Hâlâ birbirimizi yürekten sevemiyoruz!..

YORUM | Prof. Dr. OSMAN ŞAHİN

Fethullah Gülen Hocaefendi, “Mü’minlerin Helâki İftiraktadır” yazısında, İnsanlığın İftihar Tablosu’nun (sav) Allah’tan talep ettiği üç duasından ikisinin kabul edilip, ümmetinin tefrikaya düşmemesi duasının kabul edilmemesinin nasıl anlaşılması gerektiğinin izahında önemli tesbitler yapmaktadırlar: “Ne var ki, inananların da cürüm işledikçe birbirlerine düşmeleri, birlik ve beraberliklerini kaybetmeleri, ihtilaf ve iftiraklarla hırpalanmaları mukadderdir. İşte, Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enâm Efendimiz, böyle bir felaketin ümmetinden uzak olması için de dua dua yalvarmış; ancak, bazılarını tahmin ettiğimiz ama ekseriyetini bilemeyeceğimiz pek çok hikmete binâen Cenâb-ı Hak, Habîb-i Edîb’inin bu niyazına “kabul” mührü vurmamıştır.

Kanaatimce, bu hikmetlerden birisi, insan iradesine dikkat çekmek ve ittifakın iradeye vâbeste bir mesele olduğunu bildirmektir. Vifak ve ittifakın temini için insanlardan iradelerinin hakkını vermeleri istenmektedir. Şüphesiz, “hissî kardeşlik” de önemli bir esastır; ancak yeterli değildir. Uhuvvet ve ittifak mevzuu hissîlikten daha çok aklî, mantıkî ve iradîdir; gerçekleşmesi için de karar, azim ve gayret gereklidir. Mü’minlerin anlaşıp birleşmelerinde ve birbirlerini sevmelerinde esas olan, hissîlikten öte, duygu, düşünce, inanç ve itikat birliğinin, içtimaî mutabakatı iktiza etmesine bağlı mantıkî kardeşliktir. Bundan dolayıdır ki, Nur Müellifi, meselenin daima mantıkî yönlerini ve dinamiklerini nazara vermiştir.”

Hissî Değil, İradî Kardeşlik…

Hocaefendi neticede kalpleri ısındırıp, kardeşlik duygusunu inkişaf ettirenin Allah (cc) olduğunun şuuruyla O’na yakarışta bulunmanın beraberinde, şart-ı âdî olarak da pratik hayatta bazı şeyler yapılmasının fiilî dua yerine geçeceğine dikkat çekerek şu enfes tesbitleri yapmaktadırlar: “Evet, insan, bir odun parçası ya da bir sürünün şuursuz azası değildir ki, cebren başkalarıyla ittifak etsin ve bir araya gelsin. Onun farklı düşüncelerinin, şahsî mülâhazalarının ve bir kısım aykırılıklarının olması gayet tabiîdir. İnsandan beklenen, her söylenene hemen boyun eğmesi, haricî zorlamalarla bir noktaya gelmesi ve diğer insanlarla taşlar misali şuursuzca omuz omuza vermesi değildir; ondan istenen, bazı iç tepkilerini ve reaksiyonlarını irade, mantık ve muhakemesiyle bastırması ve vifakı iradî-mantıkî olarak gerçekleştirmesidir…

İnsanlar birbirlerinden çok farklı olarak yaratılmış olduklarından dolayı ihtilafa yol açacak çok sayıda sebepler mevcuttur. Denebilir ki, aslında bu fitri bir durumdur veya realitenin gereği budur. Farklılıkların yol açabileceği bu ihtilafları ortadan kaldırmak için ise çok ciddi bir cehd ve gayret ortaya koymak gerekmektedir. Fıtrattan gelen veya içinde doğup büyüdüğümüz kültür ortamı ve terbiye sisteminden kaynaklanan iç tepkileri ve reaksiyonları bastırmak için ise iradenin hakkının verilmesi, mantık ve muhakeme yoluyla bunların tadil edilmesi lazımdır.

Başarı ve başarısızlığın en önemli bir sebebi olarak uhuvvet, vifak ve ittifak… 

Hocaefendi aynı yazıda başarı ve başarısızlığın en önemli bir sebebi olarak da uhuvvete dikkat çekmektedirler: “Allah Teâlâ mü’minleri muvaffak kılacak ve muvazene unsure bir millet hâline getirecekse, bunu aralarındaki vifak ve ittifaka mükâfat olarak ihsan edecektir. Evet, vifak ve ittifak, tevfîk-i ilâhî (Allah’ın mü’minleri başarılı kılması) için pek mühim bir davetiyedir…

Binâenaleyh, şayet bir beldede ya da bir birimde başarısızlık varsa, orada bir fiyasko yaşanıyorsa veya beklenen netice bir türlü elde edilemiyorsa, bunun sebebi de her şeyden once uhuvvet ruhunun korunup korunamadığında aranmalıdır. Birlik şuurunu yitirmiş, kardeşlik hislerini kaybetmiş ve birbirinin kurdu hâline gelmiş kimselerin başarılı olmaları ve ortak hedeflerine ulaşmaları mümkün değildir. Hele adanmış ruhlar arasında bulunanlardan, tefrikaya düşmüş olduğu hâlde i’lâ-yı kelimetullah yolunda muvaffakiyeti yakalayabilmiş ve başarılı kalabilmiş
insan göstermek neredeyse imkânsızdır.”

Başarılı olmak ve başarısızlıktan kurtulmanın yegane yolu uhuvvetten geçmektedir. Buna muvaffak olabilmek için de insanın cüz-i iradesinin hakkını vermesi, ciddi manada cehd ve gayret göstermesi gerekmektedir. İnsanlar bu hususta ellerinden geleni yapmakla mükellefdirler. Ama böyle büyük bir neticenin elde edilmesi için bunlar yetmeyecektir.

Nitekim ayet-i kerimede buna işaret edilmektedir: “Şayet sen dünyada bulunan her şeyi sarf etseydin, yine de onların kalblerini birleştiremezdin; fakat, Allah onları birleştirdi. Çünkü O Aziz’dir, Hakîm’dir (üstün kudret, tam hüküm ve hikmet sahibidir).” Kulları, üzerlerine düşen maddi ve manevi hususlara riayet ettikten sonra bu neticenin meydana gelmesini Allah’tan (cc) beklemelidirler.  Allah’tır ki kalpleri uzlaştırıp, bir vifak ve ittifak meydana getirir. O (cc) istedikten sonra böyle bir netice için gerekli olan şartları hazırlar.

Ruh ve mana köklerimizle bütünleşinceye kadar bu imtihanlar devam edecek…

Fethullah Gülen Hocaefendi’nin “Düşmanlıklara Karşı Tavrımız” başlıklı bamtelinde bu konuyu değerlendirdiği şu enfes yoruma da bir bakalım: “İcabında birileri karşınıza çıkabilir. Sizi imha etmeyi düşünebilirler. Orada dimdik durmanız, sahip çıktığınız hakikati müdafaa etmeniz, kaçmamanız lazım. Bunun gibi bir şeye, imara, insanlığı yeniden inşa etmeye, imanla ve sevgiyle insanları uzlaştırmaya, bir vücudun uzuvları haline getirmeye gönül vermişseniz şayet, karşı taraf sizinle uğraşacaktır. Siz kafayı ona çok takmayacaksınız. Hazreti İbrahim gibi “Rabbena aleyke tevekkelna ve ileyke enebna ve ileyke’l-masir” Allah’ım sana güvendik, sana dayandık, sana inabede bulunduk, netice itibariyle dönüş sanadır”. İster muvaffak kılarsın, isterse kılmazsın. İster zaferyâb edersin, isterse etmezsin…

Düzelmeye ihtiyacımız var. Hâlâ kalplerimiz telif (yumuşamamış) edilememiş. Hâlâ birbirimizi yürekten sevemiyoruz. Hâlâ birbirimizin meziyetleriyle iftihar edemiyoruz. Hâlâ birbirimizin başarılarını alkışlayamıyoruz. Dünya bizimle uğraşıyor. Koskocaman dünya, farklı zeminlerde, cepheler oluşturmuş, taarruz planları hazırlıyor. Fakat biz hâlâ birbirimizle uğraşıyoruz. Birbirimizin aleyhinde yazılar yazıyoruz, televizyonlarda birbirimizin aleyhinde yayınlarda bulunuyoruz. Birbirimize sövüp saymayı marifet sayıyoruz. Oysa ki tevfik-i İlahi’nin (Allah’ın muvaffakiyet, başarı ihsan etmesinin) en büyük vesilesi vifak ve ittifaktır. Allah (cc) vifak ve ittifaka ulaşmamız için bizi hırpalıyor. Bizi potalardan geçiriyor. Özümüzü bulabilmemiz, kendimiz olabilmemiz için bizi imtihan ediyor. Ve bu imtihanlar devam edecek kendimiz oluncaya kadar. Ruhumuzu buluncaya kadar. Ruh ve mana köklerimizle bütünleşinceye kadar bu imtihanlar devam edecek.”

Kader-i ilahinin yaşanan hadiselere izin vermesindeki çok önemli bir hikmet de, hizmet insanlarının aralarında tessüs etmeleri gereken uhuvvet, vifak ve ittifakın gerçekleştirilmesidir.  Bu vifak ve ittifak olmadan tevfik-i ilahiyeye nail olunamaz ve dolayısıyla da hedeflenen gaye ve başarılara ulaşılamaz. Bu sırra binaen, Allah (cc) hizmet insanlarını hırpalamaya devam ediyor. Yaşanan ortak mağduriyetlerin de etkisiyle aralarındaki  vifak ve ittifak vesileleri kuvvetlenmektedir. Bu hususa muvaffak olup kendimiz olacağımız ana kadar da imtihanlar bitmeyecektir. Hizmet insanları bu sürecin bitmesini istiyorlarsa, himmet ve gayretlerini bu noktaya teksif etmelidirler.

Please publish modules in offcanvas position.