Evliliğin vazgeçilmezi: Paylaşım

YORUM | CEMİL TOKPINAR

Soğuk bir kış akşamı, bir pidecinin kapısından içeri yaşlı bir amcayla teyze girmişler, bir masaya oturmuşlar. Amca masaya gelen garsona, büyük bir pide, bir çoban salata ve bir ayran ısmarlamış. Garson az sonra siparişleri getirmiş. Amca pideyi ikiye bölerek yarısını teyzenin önüne koymuş, sonra salatayı ikiye bölerek tabağın karşı kısmına doğru itmiş, sonra ayran bardağını ortaya koymuş, önce bir yudum kendisi içiyor, sonra da teyze bir yudum alıyormuş.

Herkes “Ne tatlılar, iki tonton buraya gelmişler, bir kişilik yemeği ikisi yiyor zavallıcıklar…” diye onları izliyormuş…

Az sonra fark etmişler ki teyzenin önünde yarım pide ve salata olduğu gibi duruyor, kocasının afiyetle yemek yiyişini seyrediyor, arada bir de ayrandan bir yudum alıyormuş… Sonunda garsonlardan biri dayanamamış, yanlarına gitmiş:

“Affedersiniz, ben sizi izlemekten kendimi alamadım, lütfen izin verin, size bir pide kendi paramla ısmarlayayım” demiş.

Yaşlı amca:

“Teşekkür ederiz ama biz hâlimizden memnunuz. 50 yıldır evliyiz ve her şeyimizi işte böyle paylaşırız” cevabını vermiş.
Bunun üzerine genç garson teyzeye dönmüş:

“Peki, ama teyzeciğim, siz neden hiçbir şey yemiyorsunuz, neyi bekliyorsunuz?”

Yaşlı teyze cevap vermiş:

“Dişlerim kocamın ağzında, onları bekliyorum.”

Meğerse yaşlı çiftler paylaşımı oldukça abartmışlar!

“Hiçbir şeyi paylaşamıyoruz”

Dilerseniz fıkradan gerçek hayata dönelim. Telefonla arayan bir hanım okuyucum, eşiyle yaşadığı problemleri tek noktada özetliyordu: “Hiçbir şeyi paylaşamıyoruz. İşe gidince hiç arayıp sormaz. Ben arasam, sorularımı kısa cümlelerle cevaplayıp telefonu kapatır. Eve gelince de, ya televizyonun karşısına geçer ya da gazete okur. Hafta sonlarını benimle geçiriyor sanmayın. Ya toplantı ve iş gezisi olur ya da arkadaşlarıyla bir programı vardır. Söyleyin hocam, böyle evlilik olur mu?”

Bir erkeğin sorunu ise, çok az rastlanan cinstendi. Erkek eşiyle gezmeyi, yemeğe gitmeyi, ona çiçek almayı, kısacası paylaşmayı ve romantizmi çok seviyordu. Kadın ise, “Ne gerek var ki gezmeye. Oturalım evde işte. Bu çiçekleri niye aldın? Parana yazık. Solup gidecekler” diye itiraz ediyor, ancak şunu eklemeyi de ihmal etmiyordu:

“Biliyorum, bütün kadınlar bunları istiyor, bulamayanlar kavuşmak için can atıyor. Ama ben sıra dışıyım. Hoşlanmıyorum işte.”

İlginç değil mi? İlkinde bir kadın, ikincisinde bir erkek paylaşmak için can atıyor. Ama bir türlü evliliğin en vazgeçilmezlerinden olan “paylaşımı” başaramıyorlar.

Oysa fıkradaki amcayla teyze paylaşmayı başarmışlar ve yarım asırdır gül gibi geçinip gidiyorlar!

Hangisini tercih ederdiniz? Amca ve teyze gibi kadının hep sırasını beklediği bir paylaşmayı başarmak mı yoksa paylaşamayıp arayışlara girmek mi iyi olurdu sizin için?

“İkisinin de canı cehenneme” dediğinizi duyar gibiyim. Hani deveye iki seçenek sunmuşlar, “Yokuşu mu seversin inişi mi?” demişler. “İkisini de sevmem” demiş, “düzün suyu mu çıktı?”

Haklısınız. İki tarafın da memnun olduğu bir paylaşım varken kim ister aşırılığı veya yetersizliği?

Ne var ki, karşılıklı hak ve beklentilere uygun, iki tarafı da memnun eden dengeli bir orta yolu uygulamanın çok zor, ama çok önemli olduğu yerlerden birisidir aile ortamı. Ama her şeye rağmen paylaşımı oluşturmak ve arttırmak için elinizden geleni yapın. Fakat şunu da unutmayın: Paylaşım en verimli düzeye çıksa bile ikinizin de kendi özgürlük alanı içinde özel zamanları ve özel programları olmalı. Bu gerçeği kabullenmemek de ayrı bir huzursuzluk sebebi çünkü.

İşe nereden başlamalı?

Hiç kuşkusuz evlilik dinsel, düşünsel, sosyal, ekonomik, ruhsal, duygusal ve cinsel bir paylaşımdır. Paylaşımın temelini, karşılıklı beklentiler oluşturur. Sorun, beklentilere cevap verilmediği zaman ortaya çıkar. Ya paylaşacaksınız ya da geçerli bir mazeretiniz olacak. İkisi de yoksa kendinizi boşuna savunursunuz.

Neyi paylaşacaksınız?

Zamanı, bilgiyi, görgüyü, yemeği, sorunları, dertleri, sevinçleri, duyguları ve daha birçok varlığınızı.

Peygamberimizin (s.a.v.) evliliğe dair tavsiyelerinden çıkardığımız sonuca göre, evlenmeden önce adaylar “karşılıklı denklik ve uyuma, dindarlık ve güzel ahlâka, sevgiye ve özgür seçime” dikkat etmek zorundadır.

Bütün bu özellikler verimli ve yeterli bir paylaşım için son derece önemlidir. Söz gelişi, kadınların en çok şikâyet ettikleri sorunlardan birisi, eşlerinin kendileriyle az konuşmasıdır. Gerçekten eşlerin yaşadıkları günü değerlendirmeleri, ileriye dönük programlarını birbirlerine aktarmaları, bir haberi, bir bilgiyi paylaşmaları çok önemlidir. Ancak eşinizle aranızda eğitim ve kültür bakımından bir uçurum var ve siz onu azaltmak için kendinizi geliştirme yönünde hiçbir çaba harcamıyorsanız, nasıl diyalog kuracaksınız? Eğer böyle bir problem varsa, yapacağınız tek çözüm var: Kendinizi geliştirmek ve birbirinize yakınlaşmak.

Eşinizin ilgi alanlarına dikkat ediyor musunuz? Neleri izliyor, neleri okuyor, nelerin plânını yapıyor? Onu neler üzüyor, neler mutlu ediyor? Sakın hanımlar, “O da benim TV dizilerime ilgi duymuyor?” ya da erkekler, “O da benim izlediğim maçlara ilgisiz” demesin. Çünkü her ikisi de sizin evliliğinize bir mutluluk katmaz. Aksine sizi birbirinizden uzaklaştıracak ve yalnızlığa itip yakınmalara yol açacak iki sebeptir.

Özellikle dindar insanların eşlerinde görmek istedikleri ilk ve en önemli özellik, “dinini bilen ve yaşayan bir insan” olmalarıdır. Bu da başta kitap okuyarak, eğitim ve kültürel ağırlıklı sosyal faaliyetlere katılarak kendinizi geliştirmekle mümkün. Eşinin kitap okumadığından yakınan bir erkek, bulduğu formülü şöyle anlatmıştı: “Kitap okuması için para bile veriyorum. Ama yine yeterli seviyede okumuyor.” Kadınlar ise, eşlerine kitap okutmak konusunda büyük ölçüde çaresiz. Eşinin tüm ısrarlarına rağmen bir erkeğin cevabı şu oluyor: “Ben okumayı sevmem, bilmiyor musun?”

Okumayan ve kendilerini geliştirmeyen eşler, hangi düşünceyi paylaşacaklar? Ne konuşacaklar, birbirlerine neyi anlatacaklar?

Elbette eğitim ve kültür seviyesi eşit değil diye paylaşım çabanızı bir kenara atmayın. Çünkü tam istediğiniz gibi olmasa da duygu ve düşünce paylaşımını sürdürün. Birbirinize fıkra anlatmak bile kilitli bir ağızdan daha iyidir.

Kalp kalbe karşı

Peygamber Efendimizin (s.a.v.) hanımlarıyla paylaşmaya büyük önem verdiğini görüyoruz. O kadar ki, savaşa giderken bile eşlerinden birini yanında götürürdü. Böylece annelerimiz hem onun her anına şahitlik eder, hem de en zor hallerini bile paylaşır, hatta yardımcı olurlardı. Bu hususta Hz. Aişe ve Hz. Ümmü Seleme Validelerimizin bize örnek olacak hatıraları vardır.

Bediüzzaman Hazretleri, evlilikte paylaşımın önemini anlatırken şu bilgileri verir:

“İnsanın en fazla ihtiyacını tatmin eden, kalbine mukabil bir kalbin mevcut bulunmasıdır ki, her iki taraf sevgilerini, aşklarını, şevklerini mübadele etsinler ve lezaizde birbirine ortak, gam ve kederli şeylerde de yekdiğerine muavin ve yardımcı olsunlar. Evet, bir işte mütehayyir kalan (hayrete düşen) veya bir şeye dalarak tefekkür eden adam velev zihnen olsun, ister ki; birisi gelsin, kendisiyle o hayreti, o tefekkürü paylaşsın. Kalblerin en latifi, en şefiki; kısm-ı sâni ile tabir edilen kadın kalbidir.” (İşaratü’l-İ’caz)

Bu ifadelerde, kadın kalbinin inceliğine, hassasiyetine ve şefkatine de vurgu yapıldığını görüyoruz.

Acaba biz erkekler, kadınlardaki bu özelliklerin ne kadar farkındayız ve paylaşımlarımızda bunlara ne kadar dikkat ediyoruz?

Paylaşalım, ama nasıl?

Eşinizle aranızdaki paylaşım yeterli seviyede değilse, konuşarak iletişimin önündeki engelleri iyi belirleyin. Bazen konuşmayı çok seven insanların bile ağızlarını bıçak açmaz. Bazı eşler bu durumda hemen sözlü saldırıya geçerler. Oysa yapılacak olan, tartışarak konuşturmak değil, anlayarak çözmeye çalışmaktır.

Eşiyle diyalog kurmaktan kaçınan birisini, “yorgunluk, hastalık, uykusuzluk, iş yerindeki problemler, açlık, baş ağrısı, ödeyemediği borç, maddî bir sıkıntı, aldığı kötü bir haber” veya bir başka sorun etkilemiş olabilir.

Bu durumda konuşmayan bir eşe “iletişim dersi” vermeden önce yapmanız gereken, onu anlamaya çalışmak ve sorunu çözmesine yardımcı olmaktır. Bunu yapmadan beklentilerinizi sıralamak, hem bencilce bir yaklaşımdır, hem de aranızdaki sevgiyi azaltır.

Unutmayın: Ailede paylaşım, sorunları ve acıları da paylaşmayı gerektirir. “Dertlerin benim olsun, zevklerim senin olsun”, “Aşk bağının gülü ol da, dikenini bana batır” gibi şarkılar lâf olsun diye mi söyleniyor? Bu sözlerin yüklediği görevleri, asıl evliyken yerine getireceksiniz.

Bencillik, evliliğin hiçbir yerinde iyi olmadığı gibi, paylaşımda da olumlu netice vermez. Paylaşım, bize ait olan her şeyi iki eşit parçaya ayırıp üleşmek değildir. Öncelikle beklentiler belirlenmeli, sonra imkânlar ve engeller ortaya konmalıdır. Hiçbir engeli kabullenmeyip beklentisine odaklanmak, bencilliktir.

Tabiî engeli aşmak için yeteri kadar çaba harcamamak da kabul edilemez. Ancak önemli olan, sorun üretmek değil, çözüm bulmak için çırpınmaktır.

Paylaşımı engelleyen tarafın eşiniz olduğuna inanıyorsanız, ilk yapacağınız suçlamak ve yargılamak değildir. Böyle bir davranış, onu içe kapanmaya itecektir. Asıl beceri, onu paylaşım alanına çekmektir. Öncelikle onun sorunlarıyla ilgilenmek ve hoşlandığı alana odaklanmaktır.

Söz gelişi, işyerindeki olumsuzluklar ve ekonomik sıkıntılardan dolayı durgun ve düşünceli bir kocanızı, en azından dinleyerek, teselli ve dua ederek yardımcı olabilirsiniz. Bu da paylaşımdır. Paylaşım sadece, eşinizden hoşlandığınız romantik cümleler duymak değildir. Bazı kadınlar sorunlu eşleri için, “Bana hiç derdini açmıyor ki, yardımcı olayım” diye yakınıyorlar.

Acaba niçin açmıyor? İşte bazı erkeklerin gerekçesi: “Açtığım zaman suçlamaya ve yargılamaya başlıyor. Ta yıllar öncesine giderek ailemden, kardeşlerimden ve yakın akrabalarımdan şikâyet ediyor. İş dünyasını bilmediğinden garip tavsiyelerde bulunuyor. Ben de hiç açmamayı tercih ediyorum.”

Kimi erkeklerse, kadının evdeki önemli misyonunu hafife alarak, hiçbir mazeret kabul etmiyor. “Bütün gün evde yatıyorsun” anlayışı, eşinize kırmaktan başka bir işe yaramaz. Kadının yaptığı ev işleri, çocukların sorunları da yüksek performans gerektiren zihnen ve bedenen yorucu uğraşlardır.

Önemli olan, her ikinizin yüklendiği görevleri, paylaşıma engel yapmamak, eğer ciddi bir sorun varsa, birlikte çözmek veya etkisini en aza indirmektir.

Erkek veya kadın bazı gerekçelerinde haklı da olabilir. Ama haksız olduğu halde kendini haklı kabul etmek ya da haklılığını eşine kabul ettirememek sorunun çözümünü engeller.

Paylaşımdan hoşlanmıyorsanız…

Eşinizin ısrarla istediği bir paylaşımdan hoşlanmayabilirsiniz. Dışarıya yemeğe çıkmak, sahilde gezmek, evde kitap okumak, misafir ağırlamak, muhtaçlara yardım toplamak veya dağıtmak, bir konferansı izlemek, bir akrabayı ziyarete gitmek, birlikte bir seminer programına katılmak, çocukları parka götürmek gibi… Hatta işleriniz ve aile düzeniniz imkân veriyorsa, birlikte yemek yapmak, sofra hazırlamak, bir temizlik işini yapmak da bir paylaşımdır.

Eşinden bu tür bir paylaşım teklifi geldiğinde, “Benim işim var, sen git, sen yap” diyebilen erkek ve kadınlar olabiliyor. Peki ama yalnız yenen bir yemeğin ne anlamı olabilir ki… Tek taraflı yapılan bir dost veya akraba ziyaretinin ne manaya geleceğini düşündünüz mü? Arkasından kim bilir ne tür dedikodular üretilecek ve soru işaretleri ortaya çıkacak…

Çok sık olmasa da, bazen özel işlerimiz paylaşımı azaltabilir. Bir öğretmenin yazılı kâğıtlarını okuması, geceyi çalışarak geçiren bir işçinin dinlenmek zorunda olması gibi hemen yapılması gereken şeyler, çocukları parka götüren eşinize eşlik etmenize engel olabilir. Burada da karşılıklı anlayış ve fedakârlık gerekir. Söz gelişi, birkaç gündür diyalogu azalan bir erkek, hanımını düşünerek az da olsa birlikte olabilir. Ama aynı anda empati yapan hanım, eşinin sıkıntılı durumunu düşünerek anlayışlı karşılayabilir.

Eşinize olan sevgi ve sadakatiniz, bazen hoşlanmadığınız bir paylaşıma tahammül etmenizi gerektirebilir. Yeter ki, uğrunda bazı sıkıntılara katlanmaya değecek bir birlikteliğiniz olsun.

Paylaşım söz konusu edildiğinde Peygamberimizin (a.s.m.) Hz. Aişe Validemizle kılıç kalkan oynayanları seyretmesini, iki defa onunla koşu yarışı yapmasını hatırlamakta fayda var.

Nebevî örnekler

Olayı Hz. Aişe (r.a.) Validemizden dinleyelim:

“Bir bayram günü, kulağımıza gürültü ve çocukların bağrışmaları gelmişti. Resulüllah (s.a.v.) kalkıp kapıdan dışarı baktı. Meğer bu gelenler çalıp oynayan Habeşli bir gruptu, kılıç kalkanlarıyla oynuyorlardı. Çocuklar da etraflarında halka olmuş, onları seyrediyorlardı. Resulüllah bana, ‘Ey Aişe! Sen de gel, seyret’ dedi. Resulüllah kapıda durup beni arkasına aldı. (Başımı ensesine koymuş) halde duruyor ve oynayanları seyrediyordum. Bıkıncaya kadar böyle devam ettim. Bir ara ‘Yeter mi?’ dedi. ‘Evet.’ dedim. ‘Öyle ise çekil.’ dedi.”

Allah’ın sevgilisi olan ve bütün hayatı yüce hedeflere ulaşmak için giriştiği muhteşem faaliyetlerle dolu Yüce Efendimizin (s.a.v.) eşi için katlandığı fedakârlığa bakın. Eminim, o oyunlara bakmak için onun zerre kadar bir arzusu yoktu. Ama sırf eşini memnun etmek için birlikte izledi. Üstelik teklifi yapan da kendisiydi.

Yine o Hz. Aişe (r.a.) ile en az iki defa bizzat koşu şeklinde yarış yapmıştır. Bunların ilkinde Aişe Validemiz kazanmış, ancak bir müddet sonra, yine giriştikleri bir yarışta Resulüllah kazanmış, gülümseyerek, “Ödeştik” demişti.

O Güzeller Güzelinin hanımıyla koşu yarışı yaptıklarını hayal edebiliyor musunuz? Nasıl nefes nefese koştuğunu, belki birkaç kelimeyle espri yaptığını düşünebiliyor musunuz?

Dikkat edin: Peygamberimiz (s.a.v.) bu yarışı 50 yaşını aştığı bir zamanda yapmıştır. Demek ki, sporun yaşı yok.

Hiç eşinizle bir yazlıkta, bir kır gezintisinde yarış yaptınız mı? Bir kış günü kartopu oynadınız mı? Yapmamışsanız ilk fırsatta yapın. Aynı zamanda sünnet sevabı alacaksınız.

Eşlerin özel alanları

Yazımın başında ikinizin de kendi özgürlük alanı içinde özel zamanları ve özel programları olmalı, demiştim. Bunun anlamı açık: Erkeğin de kadının da, kendi arkadaş grubuyla yapacağı birtakım sosyal, kültürel, sportif faaliyetler olabilir.

Bazı kadınlar, kocalarının arkadaşlarıyla yaptığı halı saha maçlarına, havuz sefalarına itiraz edebiliyorlar. Eğer erkek eşiyle hiçbir şeyi paylaşmıyorsa, haklılar. Ama dengeli bir paylaşım varsa itiraza gerek yok. Zaten hanımların da kendi aralarındaki faaliyetler erkekleri imrendirecek kadar çok. Ev veya dernek kahvaltıları, dinî sohbetler, günler, gezi programları, aile içi görevlerini aksatmadığı sürece elbette olmalı. Hatta bazen karşılıklı anlayışla bazı işler ihmal bile edilebilir.

Ev hanımı olan eşi dinî sohbetlere katılan bir erkek, ev işlerindeki bazı ihmaller için, “Hiç önemli değil. Yeter ki meşru ve faydalı bir şekilde kendisini geliştirsin” demişti.

Tabiî daha titiz bir erkekle evli olabilirsiniz. O zaman biraz fedakârlığa katlanacaksınız. Sakın hoşunuza giden bazı örnekleri göstererek, “Ama komşunun beyi çok anlayışlı” demeyin.

Çünkü erkekler ve kadınlar birbirine benzerler. Birbirinden farklı yüzlerce konunun bir kısmında daha hoşgörülü, bir kısmında daha tavizsiz, bir kısmında uzlaşmacı, bir kısmında bencil olabilirler.

Mühim olan, tüm davranışlardan aldığınız puan veya not ortalaması kaç? 70 veya 80’in altına düştüğünüz ölçüde durum kötü, 100’e yaklaşabildiğiniz oranda da tablo iyidir.

Kendi durumunuzu, başka aile ve eşlerle mukayeseyi bir kenara bırakıp kendi puanınızı yükseltmeye ne dersiniz?