Gül gibi insanları incittiniz!

Memleketim Uşak, Batı Anadolu’da küçük bir şehrimiz. Herkesin birbirini tanıması, belki şikâyet mekanizması nedeniyle zulmün en ağır geçtiği yerlerden. Uşak’ta zulüm 15 Temmuz’dan çok önce başladı. Türkiye’nin tanıdığı, AKP milletvekili adayı olmuş sanayici Hazım Sesli ve bir grup esnafı ortada daha “puslu darbe ortamı” yokken aldılar içeriye. Bu küçük ilde yaşatılan zulümler öyle can yakıcı hala geldi ki sosyal medyada “Ne çektin be Uşak!” diye hesap bile açıldı.

Uşak’ta herkesin sevdiği, her fakirin “buradan boş dönmem” diye kapısını çaldığı, her cami yapanın mutlaka uğradığı, bütün İslami cemaatlerin “abi” bilip her yıl düzenli destek aldığı, her daim gülümseyen, etrafına pozitif enerji ve umut yayan Ömer Abi’yi tanımayan yoktur.

Kimin bir işi olsa ya bizzat önüne düşer yardımcı olur, ya arabasını verir veya çalışanlarından birisini tahsis ederdi. İlk tanıdığımda eski garajın yanında rulman ticareti yapan bir işyeri vardı. İşyerinin yola bakan köşesindeki küçük ofisi arı kovanı gibiydi; ziyaretçilerle dolar boşalırdı. Mesaisinin büyük kısmını başkalarına yardımcı olmakla, hayır işleri ile geçirirdi. “Ömer Abi’nin bana faydası olmadı!” diyebilecek çok az insan vardır Uşak’ta. Her kimin, ne tür sıkıntısı olsa kıvranarak çözüm üretmeye çalışırdı.

Yıl 1996, evleneceğim. Uşak’tan başka bir şehre gelin almaya gideceğiz. Kötü bir arabam var; ama gelin arabası için biraz düzgünü lazım. Sağ olsun o dönemde bir abimiz kendi arabasını verdi. Bizzat kendisi de şoförümüz oldu. Akrabalardan, dostlardan gelmek isteyenler var, fakat yeterli araç yok. Nasıl yaparız diye düşünürken birisi: “Ömer Abi’nin dolmuşu var; o halleder!” dedi. Sağ olsun hiç ikiletmeden şoförüyle birlikte aracını tahsis etmişti. Sonradan öğrendim ki benim gibi pek çok arkadaşa arabalarını şoförleriyle birlikte defalarca tahsis etmiş.

Bir defasında kendisi gibi Uşak’ın önde gelen esnaflarından İlyas beyle başka bir şehre öğrenciler için gıda toplamaya giderler. Şu sıralar, Ömer Bey gibi malına-mülküne çökülmüş, torunlarından mahrum bırakılmış, sürgün hayatı yaşayan İlyas Bey yardım topladıkları işletmedeki ürünleri çok beğenir. “Bu ürünler çok güzelmiş! Ben bunlardan bir miktar da kendi evime de almak istiyorum” der. Ömer bey kendisinden büyük olan İlyas abiye: “Abi şimdi alma! Ben sana sonra daha fazlasını getirtirim. Eğer şimdi alırsak öğrenciler için topladıkları yardımları evlerine götürüyorlar diye suizanna sebep olabilir ve insanları günaha sokabiliriz” der ve aldırmaz. Sonra gerçekten İlyas Abi’nin bahsettiğinden daha fazlasını teslim eder.

Yaşları 70’lere dayanmış Makina mühendisi Ömer Bey ve eşi Birgül Abla Uşak’ta nerdeyse herkesin evinde yemek yediği, kimseyi kırmayan, herkese el uzatan güler yüzlü bir aileydi.

Ortak bir dostumuz: “Köprü olsa üstünden geçmeye kıyamayacağınız kadar güzel, nezaket ve zarafet sahibi bir ailedir. Pek çoğumuz fedakarlığı onlardan öğrendik” diyecekti. Birgül abla 7 çocuk yetiştirmesine rağmen Hızır gibi her yere koşar, her işe yetişirdi. Ömer bey ve Birgül abla İnsanlara inançları, siyasi görüşleri, aidiyetleri açısından ayrım yapmaz, her dara girenin problemini çözmeye çalışırdı.

Ömer Abi müşterilerinden birinin işinin kötüye gittiğini duyarsa rencide etmeden borçlarını silerdi. Arabasından hediye eksik olmazdı. Bir yılda yaklaşık 500 kilo meşhur Uşak tarhanası dağıtırdı. Ailecek vermeyi, paylaşmayı çok severlerdi. Pek çok insan başkalarıyla kaynaşamaz, arasına mesafe koyardı. Ama Ömer Abi ve Birgül Abla herkesi kardeşi gibi gördüğü için herkes de onları kendine yakın hissederdi.

Uşak’ın bir başka mütebessim çehresi, herkesin tanıdığı Mehmet K. Abi ve eşi şimdilerde gurbet elde torun hasretiyle yanıp tutuşuyor. 15 Temmuz sonrası birkaç gün içinde hem oğullarını hem gelinlerini tutukladılar. En büyüğü ilkokul 3. Sınıfa giden torunları annesiz ve babasız ortada kaldı. Mallarına kayyım atandı, serveti talan edildi. Yıllardır yanında çalışan elemanı: “Abi sizin hiç dostunuz yokmuş! Dostlarınız, akrabalarınız sizi sormaya korkuyorlar!” diyecekti. Torunlarından birisi: “Annem yok, babam yok! Dedem yok! Bana anneannem bakıyor. O da ölürse ne olacak?” diye çocuk yüreğinde taşıdığı kaygıyı öğretmeniyle paylaşmıştı. Daha okula bile gitmeyen başka bir torunu cezaevine babasını ziyarete gittiğinde gözlerinden şıpır şıpır gözyaşı döküyor. Sonra: “Buraya kim bakıyor? Ben onlara babamın suçsuz olduğunu anlatırım!” diye babasını alıp götürmek için bir umut arıyordu.

Uşak’ta herkesin tanıdığı en genci 70’ini geçmiş bu güzel insanlar şimdi yaban ellerde, gurbet ve hasret duygularıyla iç içe dervişane, dualarla geçen, münzevi bir hayat yaşıyorlar. Bazen beni ararlar ve dertleşiriz. Her şeylerine çöktükleri, şirketlerine kayyım atadıkları için pek çoğu 5 yıldır yokluklar, zorluklar içinde yaşıyorlar.

Geçen Ömer abiyle görüştüm hala gülümsüyor, hala ümit yayıyor etrafına. Günleri ibadet, okuma zikirle geçiyor. Uzun uzun dua listeleri yapmış, vaktini mağdur-mazlum dostlarına isim isim dua ederek, yakarışla geçiriyor.

“Şirketlerden bir şey gelmiyor mu abi?” dedim.

Yüzünde en küçük bir şikayet olmadan, her zamanki güleçliğiyle şükredip “hayır” dedi. Türkiye’den ayrıldığı yıl 350 ayrı kişiye/kuruma yardımı olmuş. Fakir fukaraya giden bu imkanlar üzerinde şu an adına “kayyım” denen at hırsızları tepiniyor!

Gül gibi insanları incittiniz. Onları çoluk çocuğundan, torunlarından ayırdınız. Alın teriyle kazandıkları mallara çöktünüz. Zalimlere sözümüz yok! Onlarla hesabımızı Allah’a havale ettik.

Ama ya siz Uşak halkı, Türkiye toplumu. Hep güzellik, fayda gördüğünüz bu insanlara “terörist” denmesini nasıl içinize sindiriyorsunuz?

Hiç aynaya bakmıyor, kendinizle yüzleşmiyor musunuz? Zulümler yetmedi mi? Kalplerinizin yumuşayacağı an gelmedi mi? Acaba haksızlık ediyor olabilir miyiz diye aklınıza gelmiyor mu?

Sizin için şairin dediği gibi “Bahçeleriniz bahar görmesin!” demiyorum. Allah yüreklerinize merhamet versin, vicdanlarınızı diriltsin! Zulüm karşısında lal kesilmekten kurtarsın sizleri!