Haydut devlet/ler

“Haydut Devlet” başlığını bir tweetten esinlenerek kullandım. Yeni Türk Ceza Hukukunun mimarlarından olan İzzet Hoca, MİT’in Pakistan ve Kosova’da ikamet eden vatandaşları, devletlerarası iade antlaşmalarına uymadan kaçırması sonucunda, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sunduğu bir bilgi notunda başlıktaki bu ifadeyi kullandı.

Özgenç’e göre “…kişi, bulunduğu yabancı ülke devletinin muvafakati olmadan, herhangi bir şekilde ‘paketlenerek’ Türkiye’ye getirilmiş ise, bu yabancı devlete rağmen, Türkiye’de herhangi bir suç sebebiyle soruşturulamaz ve kovuşturulamaz.

Zaman gösterdi ki, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hoca’yı dinlemedi, kaçırmalara devam edildi, objektif hukuki açıklamaları nedeniyle Hoca’ya, bir soruşturma açılmaya yönelik, Akın İpek tarafından finanse edildiği iftirası atıldı, ancak nihayetinde İzzet Hoca haklı çıktı…

Kısa bir süre önce (Karar T: 26 Mart 2019 – Yayınlama T: 28 Mayıs 2019) Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi, MİT’in Malezya’dan kaçırdığı öğretmenler nedeniyle Türkiye’yi temel hakları çiğnemekle suçladı.

AİHM de, 11 Haziran 2019 tarihinde MİT’in Moldova’da kaçırdığı öğretmenler için Moldova Devletini mahkum etti ki, bu mahkumiyetin satır aralarında ya da genel gerekçesinde aslında Türkiye mahkum edilmiştir.

Böylece İzzet Özgenç’in uyarıda bulunduğu “Haydut Devlet” olma riski, risk olmaktan çıkmış ve iki uluslararası denetim organı tarafından devletin haydutluğu tescillenmiştir. Hoca’nın “Haydut Devlet” için korktuğu bir husus da, Rusya ve İran’ın yaptığı gibi kendi vatandaşlarına yurt dışında suikast ve infaz eylemleri gerçekleştirmektir. Nitekim medyaya yansıyan haberlerde, başta Hizmet Hareketi mensupları ile Kürtler olmak üzere muhalif görülen kimi insanlara, gerek yurt içi gerekse yurt dışında suikast çağrıları yapıldığı da artık bir gerçektir. Böylece haydutluk pekişmiş vaziyettedir.

Peki Moldova kararında neler tartışıldı, neler kabul edildi, AİHM neleri dikkate aldı, biraz da bu karardaki mesajlara bakalım.

AİHM 11 Haziran 2019’da verdiği karar ile özgürlük ve güvenlik hakkı ile özel ve aile hayatın korunması haklarının ihlal edildiğini tespit ederek, her başvurucuya ayrıca 25 bin Euro tazminata hükmetti.

Bu kararda dikkat çeken hususlar şunlardır;

1- AİHM, davaya katılması için Türkiye’yi davet etti, ama Türkiye müdahil olmak istemedi. Muhtemelen Hükümet, haydutluğunu gizleyecek makul bir gerekçe bulamayacağını bildiği için talebi reddetmiştir.

2- AİHM, Mahkeme İçtüzüğünün 41. mad

si uyarınca, konunun önemi ve ivediliğini dikkate alarak bu davaya öncelik vermiş ve dosyayı neticelendirmiştir.

3- Tüm başvurucular Moldova’da özel bir okulda öğretmen olup bir kısmı 1993 yılından beri bu ülkede yaşamaktadır. Bazılarının eşleri Moldovya’lıdır ve çocukları Moldova vatandaşlarıdır. Artık adeta Türkiye ile irtibatları kesilmiş olan bu insanlar Hükümete darbe yapmakla suçlanıp kaçırılmışlardır.

4- Kaçırmanın yasalara ve uluslararası sözleşmelere aykırı olarak iki ülke istihbarat servislerince planlı bir şekilde yapıldığı vurgulanmıştır.

5- Kararda dikkat çeken en önemli husus da AİHM’in, Başvuranların Türkiye’ye transferi nedeniyle ortaya çıkan uluslararası tepkileri dikkate almasıdır. Bu da şunu göstermektedir; AİHM, bir dosyayı incelerken BM, AK, Venedik Komisyonu ve İnsan Hakları Dernekleri gibi kimi örgütlerin görüşlerini önemsiyor ve bunlardan etkileniyor ve hatta gerekçesine koyuyor. Bu nedenle, tüm mağdurların kendilerine veya dava konularına ilişkin bu kapsamdaki bilgi ve belgeleri başvurularında kullanmaları çok önemlidir.

6- AİHM, 15 Ekim 2018’de Avrupa Parlamentos

deu’nun Moldova ile AB Ortaklık Anlaşması’nın uygulanmasına ilişkin bir rapor yayınladığını ve Gülen Hareketi’yle ilgili iddialardan dolayı kaçırılan vatandaşlar nedeniyle Moldova’nın şiddetle kınandığını tespit etmiştir.

7- Yine AİHM, Uluslararası Af Örgütü’nün “Moldova makamları bu kişileri yalnızca bir kez sınır dışı ederek haklarını ihlal etmemiştir, aynı zamanda onları ilerde haksız yargılanma gibi insan hakları ihlallerini daha hızlı bir şekilde oluşturacak duruma da koymuştur. Ayrıca, Moldova’daki son tutuklamalar, Recep Tayyip Erdoğan’ın gittikçe daha baskıcı olan hükümeti tarafından, yurtdışında yaşayan Türk vatandaşlarına karşı siyasi misilleme modelini takip ediyor…” şeklindeki sözlerini de dikkate almıştır.

Sonuç olarak BM ve AİHM kararları Türkiye’yi bir “Haydut Devlet” olarak tarihe not düşürmüştür. Bunlar aynı zamanda, ilerde insanlığa karşı suç olarak sorumluların hesap vermesini sağlayacak haklı ve hukuksal adımlardır. Bu nedenle ister BM, ister AİHM, isterse ülkeler bazlı, her mağduriyet talebinin en ince detayları ile şikayet konusu yapılması gerekir ki bu haydutluk son bulsun.