Kolonları kestirmeyin!

YORUM | Doç. Dr. MAHMUT AKPINAR

Ankara’da iken otomobil ihtiyacı için Bahçeli-Emek civarında bulunan oto-galerilere arada uğrardım. Orada ilginç ve şok edici bir şey farkettim. Bazı esnaflar, apartmanların altında açtıkları galeriler daha geniş olsun veya araç giriş çıkışı daha kolay olsun diye binanın bazı taşıyıcı kolonlarını kesiyorlardı.

Sonraları kolon kesme olayının ülkede epey yaygın olduğunu öğrendim. Üzerinde meskenlerin olduğu, pek çok insanın yaşadığı binaların ana direkleri küçük hesaplar için kesiliyordu. Türkiye’de daha inşaat halinde iken binaların bazen çimentosundan, bazen demirinden çalındığını, dinamik-statik hesaplamalarının gelişi güzel yapıldığını biliyoruz. Bunlara ilave kolonlar da kesilince faciaya açık davetiye çıkarılmış oluyor. Nitekim çok sayıda insanımızın öldüğü bina çökmelerinde temel sebebin kaçak çıkılan katlar ve kolon kesme olduğu anlaşılıyor. 2019 Şubat’ında İstanbul Kartal’da çöken ve 11 insanımızın ölümüne, 13 insanımızın yaralanmasına neden olan 8 katlı binanın 3 kaçak kata sahip olduğu ve imar affıyla katların meşrulaştırıldığı ortaya çıktı. Ayrıca zemindeki iki dükkanı birleştirmek için bazı taşıyıcı kolonlar kesilmişti.

En büyük bina facialarından birisi Şubat 2004 yılında Konya’da yaşanmış ve çöken 11 katlı binanın enkazından 92 insanımızın cesedi çıkarılmıştı. Konya Zümrüt Apartmanı felaketinde de zemindeki dükkanların genişletilmesi için kolonların kesilmesi vakasına rastlıyoruz.

Maalesef, küçük, kişisel kazanımlarımız için başkalarının büyük zararlara girmesini problem etmiyoruz. Pek çok insanın hayatını çıkarlarımız için riske atabiliyoruz. Bencillik ve cehalet nedeniyle insanımız kendisinin ve  ailesini riske attığını göremiyor. Yeterli denetim ve caydırıcı cezalar olmadığı için bu cinayetler devam ediyor.

Zümrüt Apartmanı | Konya

Ülkemizin deprem kuşağında yer aldığı herkesin malumu. Ama hala sağlam binalar yapmaya yanaşmıyoruz. Maliyeti sadece parayla hesaplıyor; bu nedenle depremle mücadelede mesafe alamıyoruz. Sekiz-dokuz şiddetinde depreme maruz kalan, binaların beşik gibi sallandığı Japonya gibi ülkelerde ise binalar yıkılmıyor, insanlar panik yapmıyor. Çok daha büyük depremler ölüme neden olmuyor. Çünkü hayatı depremle yaşamaya, göre kuruyorlar. Herşeyi ona göre yapıyorlar. Vatandaşlarına depremle ilgili her türlü eğitimi veriyorlar. Biz ise bilim adamlarının “geliyor!” diye sürekli uyardığı muhtemel Marmara depremine rağmen İstanbul’u habire betonlaştırıyoruz; imar afları çıkarıyoruz; herşeyi ranta kurban ediyoruz. Ayrıca felaket sonrasına dair toplanma alanlarına AVM’ler inşa ediyor; heryeri rant alanına çeviriyoruz.

AKP iktidarı 1999 Marmara depreminden hemen sonra iktidara gelmesine rağmen oto-galeri işleten esnaflar gibi davrandı. Kısa vadeli ve küçük kazanımlar için depremle ilgili yatırımları, denetimleri ihmal etti. Deprem için oluşturulan kaynakları çarçur etti. Hesabını soranları da: “depremi siyasete alet ediyorlaar!” diye itham ediyor. Uzmanlara göre Marmara bölgesinde kaçınılmaz bir büyük deprem yolda. Bu şartlarda 1999 Marmara Depremi’nde verilen kayıplarla karşılaştırılmayacak kadar büyük ölümlere, yıkımlara muhatap olacağımız muhakkak.

AKP ülkeyi sadece fiziki bir depreme, doğal afete karşı savunmasız bırakmadı. Türkiyeyi aynı zamanda sosyal bir yıkıma, toplumsal bir depreme sürüklüyor. Erdoğan iktidarı, günübirlik hesaplar peşinde koşan ve kiraladığı dükkana daha çok araba koyabilmek için binanın kolonlarını kesen çıkarcı-ufuksuz kasaba esnafı gibi davranıyor. Özellikle 2010’lardan sonra sürekli ülkenin taşıyıcı kolonlarını kesiyor, toplumun çimentosuyla oynuyor, milleti bir arada tuttan demirleri hurda fiyatına satıyor. Kendisinin ve yakın çevresinin küçük kazanımları için ülkenin altını oyuyor, milletin geleceğini yok ediyor.

Muhafazakarların çokça kullandığı, Mustafa Kemal’e atfedildiğinde: “Hayır o Hz. Ömer’in sözü” diye itiraz ettikleri çok güzel bir söz var: “Adalet mülkün temelidir”. Mülkten maksat devlettir. Devleti ayakta tutan adalettir; adalet olmazsa devlet çöker. Dindarların, cemaatlerin pek çoğunun desteklediği, adında da “adalet” olan AKP devletin en önemli taşıyıcı kolonu olan adaleti yok etti; kesti. Erdoğan kendine alan açmak için ahlaki, insani, İslami bütün ilkeleri tahrip ediyor. Toplumu ayakta tutan, birlik ve bütünlüğe destek olan bütün kolonları kesiyor; ülkeyi büyük bir yıkıma sürüklüyor. Böylesi bir yıkımın altında kolon kesiminden kazanç elde edenler de kalacaklar. Ama onlar hala günübirlik çıkarların peşindeler.

Herkes muhtemel yeni Marmara Depremini konuşuyor. Ancak ülkeyi çok daha büyük ve yaygın bir sosyal deprem bekliyor. Bu deprem gümbür gümbür geliyor. Emareleri heryerde. Çünkü bencil, çıkarcı iktidar milleti, devleti, toplumu ayakta tutan bütün kolonları kesti. Duyarsız toplum: “kesilen kolonlar bizim kattan değil!” diye rehavet içinde. Tüm binanın yerle yeksan olacağını düşünemiyor bile.

Bir fiziki depreme hazır olmalıyız, tedbirler almalıyız; bu doğru. Ama kapımızdaki asıl büyük felaket insanların yavaş yavaş hissettiği sosyal deprem. Hukukun, adaletin, liyakatın, ahlakın, ailenin, millet olmanın bütün taşıyıcı kolonlarının kesildiğini insanlar farketmedi; farketmiyor. Zümrüt Apartmanı çökmeden önceki günlerde olduğu gibi binanın her tarafından tuhaf sesler geliyor.

Aklı erenler, aydınlar, ufuk sahipleri gelin bu sosyal çöküntüye de tedbir alalım. Galerisine bir araba fazla koymak için kolonları kesenlere bigane kalmayalım!