Bu çocuklar Anayasal düzeni yıkmaya mı çalışıyor?

YORUM | Av. TARIK FAZIL ÖNEL

Çocukları henüz gençliğinin baharında ve 18-20 yaşlarında müebbet hapis cezasına mahkum edilmiş Harbiyeli Askeri Öğrenci Anneleri, müebbet hapse mahkum çocuklarının haksız bir ceza ile cezalandırıldıklarını anlatmak için mücadelelerini var güçleri ile sürdürüyor.

Müebbet hapis cezasına mahkum edilmiş Harbiyeli Askeri Öğrenci Anneleri, haksızlığı her kesime anlatmak için tabiri caizse gitmedikleri kapı, başvurmadıkları yönetici ve adalet mercii kalmadı. Mücadelesini verdikleri çocuklarının durumu ile ilgili bugüne kadar her kesimden menfaatlerine ters düştüğü için ret cevabı aldılar. Şimdi ise, mücadele yöntemlerini değiştirerek sokaklarda ve kimseye zarar vermeden Anayasal haklarını (AY.Md.34. birinci fıkrasında, “Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.”) kullanarak, haksızlıkları ve hukuksuzlukları duyurmaya çalışıyorlar.

Ne yazık ki bu haklarını dahi özgürce kullanamadan her gün darp edilerek gözaltına alınıyorlar. Aslında anayasaca güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerin bir kısmı hiçbir şekilde sınırlanamazken bir kısmı da ancak kanunla sınırlanabilir. Buna rağmen anayasa ve kanunlar hiçe sayılarak vatandaş olmanın en tabi hakkı olan bir takım faaliyetler devlet eli ile baskı yapılarak ve yıldırma politikaları ile sınırlandırılmaya çalışılmaktadır.

Yani uzun lafın kısası ANAYASAL DÜZENİ ORTADAN KALDIRMAYA çalışıyorlar! Üstelik suçladıkları kişileri de bu ithamla yargılıyorlar. Harbiyeli askeri öğrenciler, müebbet hapse mahkum edilme aşamasına nasıl geldiler,  müsaade ederseniz kısaca bu konuyu inceleyelim:

Askeri öğrenciler, her türlü ihtiyacı devlet tarafından karşılanan ve yetiştirilmek üzere resmi kıyafet taşıyan, kendi iradeleri ile yemek yiyemeyen, dinlenemeyen, uyuyamayan, okuldan çıkamayan, okul içinde bilişim cihazları (cep telefonu, radyo vb.) bulundurması yasak olan, mutlak komuta esasında olan gençlerdir (İç Hiz.K.Md.3). Bu gençler, amirlerinden ve üstlerinden (İç Hiz.K.Md.9) aldıkları yazılı ve sözlü emirleri ((İç Hiz.K.Md.8-14), vaktinde yapar, sorgulayamaz, değiştiremez, mırıldanamaz, emri doğru bulmadığını sezdirecek hal ve harekette bulunamaz (İç Hiz.Ynt.Md.10), haddini aşamaz ve itaatte noksanlık hissini veren ya ceza alır ya da okuldan atılır.

Askeri öğrenci, öğrenmeden başka hiçbir şeye odaklanmadığı için, amir ve üst hatalı emir verir mi? vermez mi? diye sorgulayamadığından, her zaman askerî usullere ve askerî terbiyeye tamamıyla uymaya ve onlara karşı yüksek bir saygı göstermeye mecbur olduğundan (İç Hiz.Ynt.Md.6-10) verilen emirleri korkusundan yapmaya çalışmakla mükelleftir.  Askeri öğrenci, aldığı emri kanun ve nizama uygun bulmasa bile yapar ve ondan sonra şikâyet eder (İç Hiz.Ynt.Md.33).

Muhtelif asker kanunlarına istinaden verilen bilgiler ışığında, askeri öğrenci, amir ve üstlerinden aldığı ve uyguladığı emri yerine getirdikten sonra kime şikayet edecekti? Hain darbe girişimi sonunda, kendilerini hapis ve mahkeme salonlarında bulan bu gençlerin kendilerini savunması dahi müsaade edilmemiştir. Mahkemede savunma yapan öğrenciler, darbe günü ve gecesi tüm detayları ayrıntısıyla anlatmasına, amir ve üstlerinin “Ben emir verdim, öğrenciler suçsuzdur” demesine rağmen, yargılama makamları askeri kurallara göre yaşayıp, kendi iradesi ile hareket edemeyen öğrencilere verilen müebbet hapsi nasıl uygun görmeyi başardılar, kamuoyunun değerli vicdanına havale ediyoruz.

Silahlı Kuvvetlerinin bünyesinde bulunan tüm Askeri Okullar, bir önceki yılda, yeni öğretim yılı açılmadan tatbiki eğitim vb. planlamaları (Hrp.Okl.Ynt.Md.3.nn) yapılır, kuvvet komutanlıklarınca bu planlamalar onaylanır ve her yıl Temmuz ayında icrası yapılır. Hava Harp Okulu öğrencileri de bir yıl öncesinden planlanmış olan kamp icrası için, her yıl olduğu gibi tam teçhizatlı (silahlı) olarak hazırlanan ve cep telefonları komutanlarınca el konulan öğrenciler, 13 Temmuz 2016’da İstanbul Hava Harp Okulu’ndan Yalova’ya feribot ile intikal ediyorlar. Her yıl olduğu gibi Yalova Valisi, Yalova Belediye Başkanı, Yalova Halkının karşılaması, alkışlaması ve yapılan özel törene müteakip Yalova Meydan Komutanlığına geliyorlar. Kamp programında günlük planlanan rutin spor ve eğitim planlamasına uygun olarak faaliyetlerini icra etmeye başlıyorlar.

15 Temmuz günü Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin ÜNAL, kamp komutanlığını 12.00-16.00’da denetliyor, ayrıca denetleme esnasında o gün tatbikat eğitimi yapılacağını bildirildiği için “Çocukları fazla yormayın” diyor ve öğrenciler akşam sporu bir miktar azaltıldığı için çok mutlu oluyorlar. Yalova Kamp Komutanlığına; Saat 21.30’da kampın terör saldırılarına maruz kalacağı ve öğrencilerin İstanbul’da bulunan Hava Harp Okuluna tahliyesinin gerekliliği emri veriliyor. Kamp Komutanlığı, otobüs firmalarından süratle otobüs kiralamak istiyor ve otobüs firmalarından otobüs bulamıyorlar, (yani, bu olay intikalin daha önceden planlanmış bir faaliyet olmadığını da gösterir), Saat : 21.30’da öğrenciler toplu içtima alanına tam teçhizatlı (silahlı) çağrılıyor. Bir tatbikat icra edecekleri komutanlarınca bildiriliyor ve hazır haldeki askeri ve sivil plakalı otobüslere bindiriliyorlar. (Sizi vicdanınızla baş başa bırakıyorum; askeri öğrenciler, asker vasıflarıyla, “komutanım bu gece tatbikatta nereden çıktı?” “Bizi nereye götürüyorsunuz?”, “Biz gelmeyeceğiz” gibi söylemleri veya hareketleri askeri terbiye kurallarına göre söyleme şansları var mıydı?) Saat 21.30’da darbenin olduğu açıklaması yapılıyor, öğrenciler halen kampta bulunuyor ve öğrencilerin bilişim cihazları (cep telefonları vb.) bulunmadığı için haberleri olmuyor. Bu öğrencilerde telefon olsaydı, öğrencilerin aileleri bu çocuklara ulaşıp darbenin olacağını söyleyip, sakın gitmeyin gibi ikazlarda bulunmazlar mıydı? Hangi anne veya baba 18-19 yaşındaki çocuğunu böyle bir ortamda yalnız bırakıp, onların ateşe atılmasına müsaade eder? Müebbet hapse mahkum olan yaklaşık 400-500 öğrenci ailesinin tümünü o gecede şuursuz olarak düşünmek mümkün müdür?

Ayrıca dikkatinizi çekmek istiyorum; Saat: 23.30 civarında, askeri öğrencileri İstanbul’a götürmek isteyen amirleri Yalova kampından hareket etmeden Yalova Valiliğini arıyorlar. Yalova Valiliğinden askeri konvoyun hareketi için eskort talebinde bulunuyorlar. (Darbe için yola çıkan komutanlar neden valiliğe bilgi versinler ki?) Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu demezler mi? Valilik makamından telefona cevap veren Polis memuru “Vali hanımın toplantıda olduğunu ve kendisine bilgi vereceğini” söylüyor. Yalova valiliği, askeri konvoyun hareketini Yalova sınırları içinde istediği noktada durdurabilirdi ama durdurmuyor. MOBESE kameralarından biri bizi gözetliyor edasıyla izleyen seyircilere ne demeli? Askeri konvoyun Osman Gazi Köprüsünden geçişte durması, bilet alması ve geçiş esnasında polis ekiplerinin selam vermesini neye bağlamalı? Yalova ve Kocaeli Valiliği, askeri plaka ile otobandan ve gişelerden geçerek İstanbul’a hareket eden otobüsleri durdurmuyor bile.

Sayın Başbakan ilk açıklamasını olayların başlangıcından sonra 22:00 olarak değerlendirdiğimizde, öğrencilerin kamptan çıkış saatleri olan 23:45 saati arasında yaklaşık olarak 2 saat süre bulunmaktadır. Yalova Valiliği ve Yardımcıları ile Yalova Emniyet Müdürlüğü yetkilileri görevlerini ihmal etmelerine rağmen halen görevdedirler. Belirtilen saatlerde tüm ülkenin haberdar olduğu darbe girişimini Yalova Valiliği ve Yalova Emniyet Yetkililerinin bilmemesi olanaksızdır. Biliyorsunuz ki, Ankara Valiliği tarafından Ankara’dan askeri birliklerin yolu kesilerek Ankara sınırı dışına çıkmaları engellenmiştir.

Her Türk erkeği ortalama 18-20 yaşlarında askerliğini yapar. Askerlik ocağında “Emir demiri keser” söylemini bilmeyen yoktur. Askerlik sanatı askerlik hiyerarşisinden taviz vermez ve bu esaslarla yürütülür. Amirinin ve üstünün, hizmete mütealik emrini yerine getirmeyen veya yorumda bulunmaya dahi yeltenen ast kati olarak azarlanır ve ısrar eder ise en ağır şekilde cezalandırılır. (Astın, aldığı bir emirden dolayı amirine mütalaada bulunması katiyen yasaktır (İç.Hiz.Ynt.Md.8). Alınan emir hiçbir düşünceye kapılmaksızın yapılacaktır. Bir emri alırken veya aldıktan sonra mırıldanmak, doğru bulmadığını sezdirecek hal ve harekette bulunmak cezayı gerektirir. Askeri öğrenci ve erler, askerlik hiyerarşisinde bile değildir. Ast ve üst rütbeleri hatırlayınız; subaylar, teğmen, üsteğmen vb. ile, astsubaylar ise; astsubay çavuş, vb. ile hiyerarşik bir silsile ile devam eder. Ordumuz bünyesinde, bugüne kadar dile getirilmese bile, rütbeli personelmiş gibi yapmacık uygulamalarla hizmet yaptırılan, geçici personelmiş gibi değerlendirmede bulunulan, makam ve mevkileri hala tespit edilememiş  rütbeler olan asteğmen, uzman erbaş ve uzman erlerin olduğunu da unutmayalım. Ayrıca biliyorsunuz ki; ordumuzda, asteğmen ve uzman erbaş ve uzman erler askerlik hiyerarşisinde bile değildir. Böyle bir orduda, askeri öğrenci ve rütbesiz erlerin yerini hangi hiyerarşi içinde görmek gerekir. Askerliğini yapmış her Türk Erkeği yaşadığı ölçüde; amir ve üstlerin, askeri öğrenci ve erleri, ne bir toplantıya dahil edeceğini, ne adam yerine koyacak bir statüde tutacağını, astından ne bir fikir alacağını, asttan fikir alınmış gibi uygulama yapılsa bile, bunun uygulanmayacağını da bilir. Kısacası, askeri öğrenci ve rütbesiz erler, komutanları tarafından yat deyince yatan, otur deyince oturan, kalk deyince kalkan, sürün deyince sürünen tabiri caizse eli kolu bağlı konumdadır. Vicdanı olanlara soruyorum; hiçbir toplantıya katılmadan ve fikri alınmadan planlanmış bir faaliyetin icrasında korkudan komutanlarının emirlerini dinleyen bu öğrencilerin darbe yaparak müebbet hapis alabileceği aklınıza gelir miydi acaba?

Yargılamalarda gelinen nokta göz önüne alındığında harbiyelilerin isnat edilen  suçları işlediğine dair; o an ki eylemlerini suç işlemek kastıyla gerçekleştirip gerçekleştirmediği konusunda, bütün şüphelerden arındırılmış, kesin, somut ve net bulgular ortaya konmamıştır. Hazırlık ifadesi aşamasından geldiğimiz noktaya kadar öğrencilerin bir de yurdun muhtelif yerlerinde kalkışılan darbe girişimine iştirak ettirilen asker ve personelin “bir şekilde(!)’’ karargâhtan veya kışladan çıkartılıp olaya alet edildiği açıktır.

Askerliğini yapanlar bilir ki, askerlik faaliyetleri mantığa uygun değildir. Askerliğini 18-24 ay kapsamında yapanlar dahi bu mantığı çözmekte sıkıntı yaşadıklarını anlatırlar. Bu davalar askeri davadır. Sivil hakim ve savcılar, askerliğini kısa dönem yaptıklarından dolayı askerlik anlayışını, psikolojisini, emir-komuta zincirini tam hazmedemeden sivil hayata geçiş yaparlar ve askerlik mantığını anlayamazlar. Askeri hakim ve savcılar ise, sürekli askeri ortamda teneffüs ettiklerinden dolayı uzmanlık alanlarına girmiş gibi değerlendirdiğimizde, askeri olayları askeri mantık çerçevesinde süzer ve bu mantığa uygun karar verirler.

Askeri öğrenciler, dava süreçlerindeki savunmalarında, iç hizmet kanunu ve yönetmeliklere uygun emir uygulamalarını ve itaat esaslarını içeren açıklamalarda bulunmuşlardır. Sivil hakim ve savcılar, savunmada anlatılan iç hizmet kanunu ve yönetmelik konularını yok sayarak, üzerinde durmadan ve es geçer gibi, yüz ifadelerinde belirgin bir şekilde, bu ne diyor edasıyla dinledikleri, soru bile sormadıkları görülmüştür. Taleplerin hemen hemen çoğu gerekçesiz bir şekilde red edilmiştir. Askeri mantıktan anlamayan, askeri terim ve hiyerarşiyi bilmeyen hakim ve savcılar, bu davaları yıllarca (2016-2019) uzatmış, dava dosyalarında somut delil ve tespit olmamasına rağmen bazı kanalların hegemonyasında kararlar vererek terfi etmeyi hedef seçmişlerdir.

Hiç yoktan bu davalarda askeri hakim ve savcıların duruşmalarda bilirkişi olarak bulunması gerekir. Askerlik hukukunu anlamak için askeri terbiye ile yetişen alanında uzman, bu süreci baştan sona takip eden, olayın içerisinde olan, hakim ve savcılar bu atmosferi daha iyi anlar ve karar verebilirler.

Şöyle 50-60 yıl geriye gittiğimizde, Mayıs 1962 ve 63 senesinde Talat AYDEMİR kontrolünde olan içerisinde askeri personel ve askeri öğrencilerin de bulunduğu, silahlı çatışma sonucunda tamamen bastırılan karşı darbe girişiminde 1459 Harp Okulu öğrencisi yargılanarak öğrenciliklerine son verildi. Olaya katılan bütün subaylar çeşitli cezalara çarptırıldı ve bir kısmı rütbelerine bakılmadan emekliye sevk edildi. Talat AYDEMİR de Mamak Askeri Mahkemesi’ nde yargılanarak ölüm cezasına çarptırıldı ve cezası 5 Temmuz 1964’ te yerine getirildi. Daha sonra Genelkurmay Başkanlığı Türkiye Cumhuriyeti’ nin en önemli kararlarından birini alarak 37 YIL SONRA 1469 Harp Okulu öğrencilerine itibarlarını iade etti. Dönemin Başbakanı İsmet İNÖNÜ, “Genç Harbiyelileri Aldatanlar Var” şeklinde konuşması mevcuttur. Burada dikkat edilmesi gereken husus; Talat AYDMİR, dönemin Başbakanı İsmet İNÖNÜ’ ye karşı bir darbe girişiminde bulunmuş olsa dahi İNÖNÜ büyük bir cesaretle “GENÇ HARBİYELİLER ALDATILMIŞTIR” demiştir. Hatta dönemin askeri mahkemelerince yapılan yargılama sonucunda ise sadece Talat AYDEMİR ve Fethi GÜRCAN’ ın idam cezası onanmıştır. O dönemin siyasi ve konjonktürel şartlarında dahi askeri öğrenciler sadece okullarından atılmış, darbe dönemlerinin sürekli olarak yaşandığı o dönemde dahi Harbiyelilerin masumluğu korunurken, günümüz Türkiye Cumhuriyeti’ nde darbenin baş aktörü olarak maalesef olaylar ile hiçbir alakaları olmayan ve sadece emre itaat sonucu belli yerlere götürülen Harbiyeli öğrenciler gösterilmiştir. Ve ne yazık ki şuan haksız ve hukuksuz bir şekilde MÜEBBET HAPİS CEZASINA çarptırılmışlardır. Tekrardan itibarlarının, haklarının iadesi için 37 yıl geçmesi mi gerekmektedir ?

Yıllarca istihbaratçılık yapmış ve tabiri caizse edindikleri tecrübeden dolayı olayların kokusunu alacak şekilde donanımına sahip olmuş ve özel yetişmiş olan istihbarat birimleri dahi darbecilerin güzel Türkiye’mizi ele geçirme faaliyetine yönelik yaptıkları toplantıları, koordinasyonları ve planları anlayamamışlar(!) da Allah Aşkına hiçbir yetkisi olmayan ve öğrenci statüsünde olan birisine “Sen bunu nasıl anlamadın, anlayacaktın, anlamadığın için sen darbecisin ve müebbet hapis cezasına mahkum edildin” demek ne kadar doğrudur?

Please publish modules in offcanvas position.