neler yaşandı ? Yine dönüp soruşturma evraklarına bakalım.

BAKAN İHALEYİ İŞADAMLARI İLE İHALEDEN ÖNCE İSTİŞARE EDİYOR 

13 Ağustos 2013. Saat 14:33

AKP döneminin en meşhur işadamlarından, bu soruşturma kapsamındaki bir telefon tapesindeki ‘milletin a… koyacağız’ sözüyle hafızalara kazınan Mehmet Cengiz AKP döneminin bir diğer yıldız işadamı Celal Koloğlu ile telefonda görüşmektedir.

Mehmet Cengiz bir gün önce dönemin Karayolları Genel Müdürü (Bugünün Ulaştırma Bakanı) Orhan Turan ile görüşmüştür.

Görüşmeden elde ettiği bilgileri Koloğlu’na aktarır: “ Bu yap işlet devret işi, normal bir iş değil. Birisi bir milyar dört yüz elli milyon dolarlık iş. Bu şey tarafı. Anadolu Tarafı, bir de bir milyar yüz milyon dolarlık iş”

Koloğlu ise Cengiz’e “Beyfendi’ye ne diyeyim?. Cumartesi bir daha görüşeceğim, bir şey diyeyim mu bu konuda” diye soruyor.

Telefon görüşmesine konu olan proje o dönemde henüz ihalesi olmamış 2,5 milyar dolarlık Kuzey Marmara Otoyol İhaleleridir. Henüz kamuoyuna açık olamayan bilgiler yandaş işadamları ile ‘istişare’ edilmektedir.

İstişare görüşmeleri sadece işadamları arasında değildir.

Söz konusu görüşmeden bir hafta sonrası.

20 ve 21 Ağustos 2013

Bu kez AKP döneminin gözde işadamları Celal Koloğlu, Mehmet Cengiz ve İbrahim Çeçen dönemin Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ile buluşurlar.

Toplantı rüşvet havuzunun şekillenmesindeki kilometre taşlarından birisidir.

Bu buluşma öncesi Ulaştırma Bakanlığı özel kalem müdürü Ahmet  Ataşçı işadamlarını tek tek arayıp toplantının önemli olduğunu, mutlaka katılmaları gerektiğini tebliğ eder.

Toplantıdan bir hafta sonrası.

20 Ağustos 2013. Saat 17.19

Mehmet Cengiz ile Celal Koloğlu telefondadır. Halen internette de bulunabilen bu görüşmeye göre Koloğlu kendisine yüklenen ‘misyon’dan çok mutlu değildir. “Görüştüm abi görüştüm de kafam karma karışık oldu ya abi ya” dedikten sonra bakanla yaptığı görüşmeden aktarmaya devam ediyor.

Bakanın ‘Beyfendi’yle görüşeceğini, görüşmeden sonra planın netleşeceğini, Bakanın bu olayı kendisine verilmiş bir görev olarak tanımladığını söyledikten sonra “ bana görev verdi ben halledecem diyo” “kırk yılda böyle bir görev verilir güya sizlere de yani bunu yapmanız lazım diyor bunun şeyi yok diyor kaçar tarafı yok diyo ben de dedim ne emir verirseniz biz de elimizden geleni yaparız dedim ne deyim abi ben bunu söyledim başka  ne deyim abi söyle” “iki iki iki kısım diyor iki ye ayrılmış diyo” “bir diyor ıı işte bi tarafta ATV var bir takım şeyler var öbürüne de diyor gazete ve A Haber var diyor” “he yani ikiye ayrılmış bunu diyor büyük bir … öyle de böyle halledeceğiz başka bunu diyo sıkıntıdayız diyo hallolacak diyo bu iş ne deyim abi yani diyecek birşey bırakmadı ki” diyor.

Koloğlu’nun anlattıklarının tercümesini yapalım. ‘Beyfendi’ malum olduğu üzere Erdoğan.

‘Görev verilen’ kişi Binali Yıldırım.

‘Görev’ ise ATV Sabah grubunun yüzde 75 hissesinin Çalık Holding’ten alınarak Kuzey Marmara Otoyolu ihalelerine katılan işadamlarından toplanacak rüşvetle alınması planı.

Soruşturma evraklarında yer alan bir başka Erdoğan – Berat Albayrak görüşmesi ise işadamı Koloğlu’nun anlatımlarını teyit ediyor.

Berat Albayrak Sabah-ATV’nin satın alınmasına dair Erdoğan’ı bilgilendirmek için arıyor.

Albayrak özetle şunları söylüyor: “Binali Bey tarafıyla ilgili, Ahmet Bey ile görüştüler Cumartesi günü. Rakamsal olarak tedarik noktasında kendi yükümlülük tarafını karşılıyor. Çoğunluğu önümüzdeki haftaya kadar halledecek. Geri kalan yüzdelik kısmın 4’te 1’ini ise ay başı gibi hallediyor

Erdoğan ise konuya oldukça hakim.

Berat Albayrak’ın özetine “O aşamaları Binaliyle konuştuk. Onları da gelince konuşuruz” diye cevap veriyor.

Tapelerden devam edelim.

20 Ağustos 2013. Saat 22:42

Mehmet Cengiz ile Cemil Kazancı görüşmesi.

Cengiz Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ı işaret ederek “ Beni gene yarın Ankara’ya çağırdı. Yarın Ankara’ya gidiyorum ben öğleden sonra, Sabah konusunda” diyor.

Bir gün sonra:

21 Ağustos 2013 saat 11:40

Mehmet Cengiz dönemin Ulaştırma Bakanlığı Özel Kalem müdürü Ahmet Ataşçı’yı arayıp “Ahmetçiğim geliyorum toplantı var bugün” diyerek önemli bir toplantı için Ankara’da olacağını haber veriyor.

Ahmet Ataşçı ise cevaben “Süleyman Beyin orada saat 17’de başlayacak”  diyerek toplantıya dair yönlendirmeleri yaptığı görülüyor.

Telefon trafikleri toplantıdan sonra da devam ediyor.

Aynı gün , saat 18:45

Mehmet Cengiz MNG Holding’in patronu Mehmet Nazif Günal ile görüşüyor ve bakanla toplantı halinde olduğunu, çıkınca ona gideceğini söylüyor .

22 Ağustos 2013 – Rize 

Erdoğan bir dizi program için Karadeniz turundadır.

Aynı günlerde AKP’nin yıldız iş adamları kendi aralarında istişarelerini sürdürüyorlar.

22 Ağustos 2013. Saat 13:55

Mehmet Cengiz İbrahim Çeçen’i arayıp ertesi Erdoğan Rize’de olduğu için Rize’ye gideceğini haber veriyor.

Çeçen de konuyu iyi bildiği için “işte gider bu basın masın işlerini halledersin olum sen de” cevabını veriyor.

Konuşmanın bundan sonrası hayli ilginçleşiyor. Çünkü Erdoğan ile işadamları arasındaki kurulu rüşvet düzeni herkesin bilgisi dahilinde.

Çeçen ,  Cengiz’in “sana girecek oradan fatura da o zaman sen diyeceksin yani” demesi üzerine, “Ha ha sanki niye bana benim havalanım yok… bana fatura versin ya… (gülüyor) Celal’le yolda konuştuk, dedim bana ne vermiş oğlum size vermiş ben bana ne verecek yani bana bir şey verdiyse tamam hay hay başımın üstüne” diyor.

İnternete düşen ses kayıtlarına da yansıdığı gibi, büyük ihaleleri alan işadamları ihale karşılığı milyonlarca doları rüşvet olarak vermeyi işin raconu olarak kabul ediyor.

İbrahim Çeçen aynı dönemde 3.köprü ihalesini kazanmıştı. Söz konusu telefon görüşmelerine göre Çeçen kendisinden istenen 100 milyon dolar rüşvetten rahatsızlık duymuyor. Hatta kendisini yeni havalimanı projesine katmaları durumunda vereceği rüşveti 150 milyon dolara çıkarabileceğini söylüyor.

Ayrıca Çeçen’in “sanki niye bana, benim havalimanım yok” demesi medyanın devri konusunda işadamlarından toplanacak paraya işaret ediyor.

Nitekim 3.Havalimanı projesini Cengiz-Limak-Kolin ortaklığı kazandı. Söz konusu medya grubunun alınması için de bu üç işadamından 100’er milyon dolar rüşvet toplandı. Telefon kayıtları bu trafiği açıkça gösteriyor.

Medya grubunun rüşvet havuzunda toplanan paralarla satın alındığını, gerçek patronun Erdoğan ailesi olduğunu teyit eden bir başka telefon tapesi.

İHALE BÜYÜKSE RÜŞVET DE BÜYÜK 

20 Eylül 2013. Saat 20:34

İşadamları Nuri Özaltın ile Hayrettin Özaltın görüşüyor.

Kendi aralarında kendilerinden 20 milyon dolar istendiğini, diğer işadamlarından istenen paraların daha büyük olduğunu konuşuyorlar.

Hayrettin Özaltın “O kadar istiyor olmalarının sebebi de şey, Şey var nedir, önlerinde iş var da” deyince Nuri Özaltın devreye girip “…neyse telefonda olmaz” diyerek konuyu kapatıyor.

Bu telefonda geçen “önlerinde iş var” ifadesi üçüncü havalimanı ve üçüncü köprü inşaatını işaret ediyor.  Yani büyük ihalelere girenler büyük rüşvetler veriyor.

Erdoğan 25 Ağustos 2013’te Çaykur Rizespor Mehmet Cengiz Tesislerini ziyaret eder. Mehmet Cengiz’le görüşür.

Söz konusu görüşmenin akabinde Mehmet Cengiz ve Hayrettin Özaltın telefonla görüşüyor:

27 Ağustos 2013 – Saat 12:22

Cengiz “Kaçtınız ama hiçbir şey fark etmedi. 500 bin Euro, Limak, Kolin, sen Adnan. Ama bu Rizespor’a tabi. Asıl şey duruyor, bomba”  Cengiz bu bölümde oldukça keyiflidir ve gülerek devam eder.

Özaltın ise “abi bizim olmadığımız yerde bize niye ceza kesiyorlar abi ya biz yokuz ki bizde davet de yoktu orda” dese de Cengiz “konuşursun, Adnan bey size tebliğ edecek, Adnana görev verildi” diye cevap verir..

Erdoğan Rizespor ziyareti sırasında işadamları Nihat Özdemik, Celal Kuloğlu, Hayrettin Özaltın ve Adnan Çebi’den 500’er bin Euro para toplanması talimatı vermiştir.

NAYLON PATRON İÇİN NAYLON ŞİRKET KURULUYOR 

SABAH-ATV’nin kurulması için lazım olan rüşvetler dağıtıldıktan sonra iş medya grubunu Erdoğan ailesi adına alacak gruba geliyor.

20 Ağustos 2013 – Saat 20:37 

Cemal Kalyoncu ile Berat  Albayrak telefonla görüşmektedir.

Albayrak “görüş bu hafta bazı şeyler olacak ona göre tekrar haberleşiriz. Siz de iyi keyifler iyi bir sıkıntı yok inşallah” derken Kalyoncu “bir konuda istişare etmek isterdim seninle ya” dediği, Albayrak’ın “tamam abi bir akşam gibi şey yapalım mı görüşelim” diye cevapladığı görülüyor.

Albayrak’ın ‘bu hafta bazı şeyler olacak’ dediği cümledeki önemli şeylerin ne olduğu üç gün sonra anlaşıldı. Turkuvaz Medya’nın devredileceği Zirve Holding 23 Ağustos 2013 günü kuruldu.

RÜŞVETLER MİKTARLARI TEBLİĞ EDİLİYOR 

Sürecin en önemli toplantılarından birisi 3 Eylül 2013’te Ankara’da yapıldı.

PTT Ahlatlıbel Sosyal Tesisleri’nde Binali Yıldırım ile bir araya gelen malum işadamları medya grubunun satın alınması için gerekli olan paranın –rüşvetin dağıtılması için son rötuşları yapacaklardır.

İşadamları ile bakanlık bürokratları arasında gün boyu telefon trafiği döner ve o akşam toplantı PTT Ahlatlıbel Şark Köşesi’nde gerçekleştirilir.

Toplantıya  Mehmet Cengiz, Nihat Özdemir, Hayrettin Özaltın, Adnan Çebi ve İbrahim Çeçen katılmıştır.

Toplantının içeriği ise işadamlarının kendi aralarında yaptıkları telefon görüşmelerinde ne olarak gözüküyor.

4 Eylül 2013 Saat 10:07 

Mehmet Cengiz – Hayrettin Özaltın görüşmesi.

Özaltın Cengiz’e “dünden bu yana kendini nasıl hissediyorsun” diye sorar.

Cengiz “ben ee o Nihat’ı gördükten sonra rahatladım he hee” diye cevap veriyor.

Diyaloglar uzun ve ilginç.

Söz konusu tape halen internette bulunabiliyor.

İlgili tapenin şu bölümünü buraya almakta fayda görüyorum:

Cengiz: “30 30 30 … Adnan da mahvoldu Adnan’ı göremedin mi akşam simsiyah olmuştu”

“Hayrettin aman ha bunu hiç kimseyle paylaşmaman lazım ya”

Özaltın: “ yok yok hiç merak etme ya” “ya ben daha da şey yapsaydım düşük ver söyleseydim yok demezdi herhalde değil mi”

Cengiz “almazlar” “bu da hey 100 verdiği yere sen yani sen neyi konuşuyorsun kardeşim ya sen 20 vereceksin da Allah için Adnan’a fazla oldu tek mağdur olan Adnan oldu sen 30 vermen lazım Adnan’a 20 vermesi lazım doğru mu

Özaltın: “90 altı yani düşük rakam verseydim almazdı öyle mi” 

Cengiz : “Adnan işi Allah için konuştuktan sonra senin 30 vermen lazım” “kardeşim senin şimdi yani ne alakası var Hayrettin ya bu demiryolunun yapılmasıyla o para bizden çıkmayacak mı” “he Adnan öyle bir işi mi var” “abi sen sen için birşey değil ki Hayrettin gözünü seveyim ya”

Cengiz: “yav sen ben sana birşey bir diyeyim en en az sen geçtin de niye öyle konuşuyorsun Hayrettin ya… ya bu para bizden çıkacak da Hayrettin ya” “eee biz alıştık da bi bi bir hafta sonra gayet normal karşılarsın sen hee hee

Görüşmenin meali şu:  Binali Yıldırım toplantıda medya grubunun devri için oluşturulacak rüşvet havuzuna Mehmet Cengiz, Nihat Özdemir ve Celal Koloğlu’nun her birinden 100’er milyon dolar, Adnan Çebi’den 30 milyon dolar ve Hayrettin Özaltın’dan 20 milyon dolar toplanacağı, tüm işadamlarından 700 milyon dolar toplanacağı tebliğ edilmiş.

Cengiz’in Özaltın’a bahsettiği demiryolu projesi ise Palu-Genç-Muş arasında yapılacak olan 114 kilometrelik Demiryolu Deplase Yapım İkmal ihalesidir.

İşadamı Celal Koloğlu ise toplantının yapıldığı tarihte ABD’de olduğu için katılamamıştır. Dönüşte bilgilendirilir.

Tarih 11 Eylül 2013 – Saat 10:18 

Mehmet Cengiz – Hayrettin Özaltın görüşmesi

Cengiz “dün haberi aldı yatıyor

Aynı gün öğleden sonra 16:32 

Mehmet Cengiz – Hayrettin Özaltın görüşmesi.

Cengiz  “Adnan için de fazla oldu yani” “burnundan soluyor neyse bi kadeh rakı içirdim ona” 

Özaltın “ya bana da fazla oldu”

Cengiz “sana ne fazla oldu ib..lik g..lük yapma s..erim belanı ha” “aslında Adnan’ın ki 20 senin ki 30 olması lazım doğrusu o ben adalet Allah için konuşuyorum Allah için doğru mu“

Özaltın “Adnan’la beraberdik cumartesi pazar aklına geldiyse üfffff üffff diye derin diyor nefesi derinden alıyor

BİNALİ YILDIRIM  TELEFONLARI SÖKTÜRÜYOR 

17 Eylül 2013 – Saat 19:42 

Mehmet Cengiz ile Hayrettin Özaltın görüşüyor .

Konuşma hayli ağır küfürler, argo ifadeler içerdiği için buraya almadım. Ancak Mehmet Cengiz’in ifadelerinden neler demiş olabileceğini tahmin edebilirsiniz.

Görüşmelerden anlaşılan şu: Binali Yıldırım tarafından medya grubu devri için kendilerinden rüşvet istenen Mehmet Cengiz, Hayrettin Özaltın, Adnan Çebi, İbrahim Çeçen ve Celal Koloğlu para miktarlarının yüksek olması nedeniyle ağır strese girmiş.

Bu arada telefon trafiklerinden anlaşıldığı kadarıyla toplantının gizliliğine çok dikkat edilmiş ve teknik takip ihtimaline karşı bizzat Binali Yıldırım tarafından telefonlar sökülmüş.

Sonuç olarak 3 Eylül 2013’te Ankara’da yapılan toplantıdan çıkan rüşvet dağılımı şu şekilde olmuş:

Mehmet Cengiz 100 milyon, Nihat Özdemir 100 milyon, Celal Koloğlu 100 Milyon, İbrahim Çeçen 100 milyon, Adnan Çebi 30 milyon ve Hayrettin Özaltın 20 Milyon dolar.

Sabah ATV’nin alınması için naylon şirket kurulmuş, devir için gerekli olan para işadamlarından rüşvet olarak toparlanmış ve şimdi durumun Ahmet Çalık’a tebliğ edilmesi aşamasına gelinmiştir.

9 Eylül 2013 

Erdoğan ile Berat Albayrak görüşüyor.

Berat Albayrak , Erdoğan’a “Bu Katar olayını soracaktım, dün konuştuk, siz bahsettiniz ya İstanbul’a gelince konuşalım diye. Şimdi nasıl bir yol şey yapalım orada ? Şimdi gerekirse Katar’a ben de gideceğim, olmadı o seyahatte şey yapalım dediniz nasıl bir yol izleyelim orada? Şöyle bir durum var, Katar’ın yüzde 25 dahi olsa en ufak bir hususta onayı olmadan hukuken sözleşme yapamıyoruz hiçbir konuda. Şöyle ki onlardan hem yazılı onay almamız lazım hem de resmi satış rakamını onaylamaları lazım. Şöyle ki onların kendi satın alma opsiyonu bile var. Gerekirse hani, bu fiyata mı satıyorsunuz ben alırım deme hakları bile var. Dolayısıyla burada biz öncelikli burayı bitirmemiz, hukuki açıdan yarın bir gün sıkıntıya düşmemek açısından da önemli” diye yol haritasını soruyor.

‘BEYFENDİ’ SABAH İÇİN KATAR YOLUNDA 

Erdoğan ise konuya hakim olduğunu gösterir bir şekilde “Şöyle bir şey var, yani bu kalabiliriz diyor. Hatta onlar burada spor kanalı da açmayı arzu ediyorlar” diyor.

Berat Albayrak devamında “Tabi onlar el-Cezire Türkiye’de başarısız oldular. Bir de yeni medya girişimleriyle ilgili ayrı planları var zannediyorum. Tabi mevcut yapıdan ayrı farklı şeyler yapmaları…” şeklinde konuşuyor.

Erdoğan ise “Oraya gitmekte zannediyorum bir fayda olacak. Ben ona bazı incelikleri anlattım, anlattıktan sonra tamam haklısın dedi. Yani onu konuşacağız.” diye konuşuyor.

Berat Albayrak ise devamında “şöyle ki her halükarda zaten oraya gitmek gerekecek de, oradaki husus şöyle; yani, biz bu adamlarla mevcut ortaklık sözleşmesi çok ağır bir sözleşme, bunun sadece satış değil sonrası için de kim olursa olsun çok zor bir süreç. Yani %25’le %51’lik hakları var birçok konuda gerekirse yani. Karar alma, onay alma, izinler, çoğunluk sağlanması gibi falan. Yani, bundan sonrası artık bunu yenilemek lazım artık bu %25’i.” Diyor.

Erdoğan ise “Konuşuruz onların hepsini işte” diyerek konuşmayı bitiriyor.

Bu aşamada durup bu konuşmaların ne anlama geldiğine bir daha bakalım.

Erdoğan başbakan ve hisse devrini konuştukları firmayla resmi hiçbir ilişkisi yok. Her ne kadar damadı Albayrak Çalık Holding’in o dönemdeki CEO’su olsa da konuşmaya konu olan konu ticari bir faaliyet.

Dahası Albayrak’ın danışıp talimat aldığı hususlar satıştan sonraki dönemi kapsıyor. Yani hadise Çalık Holding’ten çıkmış ve yeni sahibi Zirve Holding’i ilgilendiren konular.

Berat Albayrak ile Erdoğan arasındaki görüşmelerin devamında Katarlılara ait yüzde 25’lik hissenin bir şekilde satın alınması ve geri kalan yüzde 75 lik bölümün rüşvet havuzunda toplanan para ile alınması konusunun detayları görüşülüyor.

Berat Albayrak “ Bilal şey demişti, olmadı bu %25’i Ethem Bey’ler üzerinden yaparız, direkt onları onla ilişkilendiririz, o onu çözer artık; vadesi, yapısı… gibi bir formül üretmişti, aslında o da çok mantıklı bir formül. Hem hani vadesiydi, ödemesiydi hem de onun karşılığı durumu noktasına getirilebilir demişti. O iradeyi aldıktan sonra gerek Ahmet Bey olur gerek Ethem Bey olur, kimse, onun adını koyulabilir diye baktık”  diye üretilecek formüle dair önerileri sıralıyor.

Erdoğan ise “Onlar tamam, o aşamaları Binaliyle konuştuk” diye cevap veriyor.

Berat Albayrak “Binali Bey tarafıyla ilgili, Ahmet Bey ile görüştüler Cumartesi günü. Rakamsal olarak tedarik noktasında kendi o yükümlülük tarafını karşılıyor. Ahmet Bey’le ben Perşembe görüşmüştüm, Cumartesi de Ahmet Bey’le başbaşa kendisi görüşüp mutabık kaldılar. Çoğunluğunu önümüzdeki haftaya kadar halledecek” diyor.

Erdoğan ise ‘Onları da gelince konuşuruz” diyerek konuşmayı bitiriyor.

15 Eylül 2013 günü Erdoğan İstanbul’da Ahmet Çalık ile görüşerek bir sonraki aşamaya geçmiştir.

YARIN: ‘BU İŞİ HALLEDECEKSİNİZ KARDEŞİM’

Please publish modules in offcanvas position.