Rejimin yeni oyun alanı Libya

YORUM | Prof. Dr. MEHMET EFE ÇAMAN

Arap Baharı’ndan sonra istikrarsızlaşan Ortadoğu’daki ülkelerden biri olan Libya, 2011’den bu yana fiilen ikiye bölünmüş durumda. Başkent Trablus Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) tarafından kontrol ediliyor. UMH, Birleşmiş Milletler (BM) ve Avrupa Birliği (AB) tarafından destekleniyor.

Ancak UMH kontrolünde düzenli bir ordu tesis edilemedi. Diğer tarafta, UMH’ye karşı savaşan Libya Milli Ordusu (LMO), General Khalifa Haftar tarafından komuta ediliyor. Şu an Libya’da düzenli ordu olarak görülebilecek tek güç, LMO. LMO, uzunca süredir Trablus’u kontrol ederek Libya’daki tek meşru güç olmayı hedefliyor. Elinde Libya Hava Kuvvetleri’ni de bulunduran LMO, sahada askeri bakımdan hâkim güç görünümünde.

Küresel ve bölgesel güçlerin Libya krizindeki tutumları, genellikle sahadaki durumla kendi stratejik çıkarları arasında bir yerlerde şekilleniyor. Rusya ve Fransa’nın yanı sıra, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) LMO’yu destekliyor. ABD her ne kadar kâğıt üzerinde UMH’yi destekliyor görülse de, Trump yönetimi LMO’nun sahadaki fiili gücünü tartarak, kapıyı aralık bırakıyor. 15 Nisan 2019’dan bu yana arka kapı diplomasisi yapıyor. Trump’ın General Haftar ile görüştüğü biliniyor. LMO, ülke genelini kontrol ettikten sonra, General Haftar içeride ve dışarıda kendisini Libya’nın lideri olarak kabul ettirmeyi hedefliyor. Bunu yapabilmesi için Libya’nın başkenti Trablus’a girerek hem lojistik ve stratejik, hem de moral-üstünlüğünü kabul ettirmesi gerek. ABD’nin ne yapacağı bu bağlamda çok önemli! General Haftar Muammer Kaddafi’ye 30 yıl kadar önce yapılan darbe girişiminin arkasındaki isim. Haftar bu darbe girişimi sonrasında ABD’ye kaçmıştı. 2011 yılında başlayan ayaklanmadan sonra Libya’ya geri döndü ve LMO’nun başına geçti. Haftar bu nedenle ABD ile derin bağlantılara sahip. LMO’nun bir koalisyon olarak Libya’nın doğusunda destek gördüğü ve bu coğrafyada hâkimiyet kurduğu gerçeğinin yanında, Libya’nın batısında aynı desteği bulamadığını tespit etmek gerek. Haftar’ın liderliğini yaptığı koalisyonda Selefi grupların da yer alması, ülkenin görece daha seküler batı bölgelerinde destek bulmakta zorlanmasını açıklayabilir. Fakat esasında Haftar’ın uzun vadede Selefi grupları tasfiye edebileceği düşünülebilir. Suudi Arabistan’ın bu grupların koalisyonda yer almasından dolayı Haftar’ın yanında olduğu dikkate alınacak olursa, Haftar seküler-kökten dinci dengesini – askerce bir rasyonaliteyle – kontrol ediyor denilebilir. Bunun yanında amaca ulaşmak için her yolu mubah gören Haftar, Libya’nın profiline en uygun tek adam haline gelebilir.

Haftar, 2012 yılında ABD büyükelçisi Christopher Stevens ve diğer üç Amerikalının ölümünden sorumlu cihatçılara karşı mücadele etmesi ve IŞİD’i doğu Libya’da bitirmesi bağlamında, ABD tarafından kabul görebilecek potansiyelde bir yerel lider olarak ortaya çıktı. Yani Selefi unsurlarla koalisyon kurması, yukarıda ele aldığım gibi, taktiksel bir manevra gibi görünüyor. Sahadaki realiteye göre yapılan bir hamle. Washington, Haftar ile yakın çalışabilir. Uzun süre ABD’de yaşamış olması, 2011 Arap Baharı kalkışmaları sonrası derhal Libya’da güçlü bir lider olarak profil kazanması, ABD yanında kısa sürede Fransa, Rusya, Suudi Arabistan ve BAE desteğini almış olması, Libya’nın yeni Kaddafi’si Haftar olabilir ihtimalini güçlendiriyor.

Fakat ABD, BM’nin arabuluculuk işlevinin altını oymamak için, Libya konusuna çok net yaklaşmıyor. Bunda, elbette sahada ne olacağının daha tam netleşmemiş olması da bir rol oynuyor olmalı. Bu nedenle Washington hâlihazırda – yukarıda vurguladığım gibi – arka kapı kanallar üzerinden Haftar’la iletişim kuruyor. Ve görünürde Trablus’taki UMH’yi muhatap alıyormuş gibi görünüyor. Aynı tutumun AB tarafından da benimsenmiş olduğunu söylemek yanlış olmaz. Özellikle ABD basınında Trump’ın Haftar’ı beraber çalışılacak bir lider olarak gördüğü bilgileri yer alıyor. Daha önce Obama’nın UMH yanında yer almış olması da Trump’ın Haftar’ı seçmesinde bir etken olabilir görüşüne yer veriliyor. ABD yönetimi şu an Ortadoğu’ya demokrasi götürmek gibi ütopik bir politikayı kesinlikle benimsemiyor. Zaten Ortadoğu’da demokrasiden çoğunluk diktasının anlaşılıyor olması, Batı bakımından bu kültür havzasına 21. yüzyıldaki bakışı iyice netleştiriyor. ABD bu bağlamda otoriter tek adam rejimlerini tercih ediyor. AB ise, “Komşuluk Politikası’nın” artık fiilen işlerlik şansı olmamasından dolayı, kendisine en az maliyeti olacak, yani en az göçmenle sonuçlanacak politikaları seçecektir. ABD’nin ortakları, Mısır ve Suudi Arabistan da Haftar’dan yana. Diğer bir ifadeyle, kimsenin maceracılığa girişme niyeti yok. Sahada olanlara göre tutum belirleyecekler. Bir seçimsel süreç, Libya’da en iyi ihtimalle rekabetçi otoriter bir sistemi bile kuramaz. Olacak olan, seçimlerden sonra veya seçimsiz bir biçimde, bir otoriter yapı. Haftar, şu an için bu tür bir yapının en önemli adayı gibi görünüyor.

Şimdi Ankara rejimi bir anda Libya’ya asker göndermeye karar veriyor. Herkes en fazla kâğıt üzerinde Trablus yönetimini desteklerken, Ankara sahaya bir asır sonra asker göndermenin verdiği neo-Osmanlıcı şehvetle, Suriye’den sonra şimdi de Libya’ya doğrudan askeri unsurlarla müdahil oluyor. Erdoğan açıkça meydan okuyarak, Libya’nın Osmanlı’dan kalan bir miras olduğundan bahsediyor. Bu demeçleri dünya basınına son dakika haberi olarak geçiyor. Yüzde yüz dışa bağımlı Türk silahlı kuvvetleri, Erdoğan rejiminin içinde işbirliği halinde olan İslamcılar, nasyonalistler ve Avrasyacılardan oluşan iyi, kötü ve çirkin ittifakı görünümünde, Türkiye’yi neo-emperyalist bir duruşla ve tümüyle güç politikası görünümünde, tehlikeli bir maceraya atıyorlar.

Oysa küresel aktörler bile an itibarıyla net bir politik çizgi belirlemiyor. Dahası kimse bir iç savaşa askeri unsurlarla müdahil olmak gibi bir çılgınlığa girişmiyor. Deniz aşırı bir bölge olan kuzey Afrika’ya askeri unsur sokmanın Ankara açısından ne gibi bir artısı olabilir. Haydi diyelim ki Suriye’ye asker göndermeyi PKK tehdidiyle halka lanse etti, ayrıca CHP ve İYİP’ten de destek aldı. Bunu güvenlikleştirerek rejimi konsolide etmede kullandı. Yani iç politik hedefler uğruna dışarıda risklere girdi. İyi ama Libya’yı böyle pazarlayabilecek ne gibi bir gerekçe üretecek? Kurmay Yüzbaşı Mustafa Kemal veya Osmanlı’nın mirası gibi saçma sapan ve delice argümanlarla Libya’ya asker gönderilmesini nasıl meşrulaştıracak? Libya’nın nasıl bir kara delik olduğu, orada kümelenen irili ufaklı üçüncü devletlerin tutumlarından da anlaşılmıyor mu? Bu kara delikten zerre kadar çekinmeyen Ankara rejiminin cesur olmaktan ziyade aptal olduğunu söylemenin diplomatik ve kibar bir yolu var mıdır? En azından ben bilmiyorum ve bu nedenle de işte aynen olduğu gibi yazdım. General Haftar’ın karşısına TSK’yı çıkartmak, Osmanlı’nın Balkan ve Birinci Dünya Savaşı kayıplarından sonra en ciddi askeri hezimeti beraberinde getirebilir. Dahası, bu askeri müdahalenin uluslararası bir bedeli de olur.

Rejimin yeni oyun alanı Libya. Büyük hatalardan biri daha yapılıyor. Erdoğan ve iktidarı, her gün biraz daha Türkiye’nin son 100 yıllık kazanımlarının altını oyuyor.